Dedi ki: Özgürlük istiyorum! Dedim ki: Kimden ve neyden özgür olmak istiyorsun? Dedi ki: Şeyy… O zaman gel şu özgürlük ne menem bir şeymiş görelim! İnsan ve özgürlük veya insan ve Hürriyet kelimeleri sürekli yan yana zikrediliyor olsa da aslında insan özgür ol…
Dedi ki: Özgürlük istiyorum! Dedim ki: Kimden ve neyden özgür olmak istiyorsun? Dedi ki: Şeyy… O zaman gel şu özgürlük ne menem bir şeymiş görelim! İnsan ve özgürlük veya insan ve Hürriyet kelimeleri sürekli yan yana zikrediliyor olsa da aslında insan özgür olabilir mi veya insanın özgürleşmesi insanlığa bir fayda sağlar mı, tartışalım! Yunanlı filozoflar “eleutheros” kelimesini kullandılar; köle olmamak, başkasına bağlı olmamak veya kendi kendine sahip olma anlamına gelir. Özellikle Platon ve Aristo bu kelimeyi sadece “köle olmamak” değil, aynı zamanda “yasaların rehberliğinde kendi kendini yönetebilmektir” diye genişlettiler. Stoacılar bu kelimeyi “tutkulara ve dış koşullara esir olmamak” şeklinde daha içkin bir manaya hamlettiler. Bir nev’i “ruh”un her şeyden bağımsızlığı, olarak yorumladılar. Latinler “ libertas” kelimesini kullandılar. Çiçero, “başkalarının isteklerine göre değil; yasaların rehberliğinde yaşamak” şeklinde tanımladı; platonla aynı noktaya işaret etti: Yasalara bağlı kalarak yaşama. Avrupalılar “Freedom” kelimesini öne çıkardılar. “ Özgür olma durumu” manasında kişisel bir özgürlüğü önceleyen bir yaklaşım. İki kelimeden oluşan bu ifadede “fri” sevgi, barış, yakınlık manalarına gelir. Friend kelimesi de buradan türemiştir: Arkadaş, dost. Aydınlanma felsefesi “freedom”ı “libertas”a göre daha fazla öne çıkardı; çünkü freedom bireysel, şahsi bağımsızlığı öne çıkarırken Liberty- libertashukuki, siyasal, düşünsel özgürlüğe vurgu yapıyordu. Türkçede kullandığımız ve özellikle solcuların ve gençlerin vurguları Libertas’a değil, Freedom’adır; hukuki, fikri veya felsefi bir özgürlükten çok bireysel ve çıkarcı bir özgürlükten yanadırlar. Araplar “hür” kelimesinden “Hürriyet” terimini ürettiler. Köle olmama durumu’nu ifade eder. Soylu, asalet, iffet sahibi manasında da kullanılmıştır. Kur’an “ hür” kelimesini “köle olmayan” manasında kullanır, hürriyet kelimesini kullanmaz. İslam düşünce tarihinde “köle olmama” manasında kullanımı yaygındır. 19. Yüzyıl Osmanlı modernleşmesi sürecinde Avrupa’da kullanılan libertas/ liberty manasında “hürriyet” teriminin yanında Farsçadan Osmanlı Türkçesine geçmiş olan “Serbestiyet” terimi de kullanıldı. Aslında farsça “Azad” “Azadi” kelimeleri özgürlük manasında yaygın olarak kullanıldığı halde “başı bağlı olmak” anlamına gelen “serbest”- ser, baş; best ise bağlamak manasına gelir- “serbestiyet” kelimelerini kullanması kelimelerin zamanla mana değişikliğine uğramasına örnek olması bakımından ilginçtir. Namık Kemal’in ünlü eseri “ Hürriyet Kasidesi” hem bireysel, felsefi ve hem de siyasi özgürlüğe işaret eder. 1908 darbesinden sonra “ yaşasın Hürriyet, Musavamat/ eşitlik, uhuvvet/ kardeşlik, adalet” sloganı dönemin Abdulhamid karşıtlarının tıynetlerini göstermesi açısından önemlidir. Cumhuriyet döneminde ise Hürriyet veya serbestiyet yerini “ Özgürlük” terimine bıraktı, 1935lerde sözlüğe girdi; el an kullanmaya devam ediyoruz. Avrupa aydınlanması Freedom’ı