“Onlar şeytanları dost edindiler ve kendilerini doğru yolda sanıyorlar” (Araf: 30)
“Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır; siz de onu düşman edinin” (Fatır: 6)
۞
Önsöz
Şeytan ve Avanesi
Yayın kurulu adına
İnsan ve şeytan arasındaki fark, ge-
nel anlam itibarıyla pişman olup tövbe
etmekle, isyanda ısrar etmek konusun-
dadır.
Şeytan ve insanın orijininin mümin
olmakla, küfürde ısrar etme arasında
bir fark olmamakla beraber, şeytan
iblisin soyunun küfürde timsal olmuş
zirvesidir.
Rahmetli Necip fazılın Sakar-
ya şiirinde sakarya nehri ile kendisi
arasında kandan ve çamurdan olma
özellikleri ile benzeşme sağlanarak bir
ironi yapması gibi bir benzeme diye-
biliriz, insan ve iblisin soyunun imti-
han hakikati adına sahip olduğu ortak
donanımlara. Allah cc insana takvayı
ve fücuru ilham ettik buyururken ibli-
sin soyunun da imtihan olacağı gerçeği
aynı alt yapıya sahip olmayı gerekli kıl-
maktadır sanırım.
İblisin ateşten yaratılmış olması
ateşi isyanın temel ögesi yapmayacağı
gibi insanın topraktan yaratılması da
toprağı itaatin simgesi kılmayacaktır.
Nitekim insanların içinden Allaha
itaat edenler mevcut olduğu gibi cin
suresinde beyan edilen Allaha teslim
olmuş ecinni varlıkların mevcudiyeti
imtihan düzlemi eşitliğidir. Buda bize
insan ve cin taifesinin imtihan olma
bakımından müsavi olduklarını ortaya
koyar.
Cin taifesinden şeytanlaşmış iblis
ve avenesi mevcut olduğu gibi insan
soyundan da azmış ve Allaha isyan
bayrağı açmış temsilcileri; firavun ve
hanedanı gibiler de mevcuttur.
Peki şeytana bunca düşmanlık gös-
terilip, insan soyunun şeytanlaşmışla-
rına karşı aynı şiddeti göstermeyişimi-
zin temelinde yatan sebep ne olabilir?
Onun görünmeyen olup, bizim
ne tarafımızdan yanaşacağına dair
bir belirleyici melekemizin olmama-
sı sebebiyle düşmanlıkta ziyadeleşti-
rip kendimize korunma gardı almak
düşüncesi mi etkin olmaktadır aca-
ba? Yoksa insan şeytanların açıkta ve
görünür olması sebebiyle onlara karşı
kendimizi koruyabiliriz düşüncesi mi
bize güven verip, rahatlık sağlamakta-
dır?
Kelamı İlahinin tanımlaması-
na göre saptırmada şeytan ve insan
cinsinin şeytanları arasında eylemsel
bir fark görünmemekle beraber, ibli-
sin insanlık tarihinin başında taşlan-
mış, şeytan olması ve insanlığın yaşa-
yacağı süreçte azdırma adına mühlet
istemesi onu ontolojik düşman maka-
mına koymuştur. Yoksa şeytanın ken-
di hemcinsleri cinlerin tamamı için
aynı şey söylenemez. Çünkü onların
mümin olanlarının mevcudiyeti söz
konusudur. (Cin, 2)
İblisi şeytanlaştıran üstünlük
saçmalamasıdır. Yaratılma cevheri
olan temel maddeler arasında ken-
dince üstünlük ve alçaklık mertebesi
öngörmesidir.
İblisin sapmasında paradigma
zafiyeti mevcuttur. Emrin geldiği
makama değil, emredildiği varlığın
niceliğine takılmıştır. Oysa aynı
sınavda kazanan taraf olan melekler,
yaratılmış varlığın yaratılması önce-
sinde Allah ile yapmış oldukları ko-
nuşmaya takılmaksızın, emrin geldiği
makama itaat etme bilincindeki
kesinlik sebebiyle secde emrine itaatte
kusur göstermemişlerdir.
Secde olayının öncesinde iblisin
meleklerin arasında olması dolayısıyla
bu emre muhataplığını nazarı dikkate
alacak olursak, Ademin yaratılışından
önce melekler ile Allah arasında geçen
itiraziye sahnesinde iblisin fonksiyo-
nu, pozisyonu nedir? Allah tarafından
detaylandırılmadığı için bilemiyoruz.
Adem’in yaratılışına karşı geliştirilen
ilk itiraz sahnesinde henüz sınanma
olmadığı için, kim bunu köpürtecek,
kim Allah’ın kendilerinin bilmedikle-
rini bilmesi dolayısıyla teslim olmala-
rı gerçeğini kabullenip teslim olacağı
belli olmadığı için çoğunluğun arasın-
da adının anılmasına değer görülme-
miş olabilir. Çünkü Allah bilir ki, ib-
lis haricinde bu tartışmaya katılanlar,
iradelerini, son noktada karar verme
aşamasında kendi iradesi doğrultu-
sunda değerlendirirler.
İşte tam burada şeytanlaşma
sahnesinin gerçekleştiği yerde bu
ayrımın farkına varan şeytan kendince,
kendini haklı çıkarabileceğini sandığı
itirazını gerçekleştirir. Allah’a yaptığı
meşhur itiraz cümlesini şöyle kurar;
“Sen benim bu konuda azacağımı bil-
diğin halde beni bu konuda sınadın!”
(Araf 16) Bu cümleden Allah’ın melek-
ler hakkında son demde sınavı başara-
bileceklerine dair önceden düşüncesi
vardı kanaatini çıkarabiliriz. Yani şey-
tanda bunu biliyordu, bu sebebe daya-
narak bu cümleyi kurdu.
