بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 19 · Ekim 2025 · ISSN 3023-7688

Dosya: Mahalle Baskısı

Allah’ın dinine yardım eden o mü’minler, kendilerine yeryüzünde bir hâkimiyet verdiğimizde, namazlarını dosdoğru kılarlar, zekâtlarını verirler, her türlü iyiliği emredip yayar, kötülük ve yanlışlıkları yasaklayıp önünü almaya çalışırlar. Bütün işlerin neticede varıp değerlendirileceği yer Allah’ın huzurudur. (Hac: 41)

۞
Önsöz

Mahalle Baskısı

Yayın kurulu adına
Bir deli kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramazmış. İki yüz yıldır dejenerasyon geçiren bir toplumun, asırlar boyu sahiplendiği kavramlar ile zoraki değiştirilmiş hayatları adına kurulmaya çalışılan dünya arasında, sağlıklı bir geçiş yapamayışının verdiği patinajla, içinden çıkamadığı bir me- seleyi izah etme adına uydurulan yeni bir kavram. Elbette toplumların sağlıklı bir ze- minde hayat sürmeleri için gerekli ma- nevi sosyal kurallar olmalıdır. İnsanın bütün davranışları kanunlar ile dü- zenlenmeye kalkışılırsa ciltler dolusu kitap yazmak gerekir. Oysa toplumun genel yaklaşımı kanunların çok olma- sından ziyade otokontrol sistemi kabi- linden genel konsensüs diyebileceği- miz manevi anlayışlarla yeknesak bir hayatı yaşamaktır. Örf ve âdet kanunlar ile kayıt altına alınmamış fakat süreç içinde oluşmuş ana düşüncenin manen kanunlaşmış şeklidir. Kimse örf ve âdet konusunda kanunun hangi maddesine kayıtlı diye soruşturmaz. Hatta yerine göre kanun- dan daha etkili bir şekilde örf ve adet savunulur. Bunlara töre kelimesini de ilave etmek gerekir. Her şeyin alt üst edilerek oluşturul- duğu ve maalesef cumhuriyet kelime- sinin kalkan yapılarak dayatıldığı 1923 hareketi, dili bozmanın medeniyeti bozmak olduğu bilincinden hareketle İslam toplumunun kendi kontrol me- kanizmasına dair kavramları da bo- zarak kendi iddiasını sürdürmek iste- mektedir. Bir asır boyunca göz boyama ka- bilinden sureta göründükleri Müslü- manlıklarının arkasında sakladıkları haince düşüncelerini empoze etmek için, despotça sindirdikleri toplumun güya baskı kurduğu imasıyla, bostana girmiş inek gibi ortalığı tarumar etme anlayışlarına meşruiyet oluşturmaya çalışan neo jön Türklerin son zaman numaralarından biri de bu konu. Ara sıra bir kavramı ortaya atıp da kuyudan taş çıkarttırma operasyonu yapmayı iyi beceren, küçük yumurt- layıp kaz yumurtası çıkarmış gibi ba- ğıran bu çevrenin, en çarpıcı özelliği, kerametlerinin kendilerinden menkul olmasıdır. Onca işimizin arasında tartışmak zorunda kaldığımız bu karşı mahalle baskısını, önümüze atmış gibi yaparak önce kendileri uzun uzun tartıştılar. Meseleyi ortaya atan da böyük sosyo- log etiketli adamları olunca meseleyi daha bir ilmi gördüler ve derinlemesi- ne tartışmayı sosyolojik buldular. Bu şekilde davranmak karşı tarafın en çarpıcı özelliklerinden birisi. Suni gündem oluşturarak kuşa bak operas- yonu çektikleri dönemlerde, çok inan- dırıcı görünmeye çalışırlar, fakat masa altından birbirlerinin ayaklarına basa- rak, masa altında fink atarlar. Bu on- ların çağdaş dünyalarının her zamanki halidir. Böyle haller zuhur ettiğinde, din- dar kesim de konuya yanlış noktadan adapte olarak sahici bir şekilde bu tar- tışma zeminine su taşımaya başlar. Ha- kikaten konu buymuş gibi katılım sağ- larlar. Müslümanların dünyası sahici olduğu için karşı tarafın sahteciliğini anlaması biraz zaman alır. Son zamanlarda neden böyle tar- tışıyormuş gibi