aşamamanın; “bizden olsun da taştan olsun”un adı asabiyet, şekli taraftarlık, fikri taassuptur. Saplanıp kaldığı yerden bir daire çizerek burası dünya demek ne kadar da abes değil mi? Küçük bir pencereden seyrettiği âlemi, gördüğü kadar zannedip sınır tanımaya…
aşamamanın; “bizden olsun da taştan olsun”un adı asabiyet, şekli taraftarlık, fikri taassuptur. Saplanıp kaldığı yerden bir daire çizerek burası dünya demek ne kadar da abes değil mi? Küçük bir pencereden seyrettiği âlemi, gördüğü kadar zannedip sınır tanımayan hükümler koymak da nedir azizim? Yolu kibre çıkan bu dar anlayışın özünde kendini sevmek var zannederim ama çok sevmek. Kendinden olmayan bir nimeti kendinde görüp yalnız o fikrin sevdalısı olmak bir bakıma esir olmaktır ancak herkes bilir ki en iyi köle kendini özgür zannedendir. Hep büyük daireye talip olanın hatta sahip olanın “ Bir sinek bir kartalı kaldırdı, yere vurdu/ Yalan değil gerçektir, ben de gördüm tozunu.” diyenin Yunus Emre’den alacağı ders çoktur. Bıraksın taassubu, rengine kanmasın dünyanın ama renksiz de olmasın vesselam. Trajediler küçük adamların bü- yük hayallerinden doğar, diye bir söz okumuştum. Elhak doğrudur. Okuduğu veya duyduğu bir haberin farklı yönlerine bakıp nesnel bir şekilde değerlendirecek insaf ve ölçüye sahip olmak için de bilmediğini bilecek bir idrake muhtaç insan ve oğlu. Büyüklük hissini bazen yeni bir kıyafet, bazen de bir başarı verebilirken tevazu ancak kalbin gördüğü ile mümkündür. İşte ve fikirde çeşitlilikleri görmek, bilmek ve seçimde bulunmak, hele de önceki tutum ve davranışının yanlışlığını fark ederek onu düzeltmek veya bunun gayretinde olmak takdir edilesi bir entelektüel duruştur. Sonraki değişen ve çeşitlenen durum ise “ihtilaf” olarak değerlendirilir ve niyet güzelse bu farklılıktan hayır umulur. Birbirini sadece eleştirmek için dinlemek, kendi fikrine olan asabî tavrının ve taassup insanının hâlinin göstergesidir. Diğerlerinin yanlış yolda olduğunu söyleyen zatı muhterem ters yola girip arabaların üstüne üstüne geldiğinden şikâyet eden bir fikri sabittir. Takdir etmeyi bilmemek, bildiklerinin de kölesi olmak mutaassıp bir kafaya işaret eder. Dindar insanları hataları yüzünden ya da bilmeden bu kelimeyle nitelersek seküler yolda kalmışlara haksızlık olur. Her insanın kendini açık fikirli olarak tanımladığı bu coğrafyada taassup sözde yok ama “mutaasıp” insan diye bir kavram var. Tuttuğumuz takım büyük, tarlamız verimli, arabamız konforlu… gibi hangi konuda yerleşmiş ön kabulleri yıkamıyorsanız o durumdan dolayı başkasından üstün sayılmayız. Hangi suda boğuluyorsak taassup gösterdiğimiz katil odur. Sonuç olarak hemen herkesin böyle bir tavır sergilemesi mümkündür ancak ayrıntıda farklılaşıyoruz. Çünkü benim taassubum bana, seninki sana demek; aşamadığı asabiyeti sevip onun bağnazlık kabul edilmesine de bir nevi itirazdır.
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.