otoritenin yoksunluğu hem de olgun anlamda ilim adamının olmaması sebebiyle daha bir içinden çıkılamaz boyuta doğru ilerlemektedir. İnsanlar arasında gerçekleşmesi kaçınılmaz hallerden biri düşünce ayrılıklarının bulunmasıdır. (hud 118) Fakat bunun ayrılığa ve…
otoritenin yoksunluğu hem de olgun anlamda ilim adamının olmaması sebebiyle daha bir içinden çıkılamaz boyuta doğru ilerlemektedir. İnsanlar arasında gerçekleşmesi kaçınılmaz hallerden biri düşünce ayrılıklarının bulunmasıdır. (hud 118) Fakat bunun ayrılığa vesile olacak nitelikte devam ettirilmesi, kaşınması arzu edilen bir durum olmamalıdır. Çünkü ittifakın toplumsal anlamda sağlayacağı yarar ile ihtilafın oluşturacağı hasar malum olan bir durumdur. Bölünmek ve ihtilafları körüklemek Kur’an’î ifade ile insanlara dünyada bir olma saadetinden mahrum kalma cezasını yaşatır, bunun sonucu olarak da ahiret azabının sebebi olur. (Ali İmran 105) Ali imran suresi 103. Ayet genel anlamda bizim ittihada delil olarak kullandığımız bir ayeti kerimedir. Çekişmenin gücü dağıtacağıyla ilgili Enfal suresi 46. ayette bir başka müracaat kaynağımızdır. İslam tarihi itibarıyla baktığımızda ihtilaf kelimesinin felsefesi diyebileceğimiz tartışmalar genel anlamda fıkhi konuları kapsayan bir alan olarak görülmekle beraber, kelam ilminde de ihtilafın çok yaygın biçimde varlığı görülmektedir. Bu iki alandaki ihtilaflar ümmete tahrip edici anlamda çok zarar vermiş gözükmezken, asıl olarak ihtilafın bulunmaması gerektiği siyasal alanda ihtilaflar maalesef ümmete ciddi manada zararlar vermiş ve ümmetin kanının dökülmesine sebep olacak nitelikte ayrılıklar doğurmuştur. Hz. Ali döneminde başlayan ve kelam alanından siyasi alana sıçrayan ihtilaflar vicdanları kanatacak birçok ayrılığın ve İslam adına olması gereken ittihada aykırılığın örnekleriyle doludur. Dönemsel anlamda İslam’ın yükselen trendinin karşısında İslam’ı zorlayacak bir gücün bulunmaması başlangıçta çok bir tehlike oluşturamazken ilerleyen süreçte bu siyasi parçalanmışlık haçlılar ve Moğollar karşısında ümmete çok zarar vermiştir. Özellikle zamanımızı baz alacak olursak, emperyalistlerin İslam ümmetini parçalama operasyonu saya- bileceğimiz ulus devletçilik anlayışı ciddi olarak, İslam ümmetini asırlarca bir arada tutabilme güzelliğini başarabilen Osmanlı devletinin yıkılışını gerçekleştirmiştir. Emperyalistlerin yüzyıl önce ellerine aldıkları cetvellerle oluşturduğu ulus devletler bazında gerçekleştirilen haritalar, bugün yüzyıldır gerçekleştirilen stratejilerle ülkeleri daha küçük parçalara bölmek suretiyle daha kolay yönetilebilir hale getirilmek istenmektedir. İş o kadar içinden çıkılamayacak boyutta ihtilaflara bezenmiş durumda ki, temelde bölünmüşlüğe sebep olan onular siyasi bilinçsizlikten öte bir hal almış, artık temel dini referanslar konusunda derin ihtilafların oluşturulması amacına hizmet eden bir ümmet görüntüsü ortaya çıkmıştır. Yüzyıl önce var olan ihtilafların çözümü konusunda ortalığı toparlayabilecek ilim adamı profili mevcutken siyasal anlamdaki güçsüzlük, ihtilafları ortadan kaldırmaya yeterli olamamıştır. Bugün ümmetin ihtilafı konusunun temel alanına oturan referans ihtilafları hem siyasi otoritenin yoksunluğu hem de olgun anlamda ilim adamının olmaması sebebiyle daha bir içinden çıkılamaz boyuta doğru ilerlemektedir. Hatta bugün ihtilaf konusu konuşulmaya başlandığında nereden başlayalım diyebilecek bir durum bile yoktur. O kadar ki ilimle çözülebilecek konulara biraz malumat sahibi olan malumatfuruşların bilmiş edasıyla katıldıkları tartışmalar vesilesiyle çorba bile diyemeyeceğimiz karmaşık bir durum ortaya çıkmaktadır. Çünkü çorba kelimesi her ne kadar karışık durumları izah anlamında mecazen kullanılırsa da çorbanın açlığa medar olacak bir şifa durumu söz konusudur. İşin özüne dönecek olursak Ali İmran 103. Ayetteki ittifaka vurgu yapan temel konuma benzer bir hal yaşamaktayız. Allah’ın cc ayette dile getirdiği ateşten bir çukurun kenarında bulunma hali, yok olmaya yüz tutmuşluk diyebileceğimiz bir sosyolojik gerçekliği ifade etmektedir. O günün sömürgecisi de bugünün sömürgecileri gibi yine Yahudilerdi. Medine’de var olan ve sayısal anlamda üstünlük sahibi Araplara aynı bugünün şartları olan ekonomik gerekçelerle üstünlük kurmuşlardı. O gün Araplar o hale gelmişlerdi ki bulabilecekleri ilk vesileyle bu halden kurtulma arayışı içine girmişlerdi. Bu günün tabiriyle Allah’ın yanında yapmış oldukları bir iyilik vesilesiyle Allah onları peygambere denk getirerek içinde yaşadıkları bu ihtilaflardan onları hak üzere kılarak kurtarmıştı. Bugün İslam ümmetinin içine düştüğü ihtilafların kökünde de Yahudiler ve onların oluşturdukları şer ittifakları mevcuttur. Fakat Müslümanların hali Evs ve Hazrec kabilelerinin içinde bulunduğu ihtilaftan daha derin bir görüntü ortaya koymaktadır. O günün şartlarında Hz. Peygamberle akabede ilk olarak karşılaşan Hazreçlilerin gösterdiği feraseti gösterebilecek birileri şu an için görünmemekle beraber, Hz. Muhammed gibi bir aydınlık rehberi de ortaya çıkmış görünmemektedir. O gün Hazrecliler kendilerini kurtarmayı bekledikleri bir mehdi anlayışına sahip miydi bilmiyorum ama bugün içine düştüğü çaresizlikten kendini kurtarma anlayışını mehdi kavramı ile perdeleyen ümmetin büyük bir çoğunluğu acziyetini bu şekilde dile getirmektedir. Yapmış olduğumuz bu takdir kader okumalarını, içine sindiremeyenler maalesef kurtulma adına ortaya konan çabaları destekleme anlayışında dahi ihtilafın bindir türlüsüyle bulunduğu yerden ahkam kesmektedir. Ali İmran 103. Ayette beyan edilen kurtarma operasyonunda aktif güç Allah’tır insanlar değil. O günün şartlarında kurtulma çabası içinde olmalarını “ Yahudilerin bahsettikleri bir peygamberin geleceği haberini, peygamberin misyonu olan birleştiricilik vasfıyla düşünmüş olma ihtimali çerçevesinde öne geçme arzusuyla” ifade etmiş olabilirler.
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.