Halbuki Allah asıl sınava tabi tu-
tulanın kendisinin olması gerektiğini
önceden bilmesi noktasında şeytana
bilinç vermişti. Yani emre itaat konu-
sunda meleklerin kesin itaat gösterece-
ği bilinen bir şeydi. Emre muhataplık
açısından seçme hakkı sadece kendi-
sinde vardı. Bu sebeple Âdeme secde
olayının kendisinin sınavı, meleklerin
teslimiyetinin tescili olduğunu bilme-
liydi. Bulunduğu yer itaat makamıydı.
Çünkü bir soru yok, emir vardı.
Şeytan ortamın kendisine verdiği
sahte güven duygusuyla kendi ayağını
kaydırmıştı. Bulunduğu ortamın
içinde meleklerin kim olduğunu, ken-
disinin o makama yücelmesinde nele-
rin etkin olduğunu ve hangi şeylerin
kendisini bu makamdan kaydırabile-
ceğini biliyor olması kaçınılmaz ger-
çekliktir.
Biz her ne kadar bu konuların biz-
lere Rabbimiz tarafından bildiriminin
yapılmamış olduğunu bilmiş olma-
mıza rağmen varlık hakikati, imtihan
hakikati gibi konuların künhüne vakıf
olabilecek bir akılla Allah tarafından
donatıldığımızda bu sonuçları çıkara-
bilecek akla ve kıyasa sahip olabiliriz.
Bu sebeple de bize bildirilmemiş ko-
nularda bildirimlerin önünü kendimiz
açısından görebiliriz.
Âdem as ve şeytan kıssalarının
anlatım hikmetlerinden birisinin bu
olduğunun farkına varmak suretiyle
hayatta başımıza gelebilecek imtihan
hakikatlerine karşı sak olmamız bu
kıssa üzerinden bize anlatılmış oldu-
ğunun farkındalığını geliştirebiliriz.
Bulunduğumuz makamın veya ko-
numun bizde oluşturacağı haksız gü-
ven anlayışına karşı dikkatli olmalıyız.
Çünkü sahip olduğumuz ve adına nefs
denilen duyguların imanî akılla kont-
Şeytan ve Avanesi
İblisin sapmasında paradigma zafiyeti mevcuttur. Emrin geldiği
makama değil, emredildiği varlığın niceliğine takılmıştır.
4
rol altında tutulmaması halinde ayağı-
mızı kaydırıp yaratıcının dergahından
kovulma riskini barındırdığı gerçeği
unutulmamalıdır.
Allah cc adildir. İmtihan sahnesi-
ne çıkmadan insanı bu düşmana kar-
şı uyarmıştır. Hatta Kitabı Keriminde
onun bütün hamlelerini, salvolarını
imtihan alanına çıkan insana önceden
bildirmek suretiyle uyarılarını yapmış-
tır. Ne yazık ki insan ilk günden diye-
bileceğimiz nitelikte şeytanın Allah ile
aldatma tuzaklarına düşerek insanlık
tarihini kara bir sayfa ile başlatmıştır.
Düşünebiliyor muyuz gözünü aç-
mış Rabbini görmüş olan Âdem as me-
lekler katında nasıl bir yüceltme ile tal-
tif edilmiş olmasına rağmen şeytanın
kullandığı hiledeki basit aldatmacayı
çözememiştir. Bir emirle şeytanlaşmış
İblisin kendilerini bir yasağı deldirmek
suretiyle cennetten kovduracağını,
tenzili rütbe edileceklerini fark ede-
memişlerdi. Şeytan emre itaatsizlikten
dolayı yoldan çıkışının intikamını ya-
sağı deldirmek suretiyle almıştı.
İmtihan dünyasında benzer bir-
çok saptırma eylemiyle karşı karşıya
kalan insanın süreç içinde çoğalmış
suç haritasında birbirinin türevi gü-
nahlar kıyamete kadar çoğalma isti-
dadı gösterecektir. Çünkü insan dünya
ve heveslerine karşı zayıflıkları olan
bir varlıktır. (Ali İmran 14) Şeytanın
bu alanı kullanarak yoldan çıkarma
faaliyetlerine karşı insanı muhafaza
edecek donanım, salih kul olma sıfatı
ile izah edilmiştir. (Hicr, 40)
Bütün bu hakikatler gösteriyor ki,
insanın imtihan sahnesindeki en bü-
yük tehlike, şeytanın vesvesesi kadar,
kendi nefsinin insana sunduğu sah-
te güven alanıdır. Şeytanın meydan
okuyuşu ve insanı saptırma çabası,
varlıklar arasındaki üstünlüğün mad-
dî yaratılış unsurlarında değil, itaat
ve teslimiyet şuurunda saklı olduğu-
nu bir kez daha ortaya koymaktadır.
Âdem’den bu yana süregelen bu mü-
cadele, insanın her an tetikte olmasını,
yaratılış gayesini unutmamasını gerek-
li kılar. Zira Allah’ın uyarıları, şeytanın
açık düşmanlığının ve insanın zaafları-
nın farkına varması için kula yapılmış
bir rahmet bildirimidir.
Bu sebeple insan, sahip olduğu ma-
kamın, bilgisinin veya konumunun
kendisini yanıltmasına izin verme-
meli; arzuların, isteklerin ve şeytanın
ortak tuzaklarına karşı ilahî rehberli-
ğe sarılmalıdır. Çünkü kulluğun kıy-
meti, sahip olunan imkânlarda değil,
imtihan karşısında gösterilen duruş-
ta ortaya çıkar. Sonuç olarak, insanın
kurtuluşu; şeytanlaşmanın değil, salih
kulluk bilincinin peşinde yürümekle
mümkün olacaktır.
Editör