بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 25 · Nisan 2026 · Makale · s. 7

Şeytanî İfsad Stratejileri: Toplumsal Bölünmeden Dinî Tahrife

İrfan Setenci — Yazar

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
Giriş: Şeytanın Düşmanlığı Bütün İnsanlığadır Şeytanın düşmanlığı belli bir zümreye, belli bir dine yahut sadece inananlara mahsus değildir. O, inançlıya da inkârcıya da düşmandır; itaat edene de peşinden gidene de düşmandır. Hatta ayarttığı, kandırdığı ve ken…
Giriş: Şeytanın Düşmanlığı Bütün İnsanlığadır Şeytanın düşmanlığı belli bir zümreye, belli bir dine yahut sadece inananlara mahsus değildir. O, inançlıya da inkârcıya da düşmandır; itaat edene de peşinden gidene de düşmandır. Hatta ayarttığı, kandırdığı ve kendi safına çektiği kimselere bile hakiki dost değildir. Onlara geçici bir dostluk görüntüsü verir; heveslerini kışkırtır, azgınlıklarını artırır, kötülüklerini süsler, kendilerini güçlü ve haklı hissettirir; fakat sonunda onları da felakete sürükler. Bu bakımdan şeytanın dostluğu bile düşmanlıktır. Şeytan inançları da tahrif eder, onun ve dostlarının yürüttüğü tahrif faaliyeti yalnızca İslam ile sınırlı değildir. O, hak dinleri bozduğu gibi, zaten bâtıl olan inançları da kendi içinde dönüştürmüş, ilkelerini saptırmış, normlarını değiştirmiş ve insanları her defasında başka bir sapma biçimiyle kuşatmıştır. Bu sebeple mesele yalnız bir dinin iç meselesi değil, insanlığın inanç tarihine yayılan geniş bir ifsad sürecidir. Nitekim Kur’an, şeytanın bu kuşatıcı saldırısını şöyle haber verir: “Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım…” (A‘râf 7/17). Bu ifade, onun saldırısının her yönü kuşatan sistemli bir saptırma faaliyeti olduğunu göstermektedir. Bu sebeple şeytan, insanlığın fıtratını bozmaya, aklı bulandırmaya, kalbi karartmaya, ilişkileri zehirlemeye ve toplulukları çatıştırmaya yönelen kadim bir düşmandır. Ne var ki bu genel düşmanlığın bütün tezahürlerini bir yazıda ele almak mümkün değildir. Biz burada projektörümüzü bizi yakından ilgilendiren hususi bir mecraya çevireceğiz: şeytanın Müslüman toplumlara, ümmetin birliğine, halis dinin kabulüne ve İslam’ın aslî yapısına verdiği zarar. Şeytanın Savaşı Zihinlerde Başlar? Şeytan sadece insanı ibadetten, takvadan yahut iffetten uzaklaştırmakla yetinmez; daha büyük ölçekte ortak aklı dağıtmak, güven bağlarını kırmak ve dinleri tahrif etmek ister. Onun için en verimli zemin, parçalanmış toplumdur. Birbiriyle çekişen, ortak hakikat zeminini kaybetmiş, her grubun kendi öfkesini ve menfaatini kutsallaştırdığı topluluklar şeytanın işini kolaylaştırır. İnsanlar çıkar hesabı ve menfaat çatışmalarıyla bölünebildiği gibi, fikir ve inanç çatışmalarıyla daha derin bölüne- bilir. İnanç çatışmalarında akıl ile duygu birlikte çalışır. Buna ilahî yardım beklentisi, mukaddes bir dava yürüttüğü hissi ve sevap umudu da eklenince gayretkeşlik çok daha güçlü hale gelir. Bu sebeple din iddiasındaki toplulukların dostluğu da düşmanlığı da çoğu zaman daha şiddetli olur. Şeytan burada ince bir yöntem izler. Kullandığı insanlara sadece kötülük işletmez; aynı zamanda yaptıkları kötülüğü onlara tatlı gösterir. Öfkelerini meşru, düşmanlıklarını dava haline getirir, intikamlarını adalet gibi sunar. Böylece ifsad edenler “biz ıslah edicileriz” demeye başlarlar. Düşmanlıkların ilerleyen aşamalarında şeytan için daha verimli bir zemin oluşur. Eski kan davaları, kuşaktan kuşağa aktarılan kinler ve kötü hatıralar birikir. Artık yeni bir çatışma için sebep üretmeye gerek kalmaz; geçmişte dökülen kanlar onun için hazır