بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 18 · Eylül 2025 · ISSN 3023-7688

Dosya: İhtilaf ve Taassup

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (Al-i İmran 103)

۞
Önsöz

Ümmetin ihtilafı, ya da ihtilaf

Yayın kurulu adına
Bir gerçeği konuşmak, konunun tartışıldığı mevcut alanlar üzerinden yapılacak olursa, sonuca varmak ma- alesef mümkün olmuyor. Yani tarihin içinde, o günün sosyolojisine göre ya- pılmış tartışmaları ve sonuçlarını o gü- nün aklıyla değerlendirmek yerine, var olan tartışmaların dışına çıkarak ana mihverden sapmadan bugünün aklıy- la meseleyi değerlendirmek en doğru yaklaşımdır. Ümmet elde var olan, fakat içine düştüğü bütün açmazlara dayanak olarak zikredilen “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” delilinin sıhhatini tartışa- rak ömrünü tüketirken, ümmetin içi- ne düştüğü acı durum, delilin sıhha- tinden daha çok etkili olmuş ve ümmet parçalanmışlığın pençesinde kıvran- maya devam etmiştir. Bir şeyin doğruluğunun ve sıhha- tinin testi, ortaya çıkardığı sonuçtan bakılarak değerlendirilmeli değil mi? İhtilaf rahmetse ümmet bugün neden bir araya gelme saadetinden mahrum kalmış, farklı görüşlerde olması kaos doğurmuş ve birleşme konusunda insanların arasında derin uçurumlar oluşturmuştur? İslam toplumunun ihtilafları artı- rarak birbirine yabancılaşan unsurları, İslam toplumundan ayrı duruşlarını delile dayandırmış olmakla, haklılık- larını çevrelerindeki insanlara ispat- lamış mı oldular? İslam toplumundan ayrı kalma talihsizliğini yaşayan bu ihtilaf sahipleri, zamanla ayrı duruşun gerekçelerini ikame edeceğiz diye, bir meseleden oluşan ayrışma noktasını, binlerce meseleye çıkarma bedbaht- lığına düşmüşlerdir. Ayrışma nokta- sını çoğaltarak ana yapıdan kopan bu insanlar, maalesef kendi meşruiyet- lerine dayanak olması için, İslam top- lumuyla bir araya gelemeyecek katılık- taki her bir fırkaya da İslam cemaati olarak bakma cehaletini ortaya koydu- lar. Eğer bu insanlar her bir parçacığa cemaat gözüyle bakmazlarsa kendileri de otomatik olarak cemaatin dışında kalacaklardı. Halbuki cemaat ana küt- lenin adıdır, ayrışanlar, fırkalaşanlar cemaatten ayrıldıkları için hiçbir şekil- de bu isme layık değillerdir. İnsanın var olduğu yerde ayrı dü- şünmenin mutlaka olabileceği gerçe- ğini bilmekle beraber, fikir ayrılıkları- nı toplumsal ayrılığa dönüştürmemeyi becerebilecek gücün, otorite olduğunu unutmamak lazım. Henüz Resulullah hayattayken bile ashabın kendi başına uygulamada ser- best bırakıldığı olaylarda ayrılıkların, yorum farklılıklarının yaşanması ka- çınılmaz olmuştur. Birleştirici unsur, Allah’ın elçisi hayatta olduğu için ayrı- lıklar derinleşmeden üzeri kapatılmış- tır. Fakat maalesef bugün bu ayrılık noktaları, delil gösterilerek ayrılıkların haklılığına pay çıkarmaya malzeme edilmişlerdir. Yani dememiz odur ki o günün ayrışma meselesi adına üzeri kapatılmış bir konu bugünün ayrışma- sına delil olamaz. O döneme ait ameli plandaki ayrı düşüncenin ürünü olan ihtilaflı dav- ranışlar Resulullah’ın bazan seslenme- mesi, bazan gülümsemesi şeklindeki tavırlarıyla, problem olma noktasına erişememiş, Resulullah’ın varlığı me- seleyi çözüme kavuşturmuştur. Fakat Resulullah’tan sonraki dönemlerde bu tür ihtilaflı konular Resulullah döne- mindeki gibi basit görüş ayrılıkları gibi değerlendirme potasından dışarı çıka- rılmış ve ümmet temel