“Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur”
(Rad 28)
۞
Önsöz
KAYGI
Yayın kurulu adına
İnsanı hem vezir hem de rezil ede-
bilecek, grafik eğrisinin bir ucu esfe-
li safilinde bir ucu âlâyı ılliyyinde bir
kavram.
İnsanın sahip olabileceği dünya
motivasyonları açısından bakıldığında
cahiliyye dönemlerinde insanın kendi
başına sardığı ağrı çaputu niteliğinde
bir kavram. Şifası doğru taraftan bakıl-
dığında teslimiyette ve doğru bilgide.
Aslına bakılırsa kaygı sıfır nokta-
sından eksi ve artı pozisyonları olan
bir insani haslet. Nerede, nasıl, hangi
dozda olması noktasında ayar tutturu-
lursa, asla sorun olmayacak hatta kul-
luğa müspet manada katkı sağlayacak
bir özelliktir.
Kulun kaygı noktasında kavrama
olarak bilgi ikmali tam olursa ne ka-
dar tasalanması gerektiğine dair bilinç
kulda oluşur. Kaygının normal dozu-
nun ötesi teslimiyetle halledilebilecek
boyuttur. Çünkü işin o tarafı hünkarın
sınırına tecavüz eden tebaa misali ku-
lun ilahi alana dair yanlış yaklaşımları
şeklinde ortaya çıkacaktır.
İşin örneklenmesi adına yapılacak
izahlar konunun daha iyi anlaşılmasını
temin edecektir.
Dedik ki kulluğun sınanma nokta-
ları olarak zikredilen konular, kulun
kaygı alanına girmektedir.
İmtihanın gerçekleşmesi adına
kula şirin gösterilen dünyalıklar, kulun
edinme ve kaybetme duyguları ara-
sında sahiplenme duygusunu ortaya
çıkarır. Fıtraten var olan, hayat gibi;
sahiplenilen değerlerin korunması
duygusu da ayrıca insanın yaşam alanı
içinde kaygı şerareleri oluşturur. Öyle
ya dünyalık meta gibi nesnel objelerin
sahiplenilmesi kolay olmadığına göre,
onu korumak hissiyatı, sahiplenme-
deki zorluğun uzantısı olarak ortaya
çıkar ve kul kaybetmeme adına eldeki
değerlere sımsıkı sarılır. Bu korumacı
davranış kulun kaybetme kaygısından
kaynaklanmaktadır.
Kazanma ve kaybetme duyguları-
na malzeme olacak konuların hepsini
dünyevi nesneler olarak değerlendire-
meyiz. İnsanın kazanma uğruna çokça
çaba sarfettiği metafizik duygular da
vardır. İnsanlar arasında oluşan sevgi
boyutu, dünyevi anlamda elde edile-
bilen şan ve şöhret gibi konuları buna
örnek olarak gösterebiliriz.
Kaygının ana malzemesi imtihan
olunan alanlardan olduğuna göre, ko-
nuya nasıl yaklaşmamız gerektiğine
dair, ilahi eğitimin ayar düzeneğine
dikkat etmek gerekir.
Konunun İnsana dair olan kısmın-
da durmayı bilmek, ilahi alana geçtiği
yerde ilahi iradeye teslim olmak ko-
nunun en kurtarır tarafıdır. Kul bunu
nasıl anlayacak ve dengeleyecek, bu
konuda eğitim şart.
İman öyle bir terazidir ki, kulun
onu kemale taşıması, duygular olarak
insanda bulunması gereken dozların
da miyarını ortaya koyar.
İnsanda imtihanın kaybedilmesi
anlamında ayarlarla oynamak suretiyle
imtihanın kaybedilmesi için fitnele-
ri körükleyen şeytan, kaygı alanında
insanı olmayacak şekilde bir girdabın
içine sürükleyebilir ki, insanı kaygı
manyağı olmak suretiyle bütün haya-
tını olumsuz etkileyecek boyuta taşır.
Kaygı kontrol noktası, insanın her
konuda olduğu gibi dengeyi saptırma-
ması gereken önemli noktadır. Çünkü
bu konuda ayar bozulduğu zaman in-
san üzerine lazım olmayacak şekilde
kaygı tufanı içinde bulur kendini. Bu
alan sanırım şeytanın en çok sevdiği
alanlardan birisidir. Neden diyeceksi-
niz? İnsanın kontrolünü yitirdiği her
alanda olduğu gibi, kaybetme duygu-
sunun ortaya çıkmasıyla oluşan panik
ortamında diğer suçlara meylini ortaya
artırarak, daha çok günaha bulanması-
na vesile olur. Tıpkı içki içerek sarhoş
olma sonucunda işlenen günahlarda
kişinin kendi kontrolü dışına çıktığın-
da daha başka suçları işlemek suretiyle
günahlarını artırdığı gibi.
Kaygı kontrol noktası nasıl oluşur
veya kul bu noktayı nasıl etkin tutarak
felaketine sebep olacak işlerden uzak
durabilir? Bu konuda birinci basamak
iyi bir hakikat bilgisine sahibi olmak ve
sonrasında bu bildiklerine iman ede-
rek teslimiyette kusur göstermeme su-
retiyle gereken hassasiyet sağlanabilir.
Bilgi dediğimiz konular, temel akait
konularıdır. Allah kimdir, gücü kudreti
ve yetki alanı nelerdir? Soruları biraz
amiyane soruyoruz ki halkın nezdinde
konu daha net anlaşılsın. Kul haddi ol-
mayan konulara burnunu sokmak su-
retiyle içinden çıkamayacağı bir yanlış
girdabına sürüklenmesin.