yapıyorlar sorusuna cevap olarak, dindarların konulara kıs- men ayıkmış olmalarını gösterebiliriz. Halbuki bunların ataları böyle tartışma zeminine ihtiyaç duymaksızın mahal- leye “omuzlar üzerinde olgunlaşmış başlar görüyorum” diye salma salıyor- lardı ve mahalleyi sindiriyorlardı. Neden böyle zorbalıkla işi yürüt- tüklerini de şu şekilde izah edebiliriz. Onlar mahalleye karşı çıkan, mahal- lenin içinde iraptan mahalli olmayan kimselerdi. Baskı kurmak adına ma- halleleri bile yoktu. Hariçten gelmişler mahalleye zorbalıkla, istiklal mahke- mesi diye uydurdukları mahkemelerle tahakküm etmişlerdi. Doğruya neyin istiklaliydi. Düş- man dışardan gelmişti. Onlara karşı istiklal mücadelesi savaş meydanla- rında olmalıydı. Mahallede yaşayan ve kökleri asırlara dayanan millete karşı neyin istiklali sağlanmaya çalışılıyor- du. Dışardaki düşmanın, güya savaş meydanlarında kandırmaca zaferlerle Anadolu’dan denize döküldüğü iddiası kabul görmüş gibiydi. Ancak ne hik- metse denize dökülen düşmanın hayat tarzı dayatılıyor bunlara karşı çıkmak hıyaneti vataniye diye uydurulan bir kanunla bastırılarak batıcılığa ve sabe- taylara istiklal sağlanmaya çalışılıyor- du. Hatta öyle ki savaş meydanlarında vatan için canını veren şehitlerin kan- ları kurumadan uğruna can verdikleri dinleri 1924 yılında çıkarılan bir ka- nunla tarihe karıştırılıp yok ediliyordu. Ve güya savaş meydanlarında yenildi- ği söylenen düşmanlarla yeni kurulan devletin başkentinde mahalleye sağla- nan otoritenin şerefine kadehler kaldı- rılıyordu. Mahallede baskı oluşturmak, ma- halledeki insanların ber hayat olması anlamına da gelmekteydi. Halbuki ha- yatımıza bu kavramı sokanların ataları fikirlerini mahalleyi yok ederek aya- ğa kaldırmaktaydı. Bütün yapılanlar mahalle baskısı deyimine rahmet oku- tacak nitelikteydi. İşin aslına bakılacak olursa mahalle baskısı otoritenin olmadığı zamanlarda kötü bir davranış modeli değildir. Ayrıca mahalle baskısı ile el alem anlayışını da birbirine karıştır- mamak gerek. Çünkü el alem anlayışı yerine göre mahalle baskısı deyimine göre çok masum kalacak bir kavram- dır. Bir de mahalle baskısı dile getiriş biçimi ve zamanlaması itibarıyla dik- katle üzerinde durulması gereken bir konudur. Mahalle baskısı kimler tara- fından ve ne zaman gündeme taşınmış olması dolayısıyla hafıza tazelemesine ihtiyaç duymayı gerektirmektedir. Cumhuriyeti kuran aklın da- yatmalarının seksen, doksan yıl boyunca vatandaş üzerinde De- mokles’in kılıcı gibi durarak hüküm ferma olduğu zamanlarda mahalle baskısı gibi aleyhte suç delili olarak kullanılabilecek bir kavrama ihtiyaç duyulmamıştı. Ne zaman ki alaycı bir üslupla siyasal İslam diye niteledikleri, baskıladıkları zihin dünyası görünür hale geldi, olası güç kaybına karşı sa- vunma mekanizması olarak mahalle baskısı gibi kavramların maske olarak kullanılmasına karar verilmiş olduğu anlaşıldı. Dolayısıyla biz el alem durağın- da beklemeyi mahalle baskısı trenine binmeye tercih ederiz. Çünkü mahalle baskısı bir medet unsuru olarak orta- ya salındı. Artık kendileri için oluş- turdukları atmosferin gazı kendileri- ni sıkmaya başladı. Giderek artan bir biçimde atmosferlerinin daraldığını görünce, biz size hayat hakkı tanı- mamış olsak bile siz, siz olun, sakın bizim üzerimizde mahalle baskısı oluşturmayın. Biz bunlara gelemeyiz. Diyor agalar beyler.
Önsözün tamamını okuyucuda aç
12 kalem

Bu Sayının Yazarları

۞
14 yazı

İçindekiler

۞