kişiyi bağlayan, bağımlı/tutsak kılan her ne varsa onlardan kurtulma eylemi olarak işledi; insanın kendi başına bağımsızlığı, bağlardan kurtulma; Albert Camus’un betimlemesiyle- insan, isyan edebilen hayvandır- isyan. Buradan hareketle Avrupalı düşünürlerin önemli bir kısmı Tanrı, din, ahlak, tarih, gelenek ve benzeri değerlerin insanı özgürlüğünden alıkoyduğunu; dolayısıyla kişinin kendisini bunlardan kurtarması durumunda ancak özgürleşebileceğini dikte ettiler. “Özgürlük istiyorum” sloganı bir yönüyle de aslında bu diktanın çağrısına uymayı ifade eder; kimisi bunu bilinçli yapar, kimisi kelimenin büyüsünden yapar. Nitekim şöyle bir hikâye anlatılır: Çin Rahipleri ormandan geçerlerken feryad u figan eden bir kadına rastlarlar. Neden ağlıyorsun? Soruna kadın: Ben, kocam ve oğlum burada bu ormanda yaşıyorduk. Kaplan geldi ve oğlum ile kocamı yedi, bunun için ağlıyorum! Rahipler: Tamam da, orada güvenlikli şehirler var; orada neden yaşamıyorsun? Kadın: Doğru, ama orada devlet var, der. Güvenlik mi Özgürlük mü? İnsanlık tarihinin en önemli iki terimi olarak duruyor. Bir başka ifadeyle özgürlük mü yasasızlık mı? İnsanlar çoğunlukla özgürlüğü arzularlar yani yasasızlığı ve fakat tercihleri neredeyse tümüyle güven içinde yaşamdan yana olmuştur; yani yasalara bağlı bir yaşam! Özgürlük ormandaki kadının ifadesiyle “bedel” ister. Bu bedel bu örnekte olduğu gibi bazen en sevdiklerini hatta kendini feda etme olarak gerçekleşebilir. Sokrates, Ebu Hanife gibi örnekler bu bedeli ödemeye razı kimselerdir. Ancak her iki örnekte de Avrupai manada bir “özgürlük” çıkarımı yapılamaz; zira her ikisi de yasalara bağlı idiler ve hiçbir şekilde yasasızlığı savunmadılar. Avrupai özgürlük aslında ve temelde Din’e karşı bir bağımsızlığın iddiasını güder; bu sebeple de neredeyse bütün kavgası, saldırıları din üzerindendir. Ahlak, gelecek ve benzeri değerler de haddi zatında büyük oranda dinden referanslıdırlar. İslam, insanları hür ve köle olmak üzere iki sınıfa ayırdı. Savaşlarda esir alınan kadın ve erkekler öldürülmemelerine yani canlarına karşılık hürriyetleri ellerinden alınmış kimseler olarak tanımladı. Onlar için ayrı bir hukuk oluşturdu; kölelik hukuku. Bugün bu “esirler” hukuku şeklinde devam ediyor. Buradaki hürriyet, insanlar arasındaki hukuki bir ilişki sebebiyledir; yani kişi iradesini kendi başına kullanabilir ve bir başkasının tahakkümüne zorla girmeye mecbur bırakılamaz. Fakat esasta tartışmamız gereken bir başka konu var; insan gerçekte özgür olabilir mi? Ben bunun hiçbir şekilde olamayacağını düşünenlerdenim. Çünkü özgürlük yani hiçbir şeye bağımlı olmama, hiçbir şeyin etkisinde olmama ve tümüyle kendi başına olma durumunun gerçekçi, tabii ve insani olmadığını ve asla gerçekleşemeyeceğini söylüyorum. Bu manadaki bir özgürlük yani “istediğini yapma” tamlığı ve mükemmelliği gerektirir. Hâlbuki insan dünyaya geldiğinde yaşayanlar içinde en zayıf ve en korumasız olanların başında gelir. Ve bu zayıflık bir ömür devam eder. Ana- babasını seçemez, ismini başkaları koyar; neyin doğru, neyin yanlış olduğunu -istisnalar hariç- hep başkalarından öğrenir; dinini, mezhebini, meşrebini, takımını, partisini, eşini, mesleğini
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.