“oğlum, onüç-ondört anahtarı ver/al usta, oğlum, yat motorun altına/nesi var bir bakıver/olur usta, oğlum, iyi sık civatayı/sonra sahibi ne der/sıkıyorum usta, bileğim yettiğince/yüreğim yettiğince/sıkıyorum işte…” İbrahim Sadri’nin “Buyur Usta” şiiri takılmış…
“oğlum, onüç-ondört anahtarı ver/al usta, oğlum, yat motorun altına/nesi var bir bakıver/olur usta, oğlum, iyi sık civatayı/sonra sahibi ne der/sıkıyorum usta, bileğim yettiğince/yüreğim yettiğince/sıkıyorum işte…” İbrahim Sadri’nin “Buyur Usta” şiiri takılmıştı gözlerime şiir okumalarımda ve ardından, daha önceleri karşılaşmış olduğum kimi durumlarda dikkatimi çeken usta çırak ilişkileri canlanmaya başladı düşüncelerimde. Bu Bağlamda şahit olduğum kimi yansımalar saygılı ve uyumlu iken, kimilerinin de içten içe çatışma sinyalleri verdiğini gözlemlemiştim. Yeri gelmişken selamların en güzeli ile selam olsun sana da, sanatının hakkını dürüstlük ve hakkaniyet çerçevesinde vererek insan yetiştiren erdem ustalarına ve çıraklarına sevgili dostum. İnsani ilişkilerde yüreklere dokunabilen, hassasiyet ve hikmetle güzel izler bırakan ustalıklar lütfetsin yüce yaratan cümle insanlığa. Ne diyorduk sevgili yarenim? Usta ve çırak ilişkilerinden bahsediyorduk değil mi? Her ne kadar “Çırak ustayı geçmezse o sanat ölür.” diye Kelâm-ı Kibar oluşturmuş olsa da insanlar, çıraklar ustasını geçtiği, hele bir de bunu gözüne sokarcasına alenileştirdiği durumlarda sorunlar çıkabiliyor. Kimi ustalar her şeye rağmen “Kimin çırağı canım!” edalarıyla bundan hoşnutmuş gibi gözükse de çoğunlukla mutluluk duyulmaz bu durumdan. Öğrettiklerinin kadri bilinsin ve emeğinden dolayı taltif edilsin, itibarını zedeleyecek üstünlük ya da bilgiçlik taslamalardan uzak durulsun istenir haklı olarak ustalar tarafından. Hatta zamanla kendilerine rağmen çırakların tercih edilirlik durumlarının oluşması halinde alttan alta kıskançlıkların depreşmesi bile kaçınılamaz bir durumdur insan olarak. Ama öyle bir usta biliyorum ki sevgili yarenim, bütün bu ezberleri bozan tutumuyla istisna tutulmayı hak ediyor gibi geliyor bana. Çünkü o öğütlerine kulak verip kendisine tabi olarak bir şeyler öğrenenlerin kendisinden daha ileri gitmelerinden, öğrendikleri şeyleri uygulamada daha başarılı olmalarından hatta kimi durumlarda emeği inkâr edilerek aşağılanmasından bile sınırsız derecede mutlu olan bir usta. Çünkü tek mutluluğu öğrettiği şeylerin hayatta yer bulması. Bu usta çıraklarını kendisinden daha ileride görmekten, onların kendi aralarında yeni yeni usta-çırak ilişkileri geliştirip mesleğini doruğa taşıyarak insanlar arasında meşhur olmalarından şaşkınlığa düşse de haz duymaktadır. Bu öncü ustanın karakter ve kalitesine hayran oldun ve “Keşke ben de onun gibi olsam” diye iç geçirdin öyle değil mi değil mi sevgili dostum? İşin doğrusu hedefe doğru olan yılmaz yorulmaz koşusundan dolayı kendisini takdir etmemek, hayran olmamak, kendince ilkeli, ısrarlı ve istikrarlı oluşu, sanatını icra etme konusunda verdiği söze idealist bir şekilde bağlanışı, ahdine vefası, görev ve sorumluluk bilinci bakımından takdir etmemek haksızlık olur. Bu