Hevasız insan olmaz
Hevanın varlığı, insanın yaratılışına yerleştirilmiş başıboş bir zaaf olarak değil; doğru terbiye edildiğinde kulun kemale yürüyüşüne katkı sunan bir imkân olarak anlaşılmalıdır. Eğer heva mutlak anlamda kötü olsaydı, hikmet ve rahmet sahibi olan Allah’ın onu insanın yaratılış dokusuna yerleştirmesi düşünülemezdi.
Genel bir değerlendirmeyle bakıldığında heva kavramı, çoğu zaman insanın ihtiyatla yaklaşması gereken bir yöneliş olarak ele alınır. Bunun temel sebebi, hevanın ölçüsüz, denetimsiz ve bilinçsiz bırakıldığında insanı zaafa, dağınıklığa ve istikametten uzaklaşmaya sevk edebilmesidir. Ancak meseleye daha geniş, hikmet merkezli ve insan fıtratını dikkate alan bir bakışla yaklaşıldığında, hevanın bütünüyle reddedilecek bir kötülük olmadığı görülür. Aksine heva, insanın iradesini olgunlaştıran, sorumluluk bilincini derinleştiren ve fıtrî arzularını anlamlı bir hedefe yöneltmesine imkân veren önemli bir imtihan alanıdır. Bu açıdan hevanın varlığı, insanın yaratılışına yerleştirilmiş başıboş bir zaaf olarak değil; doğru terbiye edildiğinde kulun kemale yürüyüşüne katkı sunan bir imkân olarak anlaşılmalıdır. Eğer heva mutlak anlamda kötü olsaydı, hikmet ve rahmet sahibi olan Allah’ın onu insanın yaratılış dokusuna yerleştirmesi düşünülemezdi. Çünkü Allah’ın kuluna verdiği bir kabiliyetin özünde bütünüyle kötülük olarak görülmesi, imtihanın hikmetini eksik kavramaya yol açar. Oysa ilahî imtihan, insanı tuzağa düşürmek için değil; ona iradesini, yönelişini ve kulluk bilincini ortaya koyma imkânı vermek içindir.