بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 29 · Ağustos 2026 · Makale · s. 22

Akıl-Kalp-Nefs-Ruh Sözcüklerinin Anlamları Hakkkında

Mehmet Ayman — Yazar

۞
Akıl-Kalp-Nefs-Ruh Sözcüklerinin Anlamları Hakkkında
Yazı boyutu %100
Paylaş
“Allah hikmeti kime dilerse ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.

Akıl insan ruhuna ait bir sıfat, bir güçtür. Bu güç bazen gücün sahibiyle o kadar iç içe geçer o kadar özdeşleşir ki işte o zaman akla ruh, ruha da akıl dendiği bile olur. Yani akıl ve ruh sözcükleri biri diğerinin yerine kullanılır.

“Allah hikmeti kime dilerse ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. (Bakara 2/269) Akıl :Akıl kelimesi sözcük olarak Arapça da “‫ع‬-‫ق‬-‫ ”ل‬fiilinden türetilmiş mastar isimdir. Sözlükte kök olarak anlamı “bağlamak, kayıt altına almak, tutmak, engellemek, alıkoymak(istimsak),yasaklamak,(habs) korunmak’’ anlamlarına gelir. Kelime Kuran’da isim olarak değil fiil kalıbında geçmektedir. Akıl sözcüğünün Latincedeki karşılığı ‘Ratio’ dur. Dilimize batı dillerinden geçen “Razyonalim”/Akılcılık sözcüğünün kast ettiği mana bu sözcükle ilgilidir. Bu sözcükte; uyarlamış, sıkı işlemlerden geçirilmiş şey anlamlarına gelir. Türkçedeki karşılığı ise ‘Us’ tur. Konuşma dilinde kullandığımız “Uslu çocuk” tabirinde olduğu gibi. Biraz daha açalım isterseniz. Örneğin burada dikkat edilirse akıl sözcüğünün temel anlamı daha çok engellemek, tutmak, alıkoymak anlamlarında yoğunlaşıyor. Yani sahibinin yanlış ve tehlikeli işlere girişmesini, yeltenmesini engellediği için, onu tuttuğu için o yetiye akıl denmiştir. Bu anlamda Kale’ye de içindekileri dışardaki tehlikelere karşı koruduğu için Ma’kıl denir. Akıllı kişi kendine zarar verecek şeylere karşı kendi nefsini tutup böylece kendini koruyan kişidir. Akıl sözcüğü gündelik hayatta daha çok insanı hayvandan ayıran en büyük, en başat özelliği olarak bilinir. Felsefi terminoloji de akıl sözcüğü biraz daha geniş bir anlam çerçevesiyle karşımıza çıkar. Bilindiği gibi dış dünyadaki nesnelerin bir suretleri/görünüşleri bir de anlamları vardır. İşte akıl bu nesnelerin suretlerini (gerçekliklerini) gerçekte nasıl iseler, tıpkı öyle anlayabilen yalın bir yetenektir. Buna cevher de

