“Birlik, hakikatte birleşmektir; Taassupta birleşmek ise dağılmanın en koyusudur.” Giriş: Asıl Duvar Bugün ümmeti bölen duvarlar, sadece mezhep, cemaat veya ideoloji duvarları değildir. Asıl duvar; cehaletin, nefsi emmarenin, aç gözlülüğün, geçici dünya menfaa…
“Birlik, hakikatte birleşmektir; Taassupta birleşmek ise dağılmanın en koyusudur.” Giriş: Asıl Duvar Bugün ümmeti bölen duvarlar, sadece mezhep, cemaat veya ideoloji duvarları değildir. Asıl duvar; cehaletin, nefsi emmarenin, aç gözlülüğün, geçici dünya menfaatlerine ölçüsüz bağlılığın ve içi boş, gösterişli kavramların ardına gizlenmiş kör fanatizmin (taassub) duvarlarıdır. Milyonlarca insan, taassubuna düştüğü mezhebinin ne olduğunu bilmiyor; bağlı olduğu cemaatin ideolojisinden habersiz yaşıyor. Rüzgârın önündeki kuru bir gazel gibi, kabuk kavramların ve slogancı liderliklerin güdümünde savruluyor. Bu kör bağlılık, hakikati öldürüyor; kardeşliği çürütüyor. Öyle ki her asrın din düşmanı, insanlık düşmanı, Allah düşmanı ceberrutlarına bile taassupla bağlanarak hakikate ve kardeşliğe düşman olunabiliyor. Bir zamanlar tek saf hâlinde duran, “Hepiniz topluca Allah’ın ipine sarılın; tefrikaya düşmeyin” (Âl-i İmrân, 3/103) ayetinin muhatabı olan ümmet; bugün mezhep, cemaat, grup, ırk, ideoloji fanatizminin pençesinde parçalanmıştır. Hatta daha da ötesi futbol fanatizmiyle insanlar birbirine küfrediyor, diş gıcırdatıyor! I. İhtilafın Fitneye Dönüşmesi İhtilaf, fıtrîdir. Akıllar, anlayışlar, bakış açıları farklıdır. Bu, rahmet vesilesidir; çünkü hakikate farklı pencerelerden bakmamızı sağlar. Nitekim Hz. Ömer ile Hz. Ali’nin bazı konularda farklı düşünmesi ümmetin zenginliğiydi. Fakat ihtilaf, hevâ ve nefsin bencilliği ile yoğrulduğunda fitneye dönüşür. “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra ihtilafa düşenler gibi olmayın” (Âl-i İmrân, 3/105) buyuran Kur’an, bu noktada açık uyarı yapar. Bugün ise, ilmî ihtilafların yerini hakaret, dışlama, tekfir ve linç kültürü almış durumda. İhtilaf Ahlakı Bir veya daha fazla konuda önemli bir hassasiyet taşımak, o meseleye dair güçlü kanaatlere sahip olmak; insanı mutlaka taassuba sürüklemek zorunda değildir. Doğru gördüğü veya sağlam gerekçelerle temellendirdiği bir görüşe sahip olan Müslüman, başkalarıyla ihtilaf edebilir; ancak bu ih- tilaf, bozuşmayı ve kardeşlik bağının kopmasını gerektirmez. İhtilaf ahlakı; farklı düşüneni dışlamadan, hakarete başvurmadan, adalet ve insaf sınırları içinde kalmayı gerektirir. Zira “hakikate aidiyet” ile “kendine aidiyet” birbirinden farklıdır. Hakikati arayan, kardeşini kazanmak için ihtilafı yönetir; nefsinin fücuruna uyan kimse ise haklı dahi olsa kardeşini kaybederek ihtilafı kavgaya dönüştürür. Müslüman, kendi görüşünde sebat ederken, ihtilaf ettiği kardeşine karşı edep, merhamet ve adaletle davranmayı terk etmemelidir. II. Taassubun Karanlığı Taassup; hakikati aramayı bırakıp, kendi kabilesini, grubunu, mezhebini, liderini, prestijli bulduğu makam, mevki, şöhret tercihlerini mutlak doğru kabul etmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur: “Körü körüne bağlanmayın. Bir topluluk iyi işler yaparsa siz de iyi deyin; kötü işler yaparsa kötü deyin.” (Tirmizî, Birr, 58) Nasihatim önce kendimedir: Mezhepli olun, ama mezhepçi olmayın. Cemaatli olun, ama cemaatçi olmayın. Yalnız başına olsanız bile ümmetçi olun. Mezhep, dinin anlaşılmasında bir kolaylaştırıcıdır; cemaat, Müslümanların dayanışma halkasıdır. Ama ikisi de ümmetin önünde duvar olmamalıdır. Çürük ve çürütücü olanları kasaya doldurmak gibi bir ümmetçilik anlayışından da uzak durun. Ümmetçilik, hakikati ve adaleti koruyan bir ufuktur; asla kirli hesapların ve kör aidiyetlerin sığınağı değildir. Bu kör taassup sadece dinî konularda değil, dünyevî menfaatlerde de kök salabilir. Öncelik sırası değiştirilmiş ilkeler yahut ilkesizlikler ile menfaatlerin, makamların, mevkilerin, şöhretlerin ilk sıraya alınması; değer yargılarını altüst eder. Böylece din konulu taassup kadar, hatta bazen ondan da tehlikeli, dünyevî taassuplar ortaya çıkar. Bir devlet başkanı, kral veya bakan; bulunduğu makamı korumak için ümmeti korumaktan vazgeçebilir. Kendi veya ailesinin ikbalini düşündüğü kadar ümmetin ikbalini düşünmeyebilir. Bu nefsî kör taassubun bağlısı olan- ların ümmete verdiği zarar, açık bir ihanettir. Onlar, ümmetin selâmetini değil, kendi konumlarının selâmetini önceledikleri için; birlik köprüsünü bizzat dinamitleyenlerden olurlar. Kılıçların gölgesinde Müslüman olduğunu söyleyip, İslam’ı kabullenememiş, yenilgiyi hazmedememiş, her meseleye sadece dünyalık gözle bakanlar; ümmetin içinde bir kanser gibi yaşamaya devam etmiş bünye düşmanlarıdır. Fitneci ayrık otu yeşilliklerin faydalı nebat olmadığı gibi bunları söküp atmayı, dışlamayı da bilmek gerekmektedir. Yani ümmetçilikte bile kör taassuba düşmemek gerekir. Ümmeti koruma iddiasıyla bu tür unsurları kucaklamak, ‘olabilirlik’ ilkesini zayi etmek demektir. Bu ise akıllı bir iş değildir. Unutmayın ki, taassubunu din edinmiş, ondan vazgeçmeyi dinsiz kalmak kadar zor gören hevâ sahipleriyle ümmet olunamaz. Çünkü onlar için hakikat değil, kendi dar aidiyetleri kutsaldır. Bu tiplerle birlik, ümmetin dirilişine değil; çözülüşüne hizmet eder. III. Günümüz Müslüman Toplumlarındaki Yaralar 1. Kardeşliğin Yitimi: Bir Müslüman diğerini sadece farklı düşüncesi nedeniyle düşman görebiliyor. 2. Birlik Gücünün Çökmesi: Küresel güçler, buparçalanmışlıktan besleniyor. 3. İlmin Değersizleşmesi: Delile dayalı ilim yerine, sloganlar hâkim. 4. Dua ve İbadette Soğuma: Ayrılıklar kalpleri katılaştırıyor. IV. Tedavi Yolları: Kardeşlik İklimine Dönüş Hakikati arayanlar zanna değil ilme tutunurlar Allah’ın İpini Tekrar Kavramak Meşru İhtilaf Adabını Öğrenmek Taassubu Terk Etmek Kardeşlik Hukukunu Canlandırmak Küçük Çapta Başlamayı Önemsemek Bir Vaka: Etiyopya (Habeşistan) ve Kardeşlik Köprüsü Geçmişte Habeşistan olarak bilinen Etiyopya, ümmetin hafızasında Necaşî’nin adaleti ile yer etmiş bir coğraf-
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.