malzeme olur. Bir neslin işlediği kötülük, sonraki nesillerin öfkesine yakıt olur. Böylece şeytan yalnız bugünü değil, geleceğin hafızasını da işgal eder. Bu yazı, İslam tarihi boyunca beliren tahrif girişimlerinin ümmetin parçalanmasındaki rolünü ortaya koymakta ve bu sürecin günümüzde farklı suretlerde nasıl devam ettiğini görünür kılmaktadır. Bu çerçevede, şeytanın ve şeytanlaşmış insanların; toplumsal bölünme, menfaat çatışması, ideolojik kutuplaşma ve nihayet dinî tahrif üzerinden kurdukları uzun vadeli ifsad stratejisi ele alınmaktadır. Toplumsal Bölünmenin Şeytanî Mantığı Şudur: Bir toplumu çökertmenin en etkili yolu, onu dışarıdan yıkmadan önce içeriden parçalamaktır. Şeytan, insan nefsindeki fücur damarını bilir; hasedi, kibri, üstünlük tutkusunu ve menfaat hırsını nasıl kışkırtacağını iyi bilir. Bu yüzden farklılıkları hayra vesile kılmak yerine, onları çatışma üreten bir kimlik krizine dönüştürür. Irk farklılığı, soy bağı, kabile aidiyeti, bölgesel mensubiyet, aile yakınlığı, grup sadakati ve ekonomik menfaat gibi unsurlar hakikatin emrine verilirse toplumsal düzen içinde yerini bulabilir. Fakat şeytan bunları hakikatin üstüne çıkarmaya çalışır. İnsanlar artık “doğru olan nedir?” diye değil, “bizden olan kimdir?” diye düşünmeye başlarlar. Böylece adalet yerini tarafgirliğe bırakır. Hak, kimlikle- rin arasında boğulur. Şeytan bir toplumu ilk anda topyekûn inkâra sürükleyemeyebilir. Fakat onu hiziplere, kliklere ve öfke kamplarına bölebilirse, hakikatten uzaklaştırma yolunun büyük kısmını kat etmiş olur. Çünkü bir kez parçalanan topluluk artık ortak bir vicdan gibi davranamaz. Her parça kendi yarasını büyütür, kendi menfaatini merkeze alır, kendi korkusunu hakikat zanneder. Böyle toplumlarda dışarıdan gelen yönlendirmeler de daha kolay işler. Menfaatten İdeolojiye: Duygu, Düşmanlık ve Güdülebilir Kitleler Şeytanın bölme stratejisi sadece menfaat düzeyinde kalmaz; zamanla ideoloji ve inanç düzeyine taşınır. Çünkü menfaat insanı kısa süreli çatışmaya sürükleyebilir, fakat inanç ve ideoloji ona uzun süreli bağlılık, kimlik ve kutsallık duygusu verir. İnsan artık sadece kazanmak için değil, bir anlam uğruna mücadele ettiğine inanmak için savaşır. Bu da düşmanlığı derinleştirir. Şeytanın en etkili yöntemlerinden biri, karşı tarafı sadece rakip değil; mutlak kötü ve yok edilmesi gereken bir unsur gibi göstermektir. Karşı taraf insaniyetten çıkarıldığında, ona yapılan zulüm vicdanda daha az yer bulur. Ardından kendi grubu kutsanır; eleştirilmez ve seçilmiş görülmeye başlanır. Böylece akıl susar, grup asabiyesi konuşur. Daha sonra eski kötülükler yeni kötülüklere sermaye olur. Dünkü savaş bugünün intikam çağrısına dönüşür. Dünün ihaneti bugünün toplu cezalandırılmasının gerekçesi yapılır. Şeytan için bundan daha verimli bir birikim olamaz. Din Alanında İfsad ve Tefrika Üretimi Toplumu dini kullanarak bölmek çok daha büyük bir şeytanlıktır. Çünkü bu durumda insan sadece yanlışa düşmez; yanlışı hak zannetmeye başlar. Günah işlediğini bilen birinin tevbe ihtimali vardır; fakat batılı din diye savunan, sapmayı sadakat sayan insanın geri dönüşü daha zor olur. Şeytanın en büyük başarısı da tam budur: batılı hak gibi yaşatmak. Dinin dili, sembolleri, aidiyetleri ve uhrevî vaatler kitleleri harekete geçirmek için çok güçlü araçlardır. İnsan Allah’ın davasını yürüttüğünü zannederse daha sert ve daha fedakâr hale gelebilir. Bu sebeple din görüntüsü altında işlenen ifsatlar, sıradan siyasî çekişmelerden çok daha yıkıcı sonuçlar doğurur.

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.