denir, yani akıl cevheri denir. Cevher anlamında akıl; bilindik anlamıyla “İnsanı insan yapan şey” neyse işte tam olarak odur. Bir anlamda insanın “alamet-i farikası” da denebilir. Yani insanı diğer varlıklardan ayıran yegâne özellik akıldır. Bu özellik insanlarda doğuştan vardır. Bir diğer tabirle bu tür akla “matbû akıl” (yani insanın doğuşta tabiatında/ doğasında olan akıl) da denir.Fıtri veya Matbu, yani verili akıl da denir. Akıl yetisi insan ruhuna ait (insan nefsine ait de diyebiliriz) bir yeti, yetenek olarak ta tanımlanabilir. Yani insan bir madde/beden bir de mana/ ruhtan oluşan bir varlık olduğuna göre, mana tarafının birtakım özellikleri ve yeteneklerinin olması gerekiyor. İşte bu yetilerden birisi de “düşünüp anlama yetisidir” ki insan bunu “akılla” sağlar. Bu anlamıyla akıl insan ruhuna ait bir sıfat, bir güçtür. Bu güç bazen gücün sahibiyle o kadar iç içe geçer o kadar özdeşleşir ki işte o zaman akla ruh, ruha da akıl dendiği bile olur. Yani akıl ve ruh sözcükleri biri diğerinin yerine kullanılır. Fakat aklı kısaca insan ruhunun hem teorik/düşünme gücü hem de pratik/karar verme gücü olarak ifade edersek yanlış olmaz sanırım. Bir diğer yaygın anlamıyla akıl; kişinin yaşadıkça edindiği bilgi ve biriktirdiği tecrübelerdir. İnsanlar aklın daha çok bu anlamını bilir ve tanır. Yani bir kimse ne kadar çok okumuş yazmış, gezip görmüş ve başka yollarla tecrübe edinip bilgi, görgü ve yeteneklerini artırmışsa o kimse akıllı olarak kabul edilir. Akıl burada edinilen tecrübeleri ve kazanılan bilgileri ifade eder. Biz bu bilgi ve tecrübeler sayesindedir ki şeylerin(eşyanın) ve olayların doğrusunu yanlışından iyisini kötüsünden ayırma yeteneği kazanırız. Çocuklarda gençlerde veya çok görüp yaşayıp hayat tecrübesi kazanamamış kimselerde bu akıl türü yani “tecrübi akıl/ deneysel akıl” pek gelişmediği için bu grupta zikredilenler yeterince akıllı

kabul edilmezler. Dikkat edin zeki demiyorum. Zira zekâ akıldan başka bir şeydir. Ona da aklın pratik yani karar verme yeteneği/gücü deyip geçelim zira konumuzu fazlaca uzatmak istemiyorum. Bu anlamdaki akla ‘Mesmû akıl’ da denir. Yani doğuştan olmayıp sonradan Matbû akıl vasıtasıyla elde edinilen bilgi ve tecrübelerin eseri olan akıldır. Mesmû akla müktesep akıl/kazanılmış akıl da denir. Kur’an’ı Kerimde akıl sözcüğü daha çok isim ve mastar kalıbında/anlamıyla değil, fiil kalıbında geçer. Yani bir iş, oluş ve hareket anlamını içeren bir formda geçer. Buradan aklın teorik anlamına değil de bilakis uygulama ile ilgili pratik yanına dikkat çekildiği sonucunu çıkarmak mümkündür. Kur’an’ı kerim daha çok insan hayatında bir işlevi olan/işlevsel akla vurgu yapar. Bu anlamıyla akla fikir, tefekkür, nazar, basar, tedebbür, zikir, ilim, fehm gibi işlevler yüklenmiştir. Bu sözcükler bir anlamda akıl yetisini kullanma biçimlerini yani eşyanın farklı yaratılış biçim ve şekilleri üzerinde düşünme tefekkür, tezekkür, nazar etme, gözlem ve inceleme yapma ve sonuca yani bilgiye ulaşma durumlarını da ifade eden sözcüklerdir. Kur’an’da akıl sözcüğü, İnsanın Allah’ın ayetlerini anlamaya güç yetiren yanını yani yeteneğini ifade eder. Bilindiği gibi Allah’ın ayetleri iki türlüdür. Birincisi çok bilindik anlamıyla Kur’an’da yazılı ayetlerdir ki bu ayetleri anlamanın yolu ilim/bilgi sahibi olmaktan geçer. Bunun için gerekli olan ilmi/bilgiyi elde etmenin yegâne yolu da akıldır. Yani ancak akıl sahibi varlıklar Kur’an’ı okuyup, üzerinde tefekkür ve tezekkür edip anlayabilirler. Diğer bir ayet türü de Allah’ın varlığının güç ve kudretinin alamet ve işaretlerini gösteren kevniyyattır. Yani yaratılmış olan her şey Kevni ayetler olarak zikredilir. Bu ayetlere bakıp, görüp (nazar) bunların varlık biçimleri,

