بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 21 · Aralık 2025 · Makale · s. 19

Hayatımızın Sürecini Kaygılar Belirler Kaygı; üzüntü ve endişe duyulan

Turhan Arslan — Yazar

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
Kaygı; üzüntü ve endişe duyulan düşünce, tasa ve genellikle kötü bir şey olacakmış düşüncesiyle ortaya çıkan ve sebebi bilinmeyen gerginlik duygusu demektir. Bireylerin ve toplumsal kümelerin herhangi bir güçlü istek ya da güdülerinin gerçekleşememesi olasılığ…
Kaygı; üzüntü ve endişe duyulan düşünce, tasa ve genellikle kötü bir şey olacakmış düşüncesiyle ortaya çıkan ve sebebi bilinmeyen gerginlik duygusu demektir. Bireylerin ve toplumsal kümelerin herhangi bir güçlü istek ya da güdülerinin gerçekleşememesi olasılığı karşısında duydukları tedirginlik. Kaygı (anksiyete) sözcüğü eski yunancada “anxietas” olup; endişe, korku, merak anlamlarına gelir. Kaygı, insan olmaklığımızla var olan bir şey olgudur. Aslolan kaygının iyiye güzelliğe hayra olumluya yönlendirilerek kontrol edilmesidir. Kaygının nedenleri fıtri olduğu kadar sonradan kazanılan sebeplerde olmaktadır. Olumsuz anlamda kaygıya neden olan faktörler; Genetik, stres, kronik hastalıklar, uyuşturucu madde kullanımı ve çevresel etkilerdir. Kaygılar çok çeşitli olup başlıcaları şunlardır: 1-Kişisel kaygılar 2-Ailesel kaygılar 3-Toplumsal kaygılar 4-Ekonomik kaygılar 5-Dini kaygılar 6-Ahlaki kaygılar 7-Küresel kaygılar Kişisel kaygılar: Kişisel kaygılar, kişinin varoluş nedenini ve kendisini tanımaması, dolayısıyla Allah, İnsan, Toplum ve Çevre ile ilişkilerinin ilkelerini ve sınırını bilmemesi nedeniyle, var olan toplumsal çevrenin etkisinde kalarak ben ne olacağım, bugünüm yarınım ve geleceğim nasıl olacak duygusuna kapılarak içine düştüğü hali yansıtır. Halbuki “Kim kendini tanırsa Rabbini tanır” prensibini bilse anlasa idrak etse mesele çözüme kavuşacaktır. O zaman da kaygılanmaya endişelenmeye gerek kalmayacaktır. Sorumluluk bilinci içinde kim olduğunun ne yapması ve ne yapmaması gerektiği konusunda üzerine düşeni yapacak ondan sonra Allaha tevekkül edecek, ona dayanacak, güvenecek ve mutlu bir hayatı ile tüm kaygılar bertaraf olacaktır. Ailesel kaygılar Toplumu oluşturan kişiler ve ailelerdir. Aile mefhumu yıkılınca toplum yıkılır düzen kalmaz kaos olur. Aile, toplumu ayakta tutan yapıtaşıdır köşe taşıdır. Bugün tüm dünyada Kapitalizm ekonomik, Liberalizm siyasi ve yönetimsel ve Hümanizm de ahlaki ve sosyopsikolojik olarak aile yapısını yerle bir etmenin çabasındadırlar. Nikahsız birliktelikler teşvik edilmekte ana baba dan yoksun bir nesil tasar- lanmaktadır. Ayrıca LGBT vs. gibi gayri ahlaki yapılar desteklenmektedir. Böyle kaotik ortamda yaratılış sebebi ve gayesinin farkında olan aileler, çocuklarının, nesillerinin bozulmadan iyi bir kimlik ve kişilikle yetiştirilmesi ve korunması kaygısına düşmektedir. Bu kaygı güzel ve anlamlı bir kaygıdır ve sorunun tespiti ve çözüm bulma odaklıdır. Bu kaygıyı kişiler aileler ve toplumlar taşımalıdır. Aile çökerse toplum çöker ve bir sonraki aşama anarşizmdir kaostur. Toplumsal Kaygılar: İnsan, doğduğu andan itibaren sosyal bir çevrenin içine girerek insanlardan müteşekkil toplumla karşılıklı olarak iletişimde ve etkileşimde bulunmaktadır. Bununla birlikte hızla değişen yaşantı şekilleri ve teknolojik gelişmeler insanların birbiriyle olan ilişkilerini etkileyerek onları karmaşık bir sosyal yapının içine sokmaktadır. İnsanlar aynı anda birçok değişkeni düşünmek durumunda kalabilmektedir. Sonucu kestirilemeyen yeni durumlar, tanınmayan yabancı insanlar ve çevre, bu değişkenlerden sadece birkaçı olarak sayılabilir. Sosyal kaygı; “Bireyin tanımadığı insanlarla karşılaştığı ya da başkalarının gözünün üzerinde olabileceği, bir ya da birden fazla toplumsal ya da bir eylemi gerçekleştirdiği durumdan belirgin ve sürekli bir korku duymasıdır. Sosyal kaygılar beş grupta toplanmıştır. Bunlar biyolojik, kültürel, psikolojik, beceri eksikliği ve kendini sunma yaklaşımıdır. *Biyolojik yaklaşım, sosyal kaygıya biyolojik faktörlerin ve kalıtımın etkili olduğunu vurgulamaktadır. Biyolojik yaklaşıma göre kalıtım, bir insanın sosyal kaygı yaşamasında önemli bir role sahiptir. *Kültürel yaklaşıma göre kültürel faktörler sosyal kaygı üzerinde etkili olmaktadır. *Psikolojik yaklaşımlardan psikanalitik, davranışçı ve bilişsel yaklaşımlar, sosyal kaygıyı kendi kuramsal çerçeveleri içerisinde ayrı ayrı ele almış ve açıklamaya çalışmışlardır. *Beceri eksikliği yaklaşımına göre ise bireyler, sahip oldukları sosyal becerileri yeterli görmedikleri için sosyal ortamlara girmekten

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.