sizler için fakirlikten korkmuyorum. Fakat ben, sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyanın sizin önünüze serilmesinden, onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de yarışa girmenizden, dünyanın onları helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden korkuyoru…
sizler için fakirlikten korkmuyorum. Fakat ben, sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyanın sizin önünüze serilmesinden, onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de yarışa girmenizden, dünyanın onları helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden korkuyorum” Buhârî, Rikak 7; Müslim, Zühd 6. Ayrıca bk. Buhârî, Cizye 1, Meğâzî 12; Tirmizî, Kıyamet 28; İbni Mâce, Fiten 18 Sevgi duygusu hayatta birçok vesileyle yaşadığımız, derinden hissettiğimiz bir duygudur. Bu nedenle sevginin ne demek olduğunu hiç düşünmeyiz. Çünkü insan içten ve yakin ile yaşadığımız bir duyguyu tanıdığımızı ve bildiğimizi zannederiz. Halbuki sevgiyi hissetmek başka, bilmek başkadır. Sevgi hakkında bilgi sahibi olmadan yaşadığımız için, sevgiden kaynaklanan birçok sorun yaşarız. Oysa sevgi, üzerinde düşünülmesi, bilgi edinilmesi ve kontrollü biçimde yaşanması gereken bir duygudur. Mesela Kur’an yüce Allah’ın (cc.) sevdiklerini ve sevmediklerini bize bildiren bir kitap olarak okunsa yanlış bir yaklaşım olmaz. Hatta Kur’an’ın anlaşılması için böyle bir bakış açısı gereklidir denilebilir. Mesela “Buna rağmen öyle insanlar var ki, Allah’tan başka varlıkları O’na denk tutar da, Allah’ı sever gibi onları severler. Gerçek mü’minlerin Allah’a olan sevgileri ise, her şeyden daha sağlam ve daha kuvvetlidir. Keşke o zulmedenler, azabı gördüklerinde anlayacakları gibi, şimdiden bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın, azabı gerçekten çok şiddetli bir zat olduğunu anlasalardı!”1 bu ve benzeri ayetlerde sevginin önemi ve doğru yönetilmesi gerektiğiyle ilgili uyarılar Kur’an’da bir çok yerde karşımıza çıkar. Sevginin, sevenler arasındaki duruma göre mutlak belirtileri vardır. Bunlardan biri saygıdır. Bir diğeri de şefkattir. Bize gerçek bir şefkatle yaklaşan biri varsa mutlaka bizi seviyordur. Şefkati görünür kılan duygu ise, şefkat gösterenin sevdiği hakkında duyduğu endişe ve kaygılardır. Efendimizin bize olan sevgisi, kendi ifadelerinin ötesinde Kur’an’da bize bildirilir. “Andolsun size içinizden öyle bir peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir üstünüze titrer, müminlere gayet merhametli ve şefkatlidir.”2 Sevgi, Yusuf Aleyhisselam’ın hayatında gördüğümüz gibi, kardeşler arasında kıskançlığa sebep olabilir. Züleyha’da gördüğümüz gibi kıskançlık, entrika ve zulme zemin oluşturabilir. Topluların önemli insanlarına duyulan sevgi, haddini hududunu aşarak put üretilmesine yol açabilir. Örnekleri çoğaltabiliriz. Bu ümmet, şahit ümmet. Geçmişte yaşayan ümmetlerin doğrularına ve yanlışlarına hem Kur’an, hem hadislerle gelen tarihi bilgilerle şahitlik ediyor. Öte yandan, ahir zaman ümmeti olarak, geçmiş ümmetlerin tamamının işlediği büyük cürümlere gündelik hayatta da şahitlik ediyor. Kimi zaman dünyada yaşayan diğer dinlerin mensuplarının, başka toplumların hatalarını gözlemliyor. Çoğu durumda da bizzat bu ümmetin içerisinde geçmiş ümmetlerin helakine sebep olan cürümler işleniyor. Biz de şahitlik ediyoruz. Muhabbet ve sevgiyi Allah (cc.) ile Peygamber efendimize yöneltildiğimizde dosdoğru yola yönelmiş oluruz. Çünkü yoldan çıkarıcı, saptırıcı, fitne sebebi olabilen sevgiyi doğru mecraya oturtmanın yolu budur. Yukarıdaki hadiste de Efendimiz (sav.) bize duyduğu sevgi ve merhametle kendisinden sonra yaşayacak ümmetine önemli uyarılarda bulunmuştur. Öyleyse bize düşen, Efendimiz’in bizim dünya ve ahiretteki iyiliğimiz için beslediği endişeyi göz önünde bulundurarak yaşamaktır. Efendimiz, bizden önceki ümmetlerin “dünya için yarıştıkları gibi sizin de yarışa girmenizden” endişe ettiğini bize açıkça bildiriyor. Çünkü önceki ümmetlerin helaki hak ettiği Kur’anda açıkça bildirilmektedir. Üstelik helaki 1. Bakara / 165. Ayet 2. Tevbe Sûresi(9) 128. Ayet hak etmenin sebebi “Dünya” ile kurulan yanlış ve yoldan çıkmış bir sevgidir. Efendimiz dünya sevgisinin bizi helak etmesinden korktuğunu açıkça belirtmektedir. Bu onun bize duyduğu merhametin göstergesidir. Bu hadiste, bizim helakimize sebep olabilecek yaklaşımın fakirlik korkusu, birbirimize karşı kıskançlık gibi duygu ve davranışlarımız olduğunu görüyoruz. Efendimiz’e güvenimiz varsa, bizim için “fakirlikten” korkmadığını dikkate almamız gerekiyor. Buradaki inceliği fark ettiğimizde dünya hayatına dair birçok kaygımızın boş ve boşuna olduğunu anlayabiliriz. Geriye “Seviniz ve sizi sevindirecek şeyler ümid ediniz.” Emrine uymak kalıyor. Çünkü birbirini seven insanlar kıskanmaz, haset etmezler. Efendimizin uyarılarından biri de şudur: “Zandan uzak durun. Zira zan, sözün en yalanıdır. Birbirinize kulak misafiri olmaya çalışmayın, birbirinizin özel hâllerini araştırmayın, birbirinizle üstünlük yarışı içine girmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun.”3 Bizden evvelki ümmetlerin 72 fırkaya bölünmesinin nedenleri hakkında fikir sahibi olmadan, 73 fırkaya bölünecek olan, zaten bölünmüş olan Muhammed (sav.) ümmetinin başına gelecekler kaçınılmazdır ve bellidir. Bu yüzden Efendimiz (sav.)in bizim hakkındaki endişelerini ve uyarılarını mutlaka göz önünde bulundurmak, dikkat etmek zorundayız. Son söz olarak; “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız”4 3. Müslim, Birr, 28 4. Müslim, îman 93-94, Tirmizî, Et'ime 45, Kıyamet 56
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.