yaratılış amaçları üzerinde düşünmek/ tefekkür etmek de yine aklın işidir. Kur’an’ı Kerim’de gökten yağan yağmur Allah’ın ayetlerinden bir ayet olarak zikredilir. “Allah o yağmur sayesinde arzı/yeryüzünü öldükten sonra tekrar hayata kavuşturur, canlılarla doldurup donatır. Şüphesiz bunda (Yani Allah’ın yağmurla öldükten sonra yeryüzünü tekrar hayata kavuşturmasında) düşünüp/akıllarını çalıştıranlar için (Allah’ın varlığına, gücünün, kuvvetinin büyüklüğüne dair) işaretler/ayetler vardır” 1 ayeti örnek olarak verilebilir. Yine, Kur’an-ı Kerim sapkınlıkları yüzünden yaşadıkları şehrin altının üstüne getirilmesi ile helak olan eski bir halkın/milletin durumundan bahsederek. “And olsun ki biz, aklını çalıştıranlar için helak ettiğimiz o eski şehrin halinden açık bir ayet/iz işaret bıraktık”2 denmektedir. Böylece Allah’ın gazabıyla helak olan eski milletler virane halinde kalan şehirlerin hali O’na inanmayanlar için biz iz bir işaret/ayet olarak zikredilir. Bütün bu işaretlere bakıp, ibret ve ders alıp, onlar üzerinde tefekkür ve tezekkür etmekte yine aklın ve akıllıların görevidir. Kur’anı Kerimde bunun gibi fikir, tefekkür, nazar, basar, tedebbür, zikir, ilim, fehmle ilgili ayetler oldukça fazladır. Akıl sözcüğü “Ruh”, sözcüğü ile ifade edildiği gibi bazen de “Kalp” ve “İnsani Nefs” gibi sözcüklerle de ifade edilir. Fakat bu sözcülerin sayısının fazla olması manaların da çok olmasını gerektirmez. Büyük mütefekkir İmam Gazali “İnsan kalbinde kemâl sıfatları olan, yani kusurlardan sıyrılmış bulunan bir göz vardır. Ona bazen akıl denir, bazen ruh denir, bazen de insani nefs denir. Burada biz akıl, ruh, insani nefs tabiriyle ifade edilen bu şeyle akıllıyı emzikli çocuktan, hayvandan ve deliden ayırt eden manayı kastediyoruz ve ulemanın çoğunluğuna uyarak ona akıl diyoruz.der. Görüldüğü gibi burada akıl sözcüğü kalp, nefs ve ruh tabiriyle çok yakın bir ilişki içinde ele alınmıştır. Hatta bunlar müteradif (eşanlamlı) sözcükler olarak ele alınır. Bu dört sözcükten üçünün (kalp, ruh ve nefs) birisi maddi diğeri manevi alanla ilgili olmak üzere ikişer manası vardır. 1-Bunlardan ilki mülk ve şehadet âlemi dediğimiz hissi ve cismani âlemle (beş dış duyu ile algılanıp idrak edilebilen alem) ilgilidir. Bu manalar tıp ve psikoloji ilminin ve tabiplerin ilgi alanına girer. 2-Bizi asıl ilgilendiren bu sözcüklerin ikinci manasıdır ki, o mana da ruhani, akli ve ulvi âlem de denilen Gayb ve Melekût âlemi daha dar anlamıyla 1 Rum suresi 30/23-24 2 Ankebut 29/35

