Kur’an’da fitne ve fesadın önlenmesi için çok sayıda hüküm bulunmaktadır. Bu yüzden özellikle Müslümanlar ve kıymetli ecdadımız bu ilkeyi hayata geçirebilmek için büyük çaba göstermişlerdir. İslam toplumlarını diğer toplumlardan ayıran çok önemli değerleri, il…
Kur’an’da fitne ve fesadın önlenmesi için çok sayıda hüküm bulunmaktadır. Bu yüzden özellikle Müslümanlar ve kıymetli ecdadımız bu ilkeyi hayata geçirebilmek için büyük çaba göstermişlerdir. İslam toplumlarını diğer toplumlardan ayıran çok önemli değerleri, ilkeleri ve hayat nizamı ile ilgili kuralları vardır. İslam dininin temel dinamiklerinden birisi olan iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma ilkesi aynı zamanda bir toplumun ayakta kalması için olmazsa olmaz şartlardan birisidir. Ancak yaşadığımız çağda maalesef bu ilke ayaklar altına alınmış ve etkisi tamamen yok edilmiştir. Geçtiğimiz yıllarda tartışmaya açılan “Mahalle Baskısı” olarak isimlendirilen batıl bir ideolojiye kurban edilen bu ilke; emri bi’l maru’f nehyi anil münker ilkesidir. Kur’an’da fitne ve fesadın önlenmesi için çok sayıda hüküm bulunmaktadır. Bu yüzden özellikle Müslümanlar ve kıymetli ecdadımız bu ilkeyi hayata geçirebilmek için büyük çaba göstermişlerdir. Bu iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma ilkesinin hayata geçirilmesi için müstakil bir teşkilat kurmuşlar ve bu teşkilat yüzyıllar boyu Müslümanları uyaran, yanlış yapanlara yanlışlarını hatırlatan, toplumun düzenini ve nizamı koruyan bir işlev görmüştür. Bu işlevi yerine getiren müessese “Hisbe Teşkilatı”dır. Bu ilkeyi kendilerine rehber edinen Müslüman ecdadımız toplum yapısını bu ilkeyi asla ihmal etmeyerek korumuştur. Bugün yaşadığımız çağda olduğu gibi bu ilkenin ihmali telafisi müm- kün olmayan sonuçlar doğurmuştu. Bu ilkenin ihmali, insani değerler sisteminin zayıflamasına, insanın amaçsız hale gelmesine, toplum hayatında telâfisi mümkün olmayan sorunların ortaya çıkmasına sebep olur. İşte bu sebeplerden dolayı, İslam devleti, Hisbe teşkilatını kurarak iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma konusundaki sorumluluğunu yerine getirmiştir. Dini gayreti ve bilgisi yüksek kimseler, toplumun önünde yer alan abid, zahid ve salih kimseler, sohbet, vaaz, irşad ve nasihatlerle iyiliğin gelişip yayılması, kötülüğün zararlarından korunulması yolunda çaba harcamıştır. Dünyanın değişik bölgelerindeki İslam toplumları bu ilkenin hayata fiili olarak geçirilmesi ile sağlıklı bir şekilde ayakta kaldılar. Son yüzyıla kadar aralarında ortaya çıkan fitne ve fesatlara karşı her şeye rağmen dirençli olabildiler. Tabii Kur’an-ı Kerim’de yer alan “Sizden iyilikle emreden, kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun” (Ali İmran suresi, 114. ayet) emri, Hisbe denilen teşkilatın vücut bulmasını sağlamıştır. Kaynaklarda Asr-ı Saadet’ten itibaren tüm İslam ülkelerinde Hisbe teşkilatının kurulduğu açıkça belirtilmektedir. Hisbenin kapsamı çok geniş olmakla beraber temel görevi fert, toplum, devlet hakları ile kamu ahlak ve düzeninin korunmasıdır. Hisbe fa- aliyeti Müslümanlar için farz-ı kifaye sayılmıştır. Bizzat devlet tarafından organize edilen bu teşkilatta, Hisbe işini yapan görevliye Muhtesib denmiştir. Hisbe faaliyetleri, muhtesib için hukuki-resmi bir görevin icrası mahiyetinde bir sorumluluktur. Muhtesib, iyiliği emir ve kötülükten yasaklamada, öğüt verme ve uyarma gibi çeşitli görev ve yetkilere sahiptir. Hizmetine karşılık kendisine maaş tahsis edilirdi. Evet yanlış anlamayalım, insanları iyiliğe ve doğruya yöneltmek için çalışan bu devlet görevlileri yaptıkları bu iş karşılığında devlet hazinesinden maaş almışlardır. Osmanlının, Devlet-i Aliyye’nin yıkılmasından sonra maalesef Cumhuriyet döneminde böyle bir müessese kalmadı. Cumhuriyet ideolojisi tüm İslami değerleri olduğu gibi bu ilkenin de hayata geçirilmesine asla müsaade etmedi. Fakat milletimiz gayri ihtiyari olarak bu ilkeyi son yıllara kadar hayatta tutmayı başardı. Fakat son 10 yılda ortaya atılan bir tartışma milletimizin bu hassasiyetinin de ortadan kaldırılmasına sebep oldu. Bu tartışma geçtiğimiz 10 yılda zaman zaman alevlenen “Mahalle Baskısı” tartışmaları oldu. Bunun altında yatan sebep de, isteyen istediğini yapsın, kimse kimseye karışmasın, kimse doğru konusunda yanındakine telkinde bulunmasın demek istiyorlardı. Nitekim geçtiğimiz 5 yıl gibi bir sürede bu ilkenin ortadan kaldırıldığını veya çok aza indirildiğini görüyoruz. Artık kimse kimsenin davranışını, hal ve hareketine, giyim kuşamına karışmak istemiyor. “Neme lazım”, “Bana ne”, “Her koyun kendi bacağından asılır” gibi altını araştırdığınızda her biri birer Yahudi zihniyeti olan ve bizlere atasözü diye yutturulan sözler olduğunu görüyoruz. Şu anda toplumumuzda bu “Mahalle Baskısı” tartışmaları sonucunda gelinen nokta gerçekten vahim bir yerdir. Kimsenin kimseye karışmadığı,
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.