بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 18 · Eylül 2025 · Makale · s. 9

Düşünce Aşireti

Mustafa İbakorkmaz — Grafik Tasarım

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
yeryüzünde kan döküleceğine yönelik itirazlarını ya da kaygılarını bu nedenle mi dile getirmişlerdi? Nitekim, daha hz. Adem zamanında çocukları hilafa düşüp birbirleriyle karşı karşıya geldiler ve sonuçta ilk kan daha o vakit döküldü. Daha sonrasında, genelde …
yeryüzünde kan döküleceğine yönelik itirazlarını ya da kaygılarını bu nedenle mi dile getirmişlerdi? Nitekim, daha hz. Adem zamanında çocukları hilafa düşüp birbirleriyle karşı karşıya geldiler ve sonuçta ilk kan daha o vakit döküldü. Daha sonrasında, genelde tüm insanlar, özelde Müslümanlar arasında yaşanan ihtilaf geriye doğru bir halef selef ilişkisiyle tarihin en başına kadar gidiyor. Yani ihtilaflarımızın kaynağı, esasen kesintisiz devam eden bir soya çekimdir. İkincisi, Halife olan insanın kaderinde ihtilaf kaçınılmazdır diyebiliriz. Çünkü hepimiz aynı genetiğe sahibiz. Hepimiz aynı soydan geliyoruz. Bu yönüyle ihtilaf insani bir özelliktir. Aksi takdirde insan değil, melek olurduk. İhtilaf, olumsuz sonuçlarının yanı sıra, olumlu sonuçları da olan bir yönümüz. Yanlışın karşısında doğru, kötünün karşısında iyi, çirkinin karşısında güzel daima muhaliftir. Eğer bu muhalefet olmasa, yanlışlar, kötülükler ve çirkinlikler bizi kuşatır, şeytan ve dostlarının egemenliği iktidarını ilan ederdi. Çünkü dünya ve dünya hayatı buna teşnedir. Nefsimiz bize kötülükleri emretmekte, şeytan sürekli tuzaklarıyla yürümeye çalıştığımız dosdoğru yol üzerinde bizi sabırla tuzağa düşürmeye çabalamaktadır. Bu açıdan bakıldığında şeytan başta olmak üzere, kafirler, zalimler, müşriklerle sürekli bir ihtilaf halinde olduğumuz ortadadır. Dolayısıyla kimlere ve nelere karşı muhalif olmamız gerektiği de bellidir. Bununla birlikte kendi aramızda da ihtilafa düşmek kaçınamadığımız bir gerçekliktir. Din dilinin özellikleri, insan algılarının farklılıkları nedeniyle en temel konularda bile ihtilafa düşebiliriz. Nitekim, Efendimiz (sav) dünyadan ayrıldıktan hemen sonra, Sahabe arasında bile ihtilaflar olduğunu biliyoruz. Ardından gelen tüm zamanlar boyunca ihtilaflar hayatın değişik alanlarında devam etti. Siyasi, itikadi, fıkhi ve diğer konuların hepsinde savaşlara, yüzyıllar boyunca süren mihne dönemlerine yol açtı. Meşrepler ve mezhepler arası ihtilaflar nedeniyle bir çok alim ve taraftarları ya eziyet gördü. Yaşananlar bellidir. Belli başlı ihtilaf konularımızın kökleri bu tarihtedir. Bir çok mesele geçmişten günümüze intikal etmiştir. Dolayısıyla eski meselelerin güncel taraftarları halen ihtilaf halindedir. İşte tam da burada şunu belirtmek gerekiyor. Tıpkı insanın biyolojik soy ağacı gibi, bir de inanç ve düşüncelerinin soy ağacı olduğunu görmeliyiz. Müslümanların, halef selef silsilesiyle geçmişin problemlerini günümüzde de yaşıyor olmalarının nedeni bu. Efendimiz (sav) “Ruhlar toplu (halde gezen) ordulardır. Onlardan (ezelde Allah-u Teala yolunda) birbirleriyle tanışanlar itilaf eder (anlaşır). Tanışmayanlar ise ihtilaf ederler (dünyada zıtlaşırlar)1 buyuruyor. Ruhlar alemine kadar uzanan bir geçmişe bağlı olarak, ruh, inanç ve düşünce akrabalarımız var. Bu akrabalık bağı nedeniyle benzerlerimizi bulduğumuzda gruplaşıyor, bize benzemeyenlerle doğrudan ihtilaf konumunu alıyoruz. Yaşadığımız bu durum bir nevi asabiyedir. O yüzden taassup deniyor, meşrebimizi çok önemsediğimiz bağlılığa. Oysa ihtilafın rahmete dönüşmesi için de Efendimizin koyduğu ölçüler var. Mesela “Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte müminlerin misali, bir bedenin misalidir. Ondan bir uzuv rahatsız olsa, diğer uzuvlar uykusuzluk ve hararette ona eşlik ederler.”2 Diyor. Günümüz itibarıyla, gözümüzün önünde Gazze’de yaşanan zulmü bu şekilde hissediyoruz. Fakat aramızda husumete ulaşan ihtilaflar nedeniyle fiili müdahale konusunda dünyanın bütün Müslümanları çaresiz, eli kolu bağlı, seyirci kalıyor. Taassup konusunda yaşadığımız zaafların en önemli nedenlerinden biri inanç ve düşünce soy ağacımızın köklerinde yer alan önemli isimlerdir. Bunlar yerine göre mezhep imamı, yerine göre filozof veya fikir adamı ya da büyük sufilerden biri olabilir. Biz çoğu zaman taraftarı olduğumuz birinin peşine düşüyor, onun ihtilaf ettiği isimlerle ve taraftarlarıyla bir ihtilafı taassupla sürdürüyor, rahmet olması gereken ihtilafı husumete dönüştürüyoruz. Üstelik neye, neden muhalefet ettiğimiz hakkında bilgiye de sahip olmadan bu hataya düşüyoruz. Efendimiz (sav) bu konuda da bize ölçüler vermiştir. “Mertebe itibarıyla insanların kıyamet günü Allah indinde en kötüsü, ahiretini, başkasının dünyası için helak eden kuldur.”3 Buyurur. Bir başka ölçü de yaygın olarak bilindiği halde, Efendimizin (sav) “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.”4 uyarısıdır. Birlikte düşünmemiz gereken bir başka uyarı da, taassubun körleştirme etkisi konusunda bizi aydınlatır. “Bir şeye karşı sevgin seni kör ve sağır eder ve onun eksiklerini görmez, kusurlarını işitmez olursun”5 Taassup dolayısıyla düştüğümüz durum bunlardan ibaret olsa gerektir. 1) [Buhârî, Enbiya 2; Müslim, Birr 159, (2638); Ebû Dâvud, Edeb 19, (4834) 2) Buhari, Edeb, 6011/4, Müslim, Birr, 67 3) Kütüb-ü Sitte, 17. Cilt, sf 546 4) Müslim, İman, 93, Tirmizi, Kıyame, 56 5) Kütüb-ü Sitte, 5903

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.