metafizik alem ile ilişkili olan tarafını gösteren manadır. Bu anlamda her dört sözcükte görevi eşyanın hakikatlerini ve diğer bilinenleri bilen, idrak eden ve kavrayan latif varlık olarak tanımlanır. Buradan anlaşılıyor ki kalp, ruh ve nefs sözcüklerinin birer cismani anlamları vardır. Bunlar cismani kalp, cismani ruh, şehevanî nefsten ibarettir. Bunlardan başka bu dört sözcüğün hepsinin ortak ve tek bir manası vardır ki, o da insanın bilici, idrak edici ve tanıyan latifesi olduğudur. Âlimlerin çoğunluğu bu latifeye akıl adını verir. Akıl-ruh ilişkisi Ruh; Mahiyeti yani ne’liği insanlar tarafından tam olarak bilinmesi mümkün olmayan latif(soyut, maddi olmayan) bir varlıktır. Bu konuda Kur ’anda Hz. Peygambere hitaben şöyle buyuruluyor. “(Ey Peygamber!) Sana Ruh ’tan soruyorlar; De ki; Ruh, Rabbimin emrinden dir. Size (ruhla ilgili) ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir.”3 İslam âlimleri ruhu latif bir cisim olarak tanımladıktan sonra işlevleri itibarıyla tasnife tabi tutmuş ve derecelendirmişlerdir. Burada İbn’i Sina ve İmam’ı Gazali’nin tasniflerine yer vereceğiz. 1- Hisseden Ruh (er-Ruhu’l-Hassas): Bu ruh, beş duyunun getirdiklerini alır. Hayvani ruhun aslıdır, esasıdır. Çünkü hayvan bu ruhla hayvan olur. Bu ruh süt çocuğunda da bulunur. 2- Hayali Ruh (er-Ruhu’l-Hayali): Bu ruh duyuların getirdikleri uyarıları kaydeder ve gerektiğinde üstündeki akli ruha sunmak üzere muhafaza eder. Bu manadaki ruh, süt çocuğunda yoktur. Çünkü süt çocuğu henüz ruhun bu mertebesine ulaşmamıştır. 3- Akli Ruh (er-Ruhu’l-Akli): Bu ruh, his ve hayal dışında kalan manaları idrak eder. Bu ruh özel insanlık cevheridir. Hayvanlarla sabilerde bulunmaz. Bu ruhun idrak ettiği şeyler zaruri külli bilgilerdir. 4- Fikri Ruh (er-Ruhu’l-Fikri): Bu ruh, sırf akli ilimleri alarak onların aralarında telifler, terkipler yapar, bilgiler meydana getirir. Sonra sözgelimi elde ettiği neticeyi tekrar birleştirerek başka bir netice daha elde eder. Bu terkipler, telifler ve sonuç elde edişler devam edip gider. 5- Kutsal Peygamberlik Ruhu (er-Ruhu’l-Kutsi en-Nebevi): Bu ruh, peygamberlerle bir kısım evliyaya mahsustur. Gayb parıltıları, ahiret hükümleri, göklerle yerin melekûtunun bilgilerinden bir parça hatta, akli ve fikri ruhların anlamaktan aciz kaldık3 İsra 17/85

