بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 23 · Şubat 2026 · ISSN 3023-7688

Dosya: Cahiliye Toplumu

Yoksa onlar, hâlâ câhiliye hükmünü mü arzu ediyorlar? Oysa gerçeği kesin olarak bilen bir toplum için, Allah’tan daha güzel hüküm veren başka kim olabilir? (Maide: 50)

۞
Önsöz

Cahiliye

Yayın kurulu adına
Cahiliyeyi nereden tanımlarsak daha doğru bir okuma gerçekleştirmiş oluruz? Allah’ın ilk emrinden okursak cahiliyeyi tanımlama konusunda doğ- ru bir adım atmış olarak, meseleye gir- miş oluruz. İlk emir “Oku seni yaratan Rabbin adıy- la” (Alak Suresi 1. Ayet) Müşrikler öyle çok cahil insanlar değillerdi. Şiir okuyorlardı, ticareti iyi biliyorlardı, hatta uluslararası ticarette bugünün birçok insanına nazaran ba- kıldığında değme tüccarlara taş çıkar- tacak kabiliyettelerdi. Bugün bile dünya ticaret yolları ko- nusunda insanların zaman zaman içine düştükleri sıkıntılı durumlarda, nasıl problemler yaşandığını görüyoruz. Ca- hiliye vasfıyla zikrettiğimiz bu adam- lar, kendi ticaret filolarına güvenli bir yol oluşturmak adına çıkardan başka bir şey düşünmeyen bedevi Arap kabi- leleri arasından İlaf diye bir anlaşmay- la nasıl güvenli bir yol oluşturulacağını çok iyi biliyorlar ve uyguluyorlardı. Onların cehaletleri dünya hayatı ve dünyalık tecrübelerle ilgili bir du- rum değildi. Okuma yazma oranının düşük olması özel anlamda cehaletle özdeşleştirilir, fakat genelleme yaptı- ğımız takdirde bölgenin okuma yazma oranından daha iyi bir okuma yazma oranına sahip olmaları söz konusudur. Hatta çöldeki Arab’ın genel kültür an- lamında yaşadığı bölgeyi iyi okuyan ve yaşayan olduğu düşünülecek olursa, Mekkelilerin kültürel anlamda, dini anlamda onlara üstünlük kurmuş ol- ması geçerli bir zamane okuması ger- çekleştirildiğinin alametidir. O dönem itibarıyla dünya üzerinde okuma vasfına sahip olduğu ve Arap yarımadasını yakından ilgilendirdiği düşünülebilecek toplumlar, Yahudiler ve arap yarımadasının kuzey ve gü- neyinde yaşayan Hristiyanlaştırılmış roma halkı denilebilir. Fakat bu in- sanların sahip oldukları bilgilere sahip olmanın bugünkü gibi bilgilenme açı- sından bir öneme sahip olduğunu dü- şünmek gerekli miydi? Kur’an’ın mu- hatapları açısından önemli olsaydı en azından rivayetler içinde bilgi felsefesi adına bu konuların bahsi geçmiş ola- bilirdi. Demek ki malumat anlamında bilgi sahibi olmanın insanlar üzerinde bir etkisi yoktu. Öyleyse onlara cahiliyye etiketinin vurulma sebebi ne olabilirdi. Bunun bir tek izahı mümkündü. Allah’ı doğ- ru tanıma noktasında cahil kılmışlar- dı kendilerini. Yani kendi kendilerini bile isteye cahil pozisyonuna itmiş- lerdi. Öyle bir cehalet ki tanıdıklarını sandıkları Rablerini cüzlere ayırmak suretiyle kudret noktasındaki eşsiz- liğini kabul etmelerine rağmen, basit dünya işlerinde bile kendilerinden daha liyakatsiz görmek gibi bir ca- hilliğe düşmüşlerdi. Kendi işlerinde aracılar olmasından hoşlanmazken kendileriyle yüce yaratıcı kabul ettik- leri Allah ile aralarına saçma sapan yaratılmış varlıklardan yonttukları cisimleri koymuşlardı. Asıl cahilliğin yanlış bildiklerini doğru bilme makamına koyma nok- tasında olduğunu ifade edersek Mek- ke’lilerin cahiliyesini anlamış sayılırız. Gerçi insan bildiklerinin yanlışlığını kabul edecek olursa zaten yanlış bil- diğini terk etme zorunluluğu