بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 25 · Nisan 2026 · Makale · s. 20

Peygamber ve Ehl-i Beyt Sevdalısı Bir Şair

Mehmet Ayman — Yazar

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
Aşağıda kısa hayat hikâyesini aktaracağım Merhum Kemal Edip Kürkçüoğlu’nun ismi aşina olmasına rağmen ne, kim olduğu konusunda ne de, hayat hikayesi ve eserleri konusunda hiçbir bilgim yoktu. Ta ki bu Ramazan ayında onun yazdığını sadece bir beytini radyodan d…
Aşağıda kısa hayat hikâyesini aktaracağım Merhum Kemal Edip Kürkçüoğlu’nun ismi aşina olmasına rağmen ne, kim olduğu konusunda ne de, hayat hikayesi ve eserleri konusunda hiçbir bilgim yoktu. Ta ki bu Ramazan ayında onun yazdığını sadece bir beytini radyodan duyduğum bir naat’ı şerifle beraber onun yazılış hikâyesini dinleyinceye kadar. Eskiden beri Haz, Peygamberi ve onun sevgisini işleyen bir nazım türü olan Naatlara karşı özel ilgim vardı. Hele aşk ve sevgiyle yazılan naatlar hemen kendini belli eder birkaç mısra okunduktan sonra tamamını okumadan veya dinlemeden bırakamazdım. Biraz araştırmadan sonra naatın tamamına ulaştım. Dili zamanımız insanına biraz eski gibi gelse de benim için çok da anlaşılmaz değildi. Ama okunurken kişinin dimağında bıraktığı o ahenkli musiki, ses ve tını bile hiç anlaşılmadan okunduğunda bile güzel duygular uyandıracak kadar güzel geldi bana. Bu arada hayırlı bir tesadüf (tevafuk) oldu. Bahsini ettiğim naatın tam metnini araştırırken aynı müellifin bir de Hz Hüseyin (r.a) ın Kerbela da şehadeti hakkında 1964 yılı muharreminde kaleme aldığı mütekerrir/tekrar eden muhammes/beşli meşhur mersiyesine/ağıt (Maktel-i Hüseyin) rastladım. O da diğeri kadar güzel ve etkileyici bir şaheserdi. Bu mersiye o kadar beğenilmiş ki bestelenmiş ve gazel formunda okunmuş. Özellikle muharrem ayı gelince İstanbul’da yapılan mevlit törenlerinde bu mersiyenin en azından birkaç bendini okumak adet halini almıştı. Peki, bu kadar güzel bulduğumuz eserler neden diğer meşhur naatlar gibi (ehli dışında kimseler tarafından da) tanınıp okunmamış ve yaygınlaşmamış. Bu sonunun cevabı şairin hayat hikâyesinde gizli. Zira Merhum Kürkçüoğlu. Ömrünü yitik mirasımıza ulaşmamız için feda eden mütevazı kahramanlardan biri. Türkçeyi devrinde onun kadar arı duru ve akıcı bir şekilde kullanabilen şairlerin sayısının çok az olmasına ra’men ne kendisi ne de eserleri hakkında konuşulmasını, tanınmayı ve bilinmeyi, istememiş. Merhum şairin melâmî meşrep bir yapısı varmış. O yüzden ber-hayat iken (yaşarken/hayattayken) şiirlerini “yüz okuyup bir yazmalı” diyerek bastırmamış. Kitaplaştırıp yayınlamamıştır. Kemal mahlasıyla yazdığı birçok şiiri de sadece dostlarına yazdığı mektuplarda kalmış maalesef. Nedense kendisi mahdut sayıda şiiri dışındakilerin yayınlanmasına da pek sıcak bakmamış. Şiirlerinin bir kısmı da vefatından sonra yayınlanmıştır. İşte bu sebepledir ki bende, belki benim okurken duyduğum sevinci sizler de yaşarsınız diye Kemal Edip Kürkçüoğlu’nun kısa biyografisiyle beraber bence şaheser niteliğindeki bu iki eserini sizlerle paylaşmak istedim. Kısa Hayat Hikayesi Urfa’da doğdu. Babası, Osmanlı Meclis-i Meb‘ûsanı Urfa temsilcisi Ömer Edib Bey, annesi, İstanbul Temyiz Mahkemesi üyelerinden Eğinli Ahmed Nazif Bey’in kızı Sıdıka