tüm eşyayı bireyselleştirmeye ve sahip olan insanı da bencilleştirmeye yönelik olarak akmaktadır. “İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, Rableri katında onlar için ödülleri vardır. Onlara herhangi bir korku yoktur; onlar üzülmeyecek …
tüm eşyayı bireyselleştirmeye ve sahip olan insanı da bencilleştirmeye yönelik olarak akmaktadır. “İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, Rableri katında onlar için ödülleri vardır. Onlara herhangi bir korku yoktur; onlar üzülmeyecek de.” (Bakara 2/277) “Şüphesiz ki “Rabbimiz Allah’tır.” deyip sonra doğru yolda olanlara melekler “Korkmayın, üzülmeyin, size vadedilen cennetle sevinin!” (diyerek) inerler.” (Fussilet, 30) Kaygı/korku/endişe/tasa gibi eşanlamlı kelimeler ve modern psikolojide karşılığı olan anksiyete kavramı genel anlamda insan fıtratında var olan hasletlerdir. Zıddı olan cesaret/yüreklilik de fıtridir. Bu ve diğer fıtri hasletlerin insan karakterinde etkin olup olmayacağı noktasında ise kendi iradesi başta olmak üzere yaşadığı çevre faktörü, coğrafi ve iklim şartları, aldığı eğitim, oluşan kültürel ortam belirleyici unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Filhakika insanoğlunun kendisi ve değer verdiği bir başkası için kaygı sahibi olması yadırganacak bir durum da değildir. Son derece insani bir reflekstir. Kerim Kitabımızda peygamberlerin yaşamlarından kesitlerin sunulduğu kıssalarda bir beşer olmaları hasebiyle onlarında birtakım kaygı/endişe içerisinde bulundukları anlar bizlere aktarılmaktadır. Mesela İbrahim’in (as) kendisine gelen misafirlerine ikram ettiği kızarmış danaya ellerini sürmemeleri, Lut’un (as) gelen erkek misafirlerine karşı kavminin sapkın duygularla taciz girişiminde bulunmaları, Musa’nın (as) Firavun’un sihirbaz- larıyla yaptığı gösteride onların ortaya koydukları illüzyonist şov neticesinde irkilmesi ve kaygıya kapılmaları örnekler olarak sunulabilir. İnsanoğlunun her çağda, her dönemde kaygı/korku/endişeleri büyük oranda aynı/benzeşiktir. Kimi ekonomik anlamdaki kazanımlarından, kimi iktidar/makam/mevki pozisyonundan, kimi şehvet/şöhret kıskacından, kimi evlad-ü ıyalin ikbalinden, kimi sahip olduklarını kaybetmekten, kimi ölümün soğuk yüzünden, kimi aç kalmak gibi meselelerde dünyevi kaygı/korkuların esiri olurken, kimilerinin kaygısı ise ahiretteki akıbetiyle ilgili olup büyük oranda uhrevi olmaktadır. Dolayısıyla beklenen, insanın bu duygulardan ari olması değil, onları yönetilebilir bir pozisyonda tutabilmesidir. Bunları başarılı bir şekilde yönetemeyenler ise paranoya olmaktan kendilerini kurtaramayacak ve olumsuz duygularının esiri/ mahkumu olacaktır. İşte İslam’a bütün kalbiyle iman etmiş, hayrında şerrinde Allah’tan olduğuna inanan ve bütün bunların yaşanmakta olunan bu dünya hayatının bir imtihan vesilesi kılındığını idrak eden salih kullar tüm olaylara bu bilinçle yaklaşarak onları yönetir. Modern insan için ekonomik saikler ve sağlık problemleri büyük oranda kaygı/korkuların temelini oluşturmaktadır. Bunun oluşumunu etkileyen unsur ise toplumlarda baskın olan ideolojilerin insanların zihin ve yaşam dünyalarını şekillendirmesinden başka bir şey değildir. Konforun, refahın vazgeçilmez bir yaşam tarzı olarak empoze edilmeye çalışıldığı bir dünyada tüm unsurlar, enstrümanlar, dekorlar doğal olarak buna göre şekillenmektedir. Her şeyin tüketime endekslendiği bu dünyada akış, tüm eşyayı bireyselleştirmeye ve sahip olan insanı da bencilleştirmeye yönelik olarak akmaktadır. Narsist ve hedonist bir duygunun esiri olan insanoğlu sahip olduklarını kaybetmemenin ve olamadıklarına da kavuşabilmenin duygusuyla hareket
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.