ustanın çırakları lehine ortaya koymuş olduğu akıl almaz özveri, insanda fıtraten var olan kıskançlık, bencillik, övülme, takdir edilme duygusu, itibar, sahiplenme hırsı ve benzeri melekelerin işlevlerini tersyüz etmektedir. Hatta insanı içine çektikleri açmazların negatif etkilerini bile sanat icrası idealiyle aşarak çok sıra dışı bir duruş ve müthiş bir başarı öyküsü ortaya koymaktadır değil mi sevgili dostum? Aslında çok az insanın nefsani duygularını devre dışı bırakıp bu zor yokuş ve dar geçitleri aşarak böylesi bir kaliteye ulaşabilir diye düşünerek “Olmaz böyle bir şey, sen hayal kuruyorsun galiba” dediğini duyar gibi oluyorum. Var sevgili dostum var, gerçekten de var böyle bir usta. Sinsi bir şekilde nefsimizi, heva ve hevesimizi de ayartarak en zayıf alanlarımız olan duygu ve hislerimizden sızıp şirki, küfrü, nifakı, gaflet ve isyanı özgüven, özgürlük, zevk, safa, mutluluk, başarı, gurur ve benzeri yaldızlı boyalarla boyayarak, kukla etmek istemektedir bizleri kendisine. Evet ondan; Âlemiyn’in yegâne Rabbi olan yüce Allah(cc)ımızın, (Bak.Fatiha:1-2) o saptırıcıdan bir dürtme, fısıltı, ayartma girişimi geldiğinde hemen “Eûzü billâhi min-eş şeytân er-racîm” diyerek kendisine sığınmamızı öğütlediği (Bak.Fussilet:20) “Sakın adımlarına uymayın, o kötülüğü ve hayasızlığı emreder.” (Bak.Nûr:21) dediği, “O sizin için apaçık bir düşmandır” (Bak.Yasın:60) diye uyardığı. O lainin kendisini dost/yoldaş edinen insanı İslam’ın Nur’undan inkar ve isyanın karanlığına; İmandan küfre düşüreceğini (Bak.Bakara:257) beyan ederek hakkında kullarını bilgi sahibi kıldığı ama buna rağmen insan soyunun aldanmaktan bir türlü kurtulamadığı o lâin tekebbür ve gurur ustasından bahsediyorum sevgili yarenim. Çünkü Allah(cc)’ın Rahmetinden kovulmuş olan bu lainin (Bak.A’raf:13) dostları, yardımcıları hatta performanslarına bakarak neredeyse kendi şeytanlığından utanmaya sevk edecek şekilde ustasını geçen çırakları hep biz insanların içinden çıkmaktadır. O lainin elini güçlendiren, sanatını icra etmesini kolaylaştıranlar yani tüm inanç ve inkar yelpazesinde var olan ve (Allah(cc)’ın iradesine karşı derin gafletlerimizle kimi zaman duyarsızlık göstererek kimi zaman büyüklük taslayarak tuğyan etmiş bulunan münafık, müşrik ve kafirler (Bak.Nisa:119) neye ve kime inandığının farkında olmayan gafiller biz insan soyunun mensuplarıdır. Başka bir ifadeyle biz insanlar o lain şeytanın sanatını icra edebileceği ucuz ve pespaye malzemeler gibi kullandırtmaktayız kendimizi maalesef. Biliyor musun sevgili yarenim; Bu ustalık, çıraklık öyküsü öyle durup dururken ve birden bire başlamış bir öykü olmadığı gibi, iblis de aslında imkânsızı başaran bir kahraman değildir. O, tüm varlık ve yokluk âlemini olduğu gibi kendisini de yokluk âleminden çekip çıkararak ibdâ, tasvir ve inşâ ederek yaratan, kâinata yaşamıyla ilgili her türlü nimeti yayıp döşeyerek (Bak.Rahman suresi)yaşatan ve zerreden kurre’ye tüm mükevvenâtın yegâne Rabbi olan Allah(cc)a karşı haddini aşarak istikbara kalkışan (Bak. Sad:74) ukalâ bir şarlatandır.
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.