بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 25 · Nisan 2026 · ISSN 3023-7688

Dosya: Şeytan Ve Dostları

“Onlar şeytanları dost edindiler ve kendilerini doğru yolda sanıyorlar” (Araf: 30) “Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır; siz de onu düşman edinin” (Fatır: 6)

۞
Önsöz

Şeytan ve Avanesi

Yayın kurulu adına
İnsan ve şeytan arasındaki fark, ge- nel anlam itibarıyla pişman olup tövbe etmekle, isyanda ısrar etmek konusun- dadır. Şeytan ve insanın orijininin mümin olmakla, küfürde ısrar etme arasında bir fark olmamakla beraber, şeytan iblisin soyunun küfürde timsal olmuş zirvesidir. Rahmetli Necip fazılın Sakar- ya şiirinde sakarya nehri ile kendisi arasında kandan ve çamurdan olma özellikleri ile benzeşme sağlanarak bir ironi yapması gibi bir benzeme diye- biliriz, insan ve iblisin soyunun imti- han hakikati adına sahip olduğu ortak donanımlara. Allah cc insana takvayı ve fücuru ilham ettik buyururken ibli- sin soyunun da imtihan olacağı gerçeği aynı alt yapıya sahip olmayı gerekli kıl- maktadır sanırım. İblisin ateşten yaratılmış olması ateşi isyanın temel ögesi yapmayacağı gibi insanın topraktan yaratılması da toprağı itaatin simgesi kılmayacaktır. Nitekim insanların içinden Allaha itaat edenler mevcut olduğu gibi cin suresinde beyan edilen Allaha teslim olmuş ecinni varlıkların mevcudiyeti imtihan düzlemi eşitliğidir. Buda bize insan ve cin taifesinin imtihan olma bakımından müsavi olduklarını ortaya koyar. Cin taifesinden şeytanlaşmış iblis ve avenesi mevcut olduğu gibi insan soyundan da azmış ve Allaha isyan bayrağı açmış temsilcileri; firavun ve hanedanı gibiler de mevcuttur. Peki şeytana bunca düşmanlık gös- terilip, insan soyunun şeytanlaşmışla- rına karşı aynı şiddeti göstermeyişimi- zin temelinde yatan sebep ne olabilir? Onun görünmeyen olup, bizim ne tarafımızdan yanaşacağına dair bir belirleyici melekemizin olmama- sı sebebiyle düşmanlıkta ziyadeleşti- rip kendimize korunma gardı almak düşüncesi mi etkin olmaktadır aca- ba? Yoksa insan şeytanların açıkta ve görünür olması sebebiyle onlara karşı kendimizi koruyabiliriz düşüncesi mi bize güven verip, rahatlık sağlamakta- dır? Kelamı İlahinin tanımlaması- na göre saptırmada şeytan ve insan cinsinin şeytanları arasında eylemsel bir fark görünmemekle beraber, ibli- sin insanlık tarihinin başında taşlan- mış, şeytan olması ve insanlığın yaşa- yacağı süreçte azdırma adına mühlet istemesi onu ontolojik düşman maka- mına koymuştur. Yoksa şeytanın ken- di hemcinsleri cinlerin tamamı için aynı şey söylenemez. Çünkü onların mümin olanlarının mevcudiyeti söz konusudur. (Cin, 2) İblisi şeytanlaştıran üstünlük saçmalamasıdır. Yaratılma cevheri olan temel maddeler arasında ken- dince üstünlük ve alçaklık mertebesi öngörmesidir. İblisin sapmasında paradigma zafiyeti mevcuttur. Emrin geldiği makama değil, emredildiği varlığın niceliğine takılmıştır. Oysa aynı sınavda kazanan taraf olan melekler, yaratılmış varlığın yaratılması önce- sinde Allah ile yapmış oldukları ko- nuşmaya takılmaksızın, emrin geldiği makama itaat etme bilincindeki kesinlik sebebiyle secde emrine itaatte kusur göstermemişlerdir. Secde olayının öncesinde iblisin meleklerin arasında olması dolayısıyla bu emre muhataplığını nazarı dikkate alacak olursak, Ademin yaratılışından önce melekler ile Allah arasında geçen itiraziye sahnesinde iblisin fonksiyo- nu, pozisyonu nedir? Allah tarafından detaylandırılmadığı için bilemiyoruz. Adem’in yaratılışına karşı geliştirilen ilk itiraz sahnesinde henüz sınanma olmadığı için, kim bunu köpürtecek, kim Allah’ın kendilerinin bilmedikle- rini bilmesi dolayısıyla teslim olmala- rı gerçeğini kabullenip teslim olacağı belli olmadığı için çoğunluğun arasın- da adının anılmasına değer görülme- miş olabilir. Çünkü Allah bilir ki, ib- lis haricinde bu tartışmaya katılanlar, iradelerini, son noktada karar verme aşamasında kendi iradesi doğrultu- sunda değerlendirirler. İşte tam burada şeytanlaşma sahnesinin gerçekleştiği yerde bu ayrımın farkına varan şeytan kendince, kendini haklı çıkarabileceğini sandığı itirazını gerçekleştirir. Allah’a yaptığı meşhur itiraz cümlesini şöyle kurar; “Sen benim bu konuda azacağımı bil- diğin halde beni bu konuda sınadın!” (Araf 16) Bu cümleden Allah’ın melek- ler hakkında son demde sınavı başara- bileceklerine dair önceden düşüncesi vardı kanaatini