ayrılık noktala- rına savrulmuştur. Burada Resulullah’ın davranışla- rından ihtilaflı meselelerde her iki görüşünde olabilirliği ile ilgili tavırlar, ameli konular olarak karşımıza çıkar. Yani hendek savaşından sonra alınan bir karar olan ikindi namazının Beni Kureyza yurduna varılmadan kılınma- ması emri, acele edilmesi anlamında değerlendirilir. Namazı Beni Kureyza yurduna varmadan kılan fakat acele edenlerle, Beni Kureyza yurduna acil gitme işini gerçekleştiren ve namazı orada Resulullah ile kılanların davra- nışlarında “acele etme hikmeti” kav- randığı için iki tarafında davranışı hoş karşılanmıştır. Fakat hayati konulardaki ihtilaflar Resulullah tarafından pek hoş karşı- lanmamıştır. Bir seriyyede kabile men- suplarından birinin Müslümanları görünce kelimeyi tevhidi haykırması onun öldürülüp öldürülmemesi açı- sından tartışma konusu olur. Nihaye- tinde daha önceden Müslüman olmuş bu zatın korkudan Kelimeyi tevhidi söylediği kanaatine varan Usame b. Zeyd adamı öldürür. Halbuki diğer sahabiler kelimeyi tevhidi söylediği için öldürülmemesini savunmuşlardır. Nihayetinde bu durum dönüşte Resu- lullah’a arz edilir. Resulullah burada Beni Kureyza seferindeki hoş karşıla- ma tavrı yerine kızgın bir tavırla kar- şılık vermiştir. Olayın faili Usame “o korktuğu için kelimeyi tevhidi söyledi” iddiasını devam ettirmiş fakat “kalbini yarıp baktın mı?” azarlanmasıyla kar- şılaşmıştır. Hakeza bir seferde yaralanmış bir sahabe ihtilam olduğu için gusletme gereği ortaya çıkmıştı. Kafatasından yaralı olan bu sahabenin kafasını yıka- ma ya da meshetme konusunda ortaya çıkan ihtilafın gusletme gereği şeklinde uygulanması sonucu adam kafatasın- dan içeri su girmesi sebebiyle ölmüştü. Durum sefer dönüşünde Resulullah’a arz edilince “siz adamı öldürmüşsü- nüz” azarlamasıyla karşılaşmışlardır. Demek ki her ihtilaf hoş karşılanma- mış duruma göre olumsuzluğu ortaya konmak suretiyle her ihtilafta rahmet olmayacağı da öğretilmiştir. Ayrıca ümmetin bütünlüğüne kas- teden ihtilaflar Resulullah tarafından hemen müdahale edilmek suretiyle ayrılığın ve fitnenin önüne geçilmiştir. Beni Mustalik gazvesinde Abdullah b. Ubey ile Hz. Ömer’in bir çalışanı ara- sındaki kavgada münafık Abdullah’ın “Medine’ye dönünce şerefli olanla- rın şerefsizleri Medine’den sürme” ile tehdit ettiği kavgaya Resulullah acilen gelmiş ve müdahale etmiştir. Müna- fıkların reisi Abdullah’ın “böyle bir şey 4 demedim” diye geri adım atmasıyla meselenin üzeri kapatılmıştır. Çünkü buradaki ihtilaf toplumsal birliği teh- dit eden bir ayrılık doğuracak tehlikeye sahiptir. Dolayısıyla böyle bir ayrılığın gelişmesine asla izin verilmemelidir. Daha sonraki dönemler itibarıy- la baktığımızda da otoritenin güçlü olabildiği dönemlerde yine ihtilafın önüne geçmek mümkün olmuştur. Ümmeti belki de tam ortadan ikiye bölebilecek temel konu olan Hz. Pey- gamberin vefatından sonraki halife seçimi meselesinde Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekir’in güçlü tavrı ihtilaf ortaya çıkmadan sorunu çözmüştür. Hepimizin malumu olan Hz. Pey- gamberin cenazesi henüz defnedil- meden, Beni Saide sakifesinde bir araya gelen Ensar Hz. Peygamber son- rası liderlik konusunu halletmek için toplanmıştı. Konuyu haber alan Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir ile toplantının ya- pıldığı yere gelerek o gün için Ensar’ın düşünemediği bir konuyu dile