Allah yaratan ve yarattıklarına ne
yapmaları gerektiğini öğreten ve öğ-
rettiği çizgiler doğrultusunda yürü-
yenlere yardım edendir. Yaratma ala-
nında ve kulun imtihanı olan alanlarda
kul haddini bilmeli, Allaha teslimiyet
göstermelidir. Bu konularda kendin-
ce belirleyici yaklaşımlar sergilemeye
kalkarsa, yetki alanının dışında konu-
lara el uzatmış olması dolayısıyla, bir
şey yapamayacağı için çamura düşmüş
aracın ileri geri hamlelerinin sonuç
vermemesi gibi hamleler boşa çıkar, işi
Allaha havale ederek kurtulmayı dü-
şünmek gibi bir fazilet noktasına erişi-
lemeyeceği içinde, debelendikçe daha
çok çamura batılır.
Diyelim ki bir kişi iş konusunda
kendi beklentileri doğrultusunda so-
nuçlara ulaşmak istiyor, fakat kendi
şartları dahil olmak üzere, kendi dışın-
da cereyan eden şartlara müdahalesi
mümkün olmadığı halde, işi tamamen
kendi arzuları doğrultusunda yönlen-
dirmeye çalışıyor.
İşlerin evirilip çevrilmesi konusun-
da kulun, yetki sahibi Allah’ın düzen-
lemelerine müdahil olma duygusu asla
başarılı olmayacaktır. Kaygılanmak da
işi çözmeyecektir. Tam tersine kişinin
ruhsal anlamda zaafa uğramak suretiy-
le diğer davranışlarına olumsuz etkile-
ri olacaktır.
Yaşadığı olaylarda Allah’ın belirle-
yiciliği konusunda sağlıklı bilgiye sa-
hip olmayanlar, kendi yetki alanlarının
dışında talep ve beklentilere girmek
gibi bir yanlışı icra edecekleri için,
kaygı konusunda kontrol mekanizma-
sını kaybetmiş olmanın etkisiyle farklı
alanlarda yanlış davranışların ortaya
çıkması kaçınılmaz olur.
Örneğin dünyalık beklentiler bu
konu için zikredilebilecek basamak-
lardır. Kulun dünyalık bir konuda bir
şeyi umması ve arzulu bir şekilde is-
temesinin Allah tarafından yaşanılan
imtihanın bir parçası olarak kendisine
verilmemesi hayal kırıklığı meydana
getirebilir. En iyimser tarafından kul
bu konudaki beklentisinin karşılan-
maması sonucu Allah’ın kendisini sev-
mediği kanaatine varabilir. Bu her hâ-
lükârda yanlış bir bakış açısıdır. Çünkü
sevmenin vermekle ya da vermemekle
direkt ilişkilendirilmesi yanlıştır.
Kulun elde edemediği dünyalık var-
lığın kendisi açısından hayırsız olması
ihtimali ya da kendisini zarara uğrat-
ması Allah’ın bildiği alandır. Kulunun
zarara uğramasını dilemediği için, is-
KAYGI
4
MEHMET AYMAN
tenilenden mahrum bırakılması uygun
görülmüş olabilir. Bazan verilmeyen
dünyalıklar, kullar adına verilmesi ha-
linden daha hayırlı sonuçlara eriştirir.
Kulların Allah’ın verip vermedik-
leriyle alakalı olarak kul tarafından
geliştirilebilecek en stratejik yaklaşım
teslimiyettir. Allah hakkımızda hayır-
lısını versin cümlesi bu konudaki tes-
limiyetin zirve noktasıdır. Çünkü ilahi
hikmet, istenilen şeylerde ortaya çıka-
cak hayır ve şer kavramında kulun bilgi
sahibi olamayacağını beyan ederek Al-
lahtan hayırlısının istenmesini beyan
sadedinde şu ölçüyü ortaya koyar.
Siz bir şeyi istediğinizde hayr sa-
narak talepte bulunabilirsiniz fakat
o sizin için şer olabilir. Bir şeyin şer
olduğunu düşünerek ondan uzak du-
rabilirsiniz fakat o istemediğiniz şey
sizin için hayr olabilir. Öyleyse talep
edilen konularda temkinli olmak te-
mel strateji olmalıdır.
Kulun kendi şartlarının talepler
konusunda Allah tarafından değerlen-
dirilmeye tabi tutularak, kulun şartla-
rının uygun görülmemesi durumunda,
Allah tarafından beklentilerden mah-
rum bırakılması da kulun hayrına olan
bir konudur. Dolayısıyla kişi genelde
kendi şartları açısından aşırı iyimser
olma yanlışına düşebilir ve talepkâr
konuya kendisini layık görebilir. Talep
edilen konuda yaşanacak tecrübelerin
ne olacağını bilemeyeceği için aley-
hine olabilecek durumlarda Allah’ın
kulu beklentilerinden mahrum bırak-
ması, kulu verilmeme hikmeti üzerin-
de düşündürmelidir.
Hasılı Mevla’nın kula verdikleri ya
da vermedikleri konusunda kulun yak-
laşımı hep iyimser olmalı. Karamsarlık
kulu olmayacak kaygıların peşinden
koşturmak suretiyle dalalete sürükle-
memelidir. Dozunda kaygı kula şifa,
fazlası zarardır.