hisseder. Çünkü fıtrat insanın yanlış kavramı üzerinde olmasını imkânsız kılar. Her ne kadar insan fıtratını dejenere etmiş olsa da kavramların temel anlamlarını reddetmez. Yani yanlış; kabul edile- mez, doğru; kabul edilebilir gerçekliği genel anlamda değiştirilmeyecek bir postulattır. Lakin neyin doğru ve yanlış olduğu konusu karıştırılır. Cahiliye diye nitelediğimiz top- lum aslında şeytana pabucunu ters giydirecek nitelikte kafalarını çalıştır- maktadırlar. Allah’ın dinini süreç için- de kendi çıkarlarına alet edebilecek şekilde dezenformasyona uğratmışlar ve her bir yaptıkları yanlışlarının kendilerince güya izahı kabilinden saçmalıklar üretmişlerdir. Kâbe’yi çıplak tavaf etmenin gerekçesi olarak, içinde günah işledikleri elbiselerle ta- vaf etmemenin doğru olacağı anlayışı gibi. Müşriklerin ileri gelenlerinin zayıf Müslümanlarla beraber bulunmayı kendileri için zül kabul ederek, pey- gamberden onları kovması halinde kendilerinin gelip görüşebileceğini teklif etmeleri, iman meselesinin, han- gi kategoride insanları sınıfladığının farkında olmamaları anlamı taşır. On- lar sahip oldukları sınıfsal üstencilikle meseleye bakmak suretiyle, insanları kategorize etme cehaletindedirler. Münafıkların kendi akıl düzeyle- rindeki düşüklüğü müminlere atfe- derek, müminleri beyinsizlikle itham etmeleri ve kendi akıl düzeylerini yü- celtici yaklaşımları cehaletin bir başka boyutudur. “Onlara: “İnsanların (müslüman- ların) inandığı gibi inanın.” denilince, “Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız?” derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir fakat bilmezler.” (Bakara 13) Ayette beyan edilen akıllılık yakla- şımı münafıkların asla sahip olamaya- Cahiliye 4 cakları bir yaklaşımdır. Çünkü onlar dünyaya menfaat temin edilecek bir mekân olarak bakmaktadırlar ve onla- ra göre menfaat kafirlerin yanındadır. Peygambere inananlar çıkar sağlanabi- lecek maddi konumda insanlar değil- dir. Dolayısıyla müşriklerin bu günkü tabirle onlarla işleri olmaz. Hayatın gerçekleri arasında yer alan imtihan hakikatinin bir gereği olarak mal açısından azlık ve çokluk nokta- sındaki sahibiyet; gerçek değerler anla- mında bir itibara sahip olmadığı halde, münafıkların öncelikli tercihleridir. Çünkü münafıklara göre öncelik elle tutulan ve sahiplenilebilecek değerler- dir. Bu sebeple dünyalığı arkalayan bir anlayış, olsa olsa geri zekâlılıktır. Mü- minlerin çoğunun fakir ve sosyal statü itibarıyla düşük seviyede olması düşük akıllılıklarındandır. Cehaletin tebeyyün etmesi açısın- dan Rabbimizin Kur’an’da üzerinde durduğu konulardan birisi de hak ve batıl konusudur. Hangi konu olur- sa olsun Allah “El hakku min zalik” buyurmuşsa orada cahiliye anlayışının karıştırdığı ve doğruyu temyiz edeme- diği bir konu var demektir. Özellikle Allah ile insanların tanrılaştırdığı ilahlar hakkında, Allah kıyaslamalar yaparak gerçeği gösterdikten sonra kendisiyle alakalı işte gerçek ilah; Al- lah anlamında birçok ayette örnekler vermiştir. (Nur; 25, Hac;6, 54, 62) Cahiliyenin temel özelliklerinden birisi diyebileceğimiz bir başka özellik de tam bu noktada ön plana çıkar. İnadına yanlışta ısrar etmek. Yanlışın aleyhine ortaya konulan bütün akli ve mantıki delillere rağmen yanlışa tapar- casına sahiplenmek, cahiliyenin tam olarak temel davranışı diyebiliriz. Bu- nun