ları bir kısım rabbani bilgiler bu kutsal peygamberlik ruhunda tecelli eder. Burada bu açıklamaları yapmamızın sebebi insan ruhuyla akıl arasındaki yakınlığı belirtmek içindir. Nitekim ruhun, akıl sözcüğü ile aynı anlamda kullanıldığını daha önce belirtilmiştik. Şimdi aklın tanımlarını biraz daha genişçe yapabiliriz. 1- Akıl insanı hayvandan ayıran bir vasıftır. İnsan bu vasıf sayesinde düşünce mahsulü olan ilimlerin ve sanatların toplayıp bir araya getirmeye hazır hale gelir. Akıl insanın kendisiyle nazari bilgilerin algılanmasını sağlamak için insan kalbine konulmuş bir nurdur, fıtri bir yetidir. İnsan o nur vasıtasıyla eşyayı idrak etmeye yetkili olur. Gazali bu konuda Kuran’dan Nur suresinin 35. ayetini delil gösterir. 2-Akıl, muhallerin muhal olduğunu ve mümkünlerin de imkânını bilecek derece de ayırım yapan çocuğun zatında meydana gelen ilimlerdir. Sözgelimi iki sayısının bir sayısından fazla olduğunu, bir şahsın aynı zamanda iki ayrı yerde bulunmasının mümkün olmadığını bilmek bir sözün hem doğru hem yanlış olamayacağını, özel olanın var olmasının genel olanın da var olmasını gerektireceğini; sözgelimi siyah varsa renklerin de var olmasının zorunlu olması gibi. Bunlar aklın tabiatının işlediği bilgilerdir. Taklit ve dinlemekle elde edilmez. Nereden ve ne zaman alındığı da bilinmediği gibi ta çocukluk çağından beri insanoğlunun nefsinde bulunmakta ve insanoğlu bu ilimlerle yaratılmış olmakta ve insan bu ilimlerin kendisinde nerede ve ne zaman meydana geldiğini, yani yakın sebebini bilmemektedir. Akıl sözcüğü sözlükte olduğu gibi kullanışta da bu cevherin ismidir. İlimlere akıl ismini vermek aklın ürünü ve meyvesi olduklarından dolayıdır. Burada ilme mecaz yoluyla akıl adı verilmiştir. Kendisine akıl adı verilen bu bilgiler sanki fıtri olarak akıl cevherinde mevcuttur. Fakat onların varlık âlemine çıkarılmalarına sebep olan vasıta mevcut olduğu zaman ancak vücut dünyasında görünürler. Sanki bu bilgiler aklın dışından aklın üzerine varit olan herhangi bir şey değildir ve yine sanki bu bilgiler aklın içinde gizli imişler de sonradan meydana çıkarılmışlardır. 3- Meydana gelen çeşitli olayların sonunda elde edilen tecrübelerden kazanılan bilgilerdir. Çünkü çeşitli denemelerden geçmiş ve bu denemeler sonunda olgunlaşmış kimselere örf ve adette akıllı denir. Bu sıfatlardan mahrum olan bir kimse hakkında ahmak, gafil ve cahil denir. İşte bu tecrübeye dayalı bilgidir ki ona akıl denir. 4- Nihayet bir kimsede akıl kuvveti

öyle bir dereceye gelir ki, akıllı kimse emirlerin sonucunu bilip, geçici lezzetlere sürükleyici şehveti buyruğu altına alır. İşte bu kimseye şehvetle hükmetmeyip, işlerin durumuna göre hareket ettiği için akıllı denir. Gazali, aklın, bu anlamıyla, insanı hayvandan ayıran bir özellik olduğuna işaret eder. Ona göre bu tanımlardan ilk ikisi insana doğuştan verilen akla son ikisi de çalışma ile kazanılan ilme verilen addır. Fakat bu görüşler arasında ittifakla kabul edilen ve hakkında hiçbir ihtilaf olmayan ikinci kısım, yani zaruriyat hakkında olandır. Görüldüğü gibi zaruri bilgiler temyiz çağında oluşmaya başlayıp, giderek artıyorlar. Bu durum, Allah’ın her şeyi tedricen olgunlaştırma tarzındaki sünnetinin bir örneğini teşkil eder. Bütün bunlara ilave olarak akıl sözcüğü 1-Bazı zaruri bilgiler anlamında da kullanılır. 2-Akıl, insanda bulunan ve insanı nazari bilgileri kavramaya hazırlayan zihni canlılıktır. 3- Akıl, “mümkün şeylerin imkânını, imkânsız şeylerin imkânsızlığını bilmek gibi zaruri bilgilerdir”. Akıl insanın cevherinde ve nefsinde bulunan bir heyet (yatkınlık), bir canlılık olup insan bu canlılık sayesinde makûlâtı anlama ve inceleme için hazır hale gelir. 4- Tecrübeyle elde edilen bilgilere de akıl denir. Nitekim oturup kalkmasında, konuşmasında bir heybet, bir vakar ve sükunet bulunan kişiye ve Ameli ilimle birleştiren kişiye de akıllı denir. Akıl kelimesi bazen, 1-Durumların (işlerin, emirlerin) hakikatini bilmek anlamında kullanılır. O zaman merkezi kalp olan ilim sıfatından ibarettir. 2-Burada akıldan kastedilen ilimleri idrak eden latif varlıktır ki, bu da manevi anlamdaki kalbin ta kendisidir. 3-Bazen de âlimin sıfatı anlamında kullanılır. 4-İdrakin mahalli yani idrak eden kastedilir ki Hz. Peygamberin “Allah’ın ilk yarattığı şey akıldır”, hadisinde kullandığı mana budur. Bu manadaki akıl bütün zatlardan ve zati şeylerden öncedir. Zatlardan, cevherlerden, zamandan, mekândan, maddeden ve suretten öncedir. Kendisinin altında bulunan yani varlıkta kendisinden sonra gelen şeylerden biriyle ancak mecaz yoluyla vasıflanabilir.

