Kaygılarımızın peşine düşerek çözümler ararken kendimizi kaybetmek gibi bir sorun yaşayabilir miyiz? Gibi nice sorular da adeta bir kaygı yansıması olarak işgal ve hatta istila etmektedir beynimizi. “Zaman ıssız bir çöl, mekân kör kuyu/ Gözlerime haram ettim u…
Kaygılarımızın peşine düşerek çözümler ararken kendimizi kaybetmek gibi bir sorun yaşayabilir miyiz? Gibi nice sorular da adeta bir kaygı yansıması olarak işgal ve hatta istila etmektedir beynimizi. “Zaman ıssız bir çöl, mekân kör kuyu/ Gözlerime haram ettim uykuyu” serzenişiyle her biri birer girift bilmeceyi andıran sonu gelmez kaygılarını sırtlayarak, gecenin kara gözlerinin aydınlığında tefekkür ve tahammül seferine çıkan yüreğimin bir gölge gibi peşindeyim yine sevgili yarenim. Anlaşılan az gidip, uz gidip, dere tepe düz giderek, sonunda yine azmin ve şafağın ufkunda soluklanacağız bu gidişle. Ve inşallah, bulabilmek için aramak, farkındalık için de anlayabilmenin idraki ile döneceğiz bu seferden. Bilvesile yine, tekrar ve bir daha gönül dolusu selam olsun selamların en güzeli ile ansızın yâdıma düşen yârenime. Yeniden mümbit bir yarenlik sofrasında birlikte olabilme imkânını lütfettiği için sayısız minnetler ve şükranlar olsun gönüllerimize dostluk ve kardeşlik, (Bak.Tavbe:71- Hucurat:10) özlem ve muhabbet lezzetini hissettiren yüce Sultan’a. Nasılsın sevgili dostum görüşemeyeli? İnsanlık ve İslam âlemini çepeçevre kuşatan doyumsuzluk, egoistçe bir yaşam, nefislerin dayattığı yarış buhranı içerisinde ruh ve gönül dünyan, fiziki ve sosyal hayatın huzur ve ahenk içindedir umarım. Umarım seni kuşatıp dipsiz ve çözümsüz kaygılar kasırgasıyla çaresizlik batağına savurmuyordur hayat? “Akıl ve mantık sahibi bir insan, idrak ve sorumluluk sahibi bir Müslüman olarak kaygısız olmak mümkün müdür ve eğer mümkün ise kaygısızlığına kaygı duymalı değil midir insan?” dediğini duyar gibi oluyorum sevgili yarenim. Biliyor musun; Kesinlikle çok haklısın. Kaygısızlık kaygı duyulacak bir hal ve hastalık olsa gerek her Müslüman için. Bu bağlamda üstat Necip Fazıl Kısakürek merhumun “İnsan birkaç damla kan, deniz birkaç damla su/Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu” dizelerini yazdıran, şair yüreğini kuşatan engin hayret ve kaygı denizi düştü aklıma ve bir de “Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm” diyen Yunus Emre’nin bu tasvirinde tablolaşan gizem ve idrak yüklü insan tasviri. İnsan olmanın ilahi bir ruh ile anlam ve değer kazandığı sorumluluk kıvranışı. Biliyor musun sevgili yarenim; Hayata dair birçok şeyi fark etmeden yaşayıp tüketiyoruz, kendimizle birlikte; Günü, geceyi, sabahı, zamanı, ömrü, kulluğumuzu, dostluk ve düşmanlıklarımızı (Bak.Ali İmran:118)sevinç ve kaygılarımızı gereken ilgi ve değeri hissedemeden yaşıyor ve ziyan ediyoruz sanki çoğu zaman. Çünkü ister mutluluk olsun ister kaygı, farkındalık ile değer ve anlam kazanır ve anlam katar insanın hayatına. Her şey tabi ki doğal akışı içerisinde akıp gidiyor ama biz de akıp gidiyoruz insan ve Müslüman olmanın Kadr-ü kıymetinden (Bak. Ali İmran:102)bigâne, ilgisiz ve kaygısız olarak gayri ihtiyari, tesadüfen, öylesine. Nedir kaygı denilen ve ele avuca sığmayan içsel enerji? Kaygılı olmak fıtri ve insani bir hassasiyet durumu mudur? Kaygı psikolojik bir sarsıntı eşiği midir aşamadığımız? Ya da insana ve hayata değer katan bir duyarlılık hissi mi? Bedenin veya zihnin gerçek an- lamda veya hayali olarak tehlike belki de tehdit algısının oluştuğu hal midir kaygı? Neden ve nelerden kaygı duyulur ve kaygılı olmak mutsuzluk mu verir hep, kaygılarını da sevebilir mi insan? Kaygılarımız duygusal olarak olduğu gibi fiziksel olarak da gelişerek bir takım karmaşık sonuçlar doğurabilir mi? Kaygılı olmak bir hastalık mıdır veya ruhi ve iradi olarak bir olgunluk göstergesi gibi bir değer olma ihtimali mi? Kaygılarımızın peşine düşerek çözümler ararken kendimizi kaybetmek gibi bir sorun yaşayabilir miyiz? Gibi nice sorular da adeta bir kaygı yansıması olarak işgal ve hatta istila etmektedir beynimizi. Aslında Sevinç, öfke, korku, üzüntü ve benzeri hissedişler insanın fıtratında var olan doğal melekelerdir. İnsan yapısında mevcut, çevresel ve psikolojik olaylara gösterilen duygusal tepki, dar anlamda ise, kaynağı ve başlangıcı bazen bilinen/bilinçli, kimi zaman da kaynağı belirsiz olarak bilinçsiz ve derin bir şekilde hissedilerek oluş ya da olmayışından dolayı endişe duyulan düşünce ile birlikte ortaya çıkan tasa hali olsa gerek kaygı. Bundandır ki; Kaygı duyulan düşünce ve olaylara göre kimi zaman insanın endişe ve korku eşiği çok düşerek açmazlara sürüklerken kimi zaman da gayret, özveri ve fedakârlık enerjisi yüklenmesine sebep olabilmektedir. Kaygı çoğunlukla varlığı ve yaklaşmakta olduğu hissedilen fiziki ya da metafizik olarak tehdit gibi algılanan kimi inanç, ihtimal,(Bak.Bakara:281) hatta hayallerimizde yer alan bazı ta-
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.