gerekçesini yukarıda zikrettiğimiz insana dair doğru ve yanlış kavramla- rıyla alakalı fıtri özellik olarak görebi- liriz. Kendilerine yağmuru yağdıranın, rüzgarı estirenin kim olduğu sorul- duğunda Allah diyenler, Allah’ı daha basit insani ilişkiler için kural koyması konusunda yetkisiz kılmaları kör ca- hillikten başka bir şey olmasa gerek. Cahiliye, insanın fıtri aklının şira- zesini bozmak suretiyle insanı Hak’tan ayırır, dalaleti insana hakikat gibi gösterir. Resulullah’ın hadiste beyan buyurduğu “çocuk fıtrat üzere doğar, anası babası onu Yahudi Hristiyan ve Mecusi yapar” ifadesi cahiliyenin insanı nasıl insanlıktan çıkardığının anlatımıdır. Bu anlamda ilk dejeneras- yonun kavramsal boyutta gerçekleşti- ğini söyleyebiliriz. Çünkü çocukluktan itibaren insan aklı; doğru, yanlış, iyi kötü tanımlı kavramlar üzerine kuru- larak geliştirilir. Allaha teslimiyetin dışında gerçek- leştirilen bütün adlandırmalar gerçe- ğin kamufle edilmesidir. Yani üzeri örtülmesi, küfredilmesidir. Allah’ın Kur’an’da zikrettiği bütün küfürle ilgili ayetlerde detaylı, düşünceye ve bilgiye rağmen gerçeğin üzerinin örtülmesi sapkınlığı niteliğindedir. Haklarında küfür yaftası ortaya konan birkaç top- luma baktığımızda Allah’ın sıfatlarının nasıl örtülmek suretiyle yok sayıldığı görülür. Cahiliye, insanı körü körüne, sor- gulamadan geçmişi kabul etme, teva- rüs edilen bilgileri sorgulamadan iman derecesinde kabullenmeyi dayatır. Bu- nunla beraber, insanlık adına hiç de in- sanlıkla bağdaştırılmayacak kriterleri kendileri için geçerli sayar, muhatapla- rını bu ölçülerde kifayetsiz ve yetersiz görürler. Peygamberlere yanındaki ayak takımını kovmazsan seni kabul et- meyiz yaklaşımı cahiliyenin kazan- dırdığı üstenci bir tavırdır. Mekkeli cahil müşriklerin, kendilerini ehlullah olarak görmeleri, kendilerinin dışın- dakileri avali kabul etmeleri bunun göstergesidir. Bu sebeple dini de kendi üstenciliklerine göre tahrif ederek şekillendirmişlerdir. Hac ibadetinde haremin dışına çıkmamak için Arafat’a gitmemeleri ve Müzdelife’de alem yapmaları ceha- letlerinin kendilerine meşrulaştırdığı anlayıştır. Haccın Arafat ve Kâbe’yi ta- vaftan ibaret olan iki temel farizasın- dan birini cehaletle es geçmek gibi bir çukura düşmüşlerdir. Cahiliye sorgulamaz, yanlışları ol- duğu gibi sürdürür. Yukarıda verdiği- miz örneklerle beraber, ekin tarlalarını Allah’a ve tanrılarına paylaştırmaları ve sonrasında tanrılarına ayırdıkları tarlalar verimsiz olunca Allaha ayır- dıkları tarlaları tanrılarına vermeleri de buna örnek sayılabilecek bir yanlış davranıştır. İşin ilginç tarafı bu yanlı- şı yaparken Allah ganidir, buna muh- taç değildir deyip, zımnen ihtiyaç sahibi olduğunu tescil etmiş oldukları varlıkları tanrılaştıracak kadar beyinsizdirler. Fakat beyinsizliklerini görmezden gelerek inananları işareten bu beyinsizler gibi iman mı edeceğiz deme sefahetinde bulunurlar. Cahiliye bir akıl tutulması halidir. Hem de toptan. Cahiliye ile vasfedil- miş toplumlar, geçmişten gelen bilgi birikiminin oluş biçimine bakmaz, topluma dayattıklarının hakkaniye- tine, dalaletine bakmaz. İlk bilgiden itibaren oluşturulan sistem yanlış düğmeden başlanmış gömlek giyimi gibi yanlıştan başlanmış olmasından kaynaklanan üst üste yanlışlar yumağı haline gelmiş olmasına rağmen, ataer- kil yaklaşım baskın çıkar