İBRAHİM ŞAHİN Ben Kimim? hikmet nazarıyla bakıp sırrımı çözenler anlar gizem ambarımda saklı insanlığın cevapları kader senaryolarının en etkin yazarı benim tesirimden kurtulamaz hayat yolu kitapları dost görünüp sinsi sinsi kurduğum tuzaklarımda fark edemez nice insan çevirdiğim dolapları ben örerim ömür boyu bir an dahi usanmadan iyi niyet erbabının başına şer çorapları ruhları çıplak bırakan o görünmez el benimdir maharetimle soyulur maneviyat esvapları bîgânelik meclisinde sunduğum bâdeler ile ederim âdem soyunu iblisin dost, ahbapları kendi kusur defterine şaşı bakan iz’ansıza geçmez akçe, pul ederim hayırları, sevapları aşk libası giydirerek şehvetlerin vücuduna yırtarım ar’ın yüzünden masumane nikapları susuz kalmış arzulara içiririm yudum yudum hayallerle, rüyalarla demlediğim serapları haz ikliminde ekerim uyutulan vicdanlara has mekanda eyvahlarla derlenecek azapları sureti haktan görünüp hazırlarım itinayla niyetlere kor misali düşüveren kezzapları bazen bir şiir olurum, bazen meşk dilinde tını bu coşku ile savrulur iradenin harapları hesaplar yaptırırım da hakkın hesabı üstüne ziyana düşer elimde bütün ömrün hesapları huzur çağlayanı gibi sunarım arzu ehline nefesimle aşka gelen baş döndüren girdapları küçük gören kurtulamaz irademe ram olmaktan zindanlarımda yudumlar rüsvâ eden şarapları sultanı köle ederim, köleleri ise sultan dönüştürür hilelerim karanlığa mehtapları yalnız komam hırs ehlini zulümlerde, fitnelerde getiririm dillerine en can yakan hitapları bestekârı ben olurum yazdığı hayat şi’rinin ben vururum bam teline fütursuzca mızrapları bazen aşk lezzetindeyim, bazen isyan kıvamında bazen sıcak bir ten ile olurum handikapları ben olurum hevesine kul olan zavallıların bitimsiz duygular ile yöneldiği mihrapları heva, heves münâdimdir, arzular ise mescidim secde ettirip şehvete oluveririm rap’ları dillerde var olan yâdım “nefs-i emmâre”dir benim ben düşürdüm İbrahim’in yüzüne ıstırapları…

“Akıl insan ruhuna ait bir sıfat, bir güçtür. Bu güç bazen gücün sahibiyle o kadar iç içe geçer o kadar özdeşleşir ki işte o zaman akla ruh, ruha da akıl dendiği bile olur. Yani akıl ve ruh sözcükleri biri diğerinin yerine kullanılır.”

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.