getire- rek liderlikte genel anlamda Arapların dikkat edeceği bir esasa vurgu yap- mışlardı. Arap yarımadasında yaşayan Arapların Mekke’lilerin Kabe’nin dini konumu dolayısıyla kazanmış olduk- ları liderlik vasfının İslam’la birlikte de dikkate alınacağını, dolayısıyla En- sar’ın liderliğinin onaylanmayacağı anlayışını o toplantıda ortaya koydular. O gün toplantıda bu görüş onay gördü- ğüne göre Ensar da aynı görüşü kabul etmiş anlamı çıkar. İmam Kureyş’ten, yardımcısı Ensar’dan kararı bu anlayı- şın sonucudur. Ümmeti daha Hz. Peygamberin vefatından sonra bölüp parçalayacak bir ihtilaf, otoriter ve ümmete sırasıyla riyaset edecek iki sahabe tarafından, olayın henüz başında ayrılığa sebebi- yet verilmeyecek şekilde, o gün adına külli bir karara bağlanarak bertaraf edilmiştir. Fakat daha sonraları aynı konuda, aynı liderlik karakteri ortaya konamadığı için ümmeti sonraki asır- larda derinden etkileyecek ihtilaflar, taassup derecesinde fanatik kitleler doğurmuş ve belki de içinde bulunulan açmaza delil olsun diye ittifakı zedele- yici mevcut ihtilafı ayakta tutabilecek payanda deliller üretilmek durumunda kalınmıştır. Burada otorite konusuna dikkat çekmek için maalesef yaşanan acı bir gerçeği dile getirmek gerekir. Çünkü otoriterin güçlü olmayışı başka ay- rıştırıcı noktalardan ortaya çıkan ih- tilafların sebebi olmuştur. İlk temel ayrışmanın sebebi, siyasi görünümlü, kabilecilik meselesi olmuştur. Ne yazık ki Hz. Peygamberin cahiliye adeti diye defalarca eleştirdiği konu olan kabile- cilik 3. Halife ve Resulullah’ın damadı Hz. Osman döneminde Hz. Osman’ın yumuşak karakterinden istifade eden akrabaları tarafından devreye sokul- muş ve ihtilafın ateşi tutuşturulmuş- tur. Daha sonraki yaşanan olaylarda da Hz. Osman’dan sonra hilafet görevini üslenen Hz. Ali’nin ümmet içinde var olan saygın kişiliği dahi ihtilafın önü- nü kesmeye yetmemiş, ayrılıkları artı- ran olaylar tırmanmıştır. Bugün hala, yaşanmış olaylara rağmen Hz. Ali’nin mağduriyeti kalbimizde derin hüzün- ler oluşturmakla beraber, İlimde de- rinliğinin, savaşlarda gösterdiği kahra- manlıklarının siyasi anlamda derleyip toparlayıcı olmaya yeterli olamadığına şahitlik etmek zorunda kalıyoruz. İhtilaf hiçbir zaman ümmetin bir- liği ve beraberliği konularında hayırlı neticelerin basamağı olmamıştır desek yanlış bir şey söylememiş oluruz. İl- mihal konuları diyebileceğimiz mese- lelerde bile ümmet birleştirici tavırlar ortaya koyamamıştır. Buna en çarpıcı örnek Şam’daki Emevî’ye camisinde dört mezhebin farklı farklı namaz kı- labileceği imkânın oluşturulmasıdır. Bu uygulamanın insanlar üzerinde Müslümanların birbirlerine ne kadar toleranslı davrandığı anlayışını bırak- mış olması da ayrıca şaşılacak bir du- rumdur. Şeytana sorsak, ittifak mı ihtilaf mı diye ihtilafa kalıbını basar. Çünkü o ih- tilafları kullanarak fesadı yayar. Bu se- beple ihtilafın meşrulaştırılması adına söylenmiş ne kadar söz varsa öncelikle uzak durulmalı, uzak durma imkânı yoksa iyiye yorarken dahi iyice düşün- meliyiz. Hak olan ittifaktır, ihtilaf ise yeri- ne göre dalalet, yerine göre butlandır en hafifinden ayrılık vesilesidir. Hak ittifaktan yanadır, şeytan ise ayrılığın tohumu ihtilaftan yana. Hakkın neti- cesi tevafuktur. Batılınki ise taassup. Çünkü taassup körü körüne olmaktır.
Önsözün tamamını okuyucuda aç
12 kalem

Bu Sayının Yazarları

۞
14 yazı

İçindekiler

۞