Hanım’dır. Abdülkādir-i Geylânî soyundan ve Urfa’nın Kürkçüoğulları adıyla tanınmış eski bir ailesindendir. Aile adının soyadı olarak kullanılması yasaklandığı için soyadı kanununun ardından bir müddet Ünsel soyadıyla anılmışsa da 1950’den sonra Kürkçüoğlu soyadını aldı. Urfa’da İrfâniye Mektebi’nde başladığı ilk öğrenimini İstanbul’da Menbaulirfan Mektebi’nde bitirdi. Urfa Rüşdiyesi’nde ve İstanbul’da Vefâ Sultânîsi’nde okudu (1919). İstanbul Dârülmuallimîn-i Âliyesi’nden mezun oldu (1924). Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Klasik Şark Dilleri Bölümü’nü bitirdi. Edebî bilgisini babasına, amcası şair Osman Remzi ile Ali Emîrî Efendi’ye borçlu olduğunu söyleyen Kemal Edip, bir taraftan cami derslerine devam ederek dinî konularda kendini yetiştirirken özel hocalardan da faydalanıp Fransızca, Arapça ve Farsça öğrendi; İngilizce’sini geliştirdi. Naim Hazım Onat ve M. Necati Lugal gibi hocalardan istifade etti. İlk mektep muallimliğiyle başladığı mesleğini İstanbul Maarif Müdürlüğü’nde şef müfettiş (1935), ilk tedrisat müfettişliği, orta ve liselerde tarih ve edebiyat hocalığı, Millî Eğitim Bakanlığı Hususi Mektepler Dairesi müdür muavinliği gibi görevlerle bilhassa fakülte ve yüksek okullarda zaman zaman idarecilik yaparak vefatına kadar sürdürdü. Üniversite hocalığı Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi müdürlüğüyle başladı; burada paleografi, Ankara İlâhiyat Fakültesi’nde İslâm dini esasları ve tasavvuf tarihi dersleri okuttu. Millî Eğitim Bakanlığı müfettişliği, Tâlim ve Terbiye Dairesi üyeliği, Din Eğitim ve Öğretimi Dairesi müdürlüğü yaptı. Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca ve Türkçe bölümlerinde edebiyat dersi verdi. İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü müdürlüğünü tedvirle görevlendirilirdi (11 Mayıs 1960). Burada tasavvuf tarihi derslerini okuttu (Şubat 1961Bir müddet Konya Yüksek İslâm Enstitüsü’nde ders verdi. Millî Eğitim Bakanlığı müfettişi iken yaş haddinden emekliye ayrıldı (12 Haziran 1968). 1969-1972 yılları arasında İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nde İslâmî Türk edebiyatı derslerini okuttu. 1966 baharında İstanbul’a yerleşen Kemal Edip 15 Nisan 1977’de burada vefat etti. Kabri Zincirlikuyu Mezarlığı’ndadır. Hastalığı ve Naatın Yazılış Hikayesi Önemli Not: Bu tür anlatıların/hikayelerin gerçekten ve tam olarak anlatıldığı gibi yaşanıp yaşanmadığı (anlatının vakıaya uygunluğu) konusunda sadece yaşayanlar ve olaylara birinci elden tanık olanlar bilgi sahibidir. Olaylar anlatıldığı gibi yaşanmış olabilir de olmayabilir de. Yani yazıya aktarılırken edebi kaygılarla bir takım eklemeler ve süslemelerin olması her zaman mümkündür. Fakat üçüncü şahıslar tarafından tam olarak anlaşılması hiçbir zaman mümkün olmayacak bir şey var ki o da, hasta da olsa peygamber aşığı bir insanın ölmeden önce son bir isteğini tüm samimiyetiyle rabbine niyaz etmesidir. Köy köy, şehir şehir gezip yaptığı hocalık hizmeti Edip Bey’in bedenini haylice yıpratmış; Yılların ağır yükünün de verdiği yorgunluk sebebiyle yer yer nükseden bazı hastalıklar artık toplanıp bütün bedenini kaplamıştı .Geçirdiği şiddetli ağrılar üzerine hastaneye kaldırıldı. Hastanede yapılan

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.