de başkalarının ayıp ve günahlarıyla uğraşamayacağı gayet açıktır. Zira bu durum da kur’anda yasaklanmış bir zafiyettir. Bismillah Asıl maksadımıza geçmeden önce zaaf kelimesinin etimolojine/kökenine değinelim. Kelime Arapça kökenli zayıfladı, zayıf oldu anlam…
de başkalarının ayıp ve günahlarıyla uğraşamayacağı gayet açıktır. Zira bu durum da kur’anda yasaklanmış bir zafiyettir. Bismillah Asıl maksadımıza geçmeden önce zaaf kelimesinin etimolojine/kökenine değinelim. Kelime Arapça kökenli zayıfladı, zayıf oldu anlamına gelen “Daufe”: kelimesinin mastarıdır. Sonuna Türkçe çoğul eki olan “lar” ekini alarak çoğul yapılmıştır. Zaaf/lar- ımız/ zayıflık-lar-ımız / şeklinde yazılır ve okunur. Kur’anı kerimde yaratmayla ilgili ayetler başlıca iki grupta toplanabilir. Birincisi; Yokken/yoktan yaratma ya da bir örneği olmaksızın yani ilk defa yaratma, diğeri de (ilk yaratılan nefisten) türetme, üretme ve çoğaltma anlamında yaratma. İlk ve örneksiz yaratmada Allah insanın cismini (Fiziki ve biyolojik yanını, beşer olan tarafını) dört unsurdan (yani toprak, su, ateş ve hava) yarattığını muhtelif ayetlerde değişik ifade biçimleriyle zikreder. Sonra yarattığı varlığa kendi Ruhundan ilahi bir nefha/ruh kattıktan sonra insanın yaratılışının tamamlandığını ve yaratışı en güzel bir surette yaptığını da belirtir. “Lekad halaknâ-l-insâne fî ahseni takvim”Tin/4. Bu ayetteki takvim kelimesini kıvam kelimesiyle ilişkilendirerek okuyalım. “Ardından onu güzel bir insan şeklinde düzenleyip ona rûhundan üfledi … Ne kadar da az şükrediyorsunuz!” Secde / 9. Sâd / 72 . Yaratılıştaki kıvamın güzelliği meselesi belki başka bir yazıya konu olabilir. Biz konumuza dönelim. Özetle bir beden Ruhtan (Nefha’i İlahi) yaratılan insanın aynı zamanda zayıf yaratıldığından da başka bir ayette bahsediyor. “İnsan zayıf yaratıldı”1Nisa, 28 Bu ayette zayıflığın ne tür bir zayıflık olduğuna dair bir açıklama yokken Rûm suresi 54. Ayet te bu zayıflığın fiziksel, biyolojik bir zayıflık olduğu açıkça belirtiliyor. “Sizi güçsüz bir halde yaratan, güçsüzlükten sonra size kuvvet veren, kuvvetli döneminizden sonra sizi tekrar güçsüz ve saçı başı ağarmış ihtiyar hâline getiren Allah’tır. O, dilediğini yaratır. Çünkü O, her şeyi hakkıyla bilen ve her şeye gücü yetendir.” Fiziksel zayıflıklarımız hepimizin malumu olduğu için kısaca hatırlatıp geçelim. Örneğin; Anne karnında daha cenin halinde bir varlığın ne kadar zayıf ve korunmaya muhtaç olduğunu bilen rabbimiz o’nu en güvenli yerde anne rahminde kendi rahmetiyle kuşatıp kollayarak dokuz ay tutuyor. Takdir edilen dünya hayatına gözleri açtığında ise anne ve babasının merhametli kucağına emanet ediyor. Bir ömür boyu hastalık veya engelli olmak gibi durumlarla mücadele eden insanların yanı sıra hepimiz yaşlılık ve beraberinde gelen başta tür hastalıklar/zafiyetlerle de mücadele etmek zorunda kayıyoruz. Dört unsurdan yaratılan beşeri varlığımız elbette doğası gereği bu dört unsurun eksikliklerini de taşıyor. Bu eksiklikler de bizde açlık susuzluk, yorgunluk gibi bir takım zaaflar oluşturuyor. Biz de bir ömür bu zaafların telafisi için çabalayıp duruyoruz. Gelelim diğer zaaflarımıza. Bunlar ilk bakışta bir birine yakın gibi görünmesine rağmen bazıları küçük nüanslarla birbirinden ayrılan psikolojik ve ahlaki zaaflarımızdır. Şimdi küçük bir tasnif yapalım. 1-Sadece Allah’ın ve kendimizin bildiği, sadece içimizden geçirdiklerimiz asla dışa vurup başkalarını şahit tutmadığımız zaaflarımız. Bu tür zaafları fiile dökmediğimiz sürece sonucundan mükellef değiliz. Ebû Hüreyre”den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah, dile getirmedikleri veya yapmadıkları müddetçe, içlerinden geçirdikleri şeylerden dolayı ümmetimi sorumlu tutmaz.” Nesâî, Talâk, 22 2- Kendimizin bile farkında olmadığımız, sonradan hatırlatılınca belki mahcup olup düzeltmeye çalıştığımız zaaflarımız yani hatalarımız veya günahlarımız. 3-Hem kendimizin hem başkalarının bildiği ve bizim onunla yaşamaya devam ettidiğimiz psikolojik ve ahlaki zaaflarımız. Bu zaafların bir çoğu toplum tarafından “ayıp” yasalar tarafından “suç” din tarafından da haram/günah olarak kabul edilip sorumluluk ve cezai yaptırımı gerektiren zaaflardır. Her insanda fıtri/verili olarak bulunan unutkanlık, korku, öfke, isteme ve acelecilik gibi bir takım zaaflarımız da bir hikmete binaen bulunmakla birlikte yanlış yerde, zamansız ve ölçüsüz kullanıldığında zararlı, doğru zamanda ve yerinde kullanıldığında son derece faydalı sonuçlar doğurabilecek zaaflardır. Mesela; İnsan, unutkan bir varlıktır ve nisyan yani unutmak psikolojik bir zafiyettir. Bu zafiyet yaşam boyu devam ederse insana ve çevresindekilere zararı dokunabilir. İradi bir durum olmadığı ve ‘kasd-ı mahsusa” da bulunmadığı için ahlaki bir sorumluluk doğurmaz. Yani unutkan bir insan bu durumundan dolayı ahlak zayıflığı ile itham edilemez. Bu özellik Hz Âdemden bu yana tüm insanlığın fıtri bir özelliğidir ve tedavisi de yoktur. Her insan az veya çok unutur. “Doğrusu daha önce Âdem’den ahit almıştık da, unuttu…” Taha, 115 İnsanda bulunan ve ahlaki sorumluluk doğuran bir takım psikolojik zaafları da şöylece sıralamak mümkündür. 1-Arzu ve istek gücünün aşırılığı ve kontrol edilemeyişinden doğan şehvet düşkünlüğü: “Kadınlar, oğullar, yığınla altın ve gümüş, cins atlar, en’am (koyun, keçi, sığır, deve) ve ekinler gibi hubbu’ş-şehevat insanlara süslü gösterildi.”Âl-i İmran, 14
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.