çıkarabiliriz. Yani şey- tanda bunu biliyordu, bu sebebe daya- narak bu cümleyi kurdu. Halbuki Allah asıl sınava tabi tu- tulanın kendisinin olması gerektiğini önceden bilmesi noktasında şeytana bilinç vermişti. Yani emre itaat konu- sunda meleklerin kesin itaat gösterece- ği bilinen bir şeydi. Emre muhataplık açısından seçme hakkı sadece kendi- sinde vardı. Bu sebeple Âdeme secde olayının kendisinin sınavı, meleklerin teslimiyetinin tescili olduğunu bilme- liydi. Bulunduğu yer itaat makamıydı. Çünkü bir soru yok, emir vardı. Şeytan ortamın kendisine verdiği sahte güven duygusuyla kendi ayağını kaydırmıştı. Bulunduğu ortamın içinde meleklerin kim olduğunu, ken- disinin o makama yücelmesinde nele- rin etkin olduğunu ve hangi şeylerin kendisini bu makamdan kaydırabile- ceğini biliyor olması kaçınılmaz ger- çekliktir. Biz her ne kadar bu konuların biz- lere Rabbimiz tarafından bildiriminin yapılmamış olduğunu bilmiş olma- mıza rağmen varlık hakikati, imtihan hakikati gibi konuların künhüne vakıf olabilecek bir akılla Allah tarafından donatıldığımızda bu sonuçları çıkara- bilecek akla ve kıyasa sahip olabiliriz. Bu sebeple de bize bildirilmemiş ko- nularda bildirimlerin önünü kendimiz açısından görebiliriz. Âdem as ve şeytan kıssalarının anlatım hikmetlerinden birisinin bu olduğunun farkına varmak suretiyle hayatta başımıza gelebilecek imtihan hakikatlerine karşı sak olmamız bu kıssa üzerinden bize anlatılmış oldu- ğunun farkındalığını geliştirebiliriz. Bulunduğumuz makamın veya ko- numun bizde oluşturacağı haksız gü- ven anlayışına karşı dikkatli olmalıyız. Çünkü sahip olduğumuz ve adına nefs denilen duyguların imanî akılla kont- Şeytan ve Avanesi İblisin sapmasında paradigma zafiyeti mevcuttur. Emrin geldiği makama değil, emredildiği varlığın niceliğine takılmıştır. 4 rol altında tutulmaması halinde ayağı- mızı kaydırıp yaratıcının dergahından kovulma riskini barındırdığı gerçeği unutulmamalıdır. Allah cc adildir. İmtihan sahnesi- ne çıkmadan insanı bu düşmana kar- şı uyarmıştır. Hatta Kitabı Keriminde onun bütün hamlelerini, salvolarını imtihan alanına çıkan insana önceden bildirmek suretiyle uyarılarını yapmış- tır. Ne yazık ki insan ilk günden diye- bileceğimiz nitelikte şeytanın Allah ile aldatma tuzaklarına düşerek insanlık tarihini kara bir sayfa ile başlatmıştır. Düşünebiliyor muyuz gözünü aç- mış Rabbini görmüş olan Âdem as me- lekler katında nasıl bir yüceltme ile tal- tif edilmiş olmasına rağmen şeytanın kullandığı hiledeki basit aldatmacayı çözememiştir. Bir emirle şeytanlaşmış İblisin kendilerini bir yasağı deldirmek suretiyle cennetten kovduracağını, tenzili rütbe edileceklerini fark ede- memişlerdi. Şeytan emre itaatsizlikten dolayı yoldan çıkışının intikamını ya- sağı deldirmek suretiyle almıştı. İmtihan dünyasında benzer bir- çok saptırma eylemiyle karşı karşıya kalan insanın süreç içinde çoğalmış suç haritasında birbirinin türevi gü- nahlar kıyamete kadar çoğalma isti- dadı gösterecektir. Çünkü insan dünya ve heveslerine karşı zayıflıkları olan bir varlıktır. (Ali İmran 14) Şeytanın bu alanı kullanarak yoldan çıkarma faaliyetlerine karşı insanı muhafaza edecek donanım, salih kul olma sıfatı ile izah edilmiştir. (Hicr, 40) Bütün bu hakikatler gösteriyor ki, insanın imtihan sahnesindeki en bü- yük tehlike, şeytanın vesvesesi kadar, kendi nefsinin insana sunduğu sah- te güven alanıdır. Şeytanın meydan okuyuşu ve insanı saptırma çabası, varlıklar arasındaki üstünlüğün mad- dî yaratılış unsurlarında değil, itaat ve teslimiyet şuurunda saklı olduğu- nu bir kez daha ortaya koymaktadır. Âdem’den bu yana süregelen bu mü- cadele, insanın her an tetikte olmasını, yaratılış gayesini unutmamasını gerek- li kılar. Zira Allah’ın uyarıları, şeytanın açık düşmanlığının ve insanın zaafları- nın farkına varması için kula yapılmış bir rahmet bildirimidir. Bu sebeple insan, sahip olduğu ma- kamın, bilgisinin veya konumunun kendisini yanıltmasına izin verme- meli; arzuların, isteklerin ve şeytanın ortak tuzaklarına karşı ilahî rehberli- ğe sarılmalıdır. Çünkü kulluğun kıy- meti, sahip olunan imkânlarda değil, imtihan karşısında gösterilen duruş- ta ortaya çıkar. Sonuç olarak, insanın kurtuluşu; şeytanlaşmanın değil, salih kulluk bilincinin peşinde yürümekle mümkün olacaktır. Editör
Önsözün tamamını okuyucuda aç
11 kalem

Bu Sayının Yazarları

۞
13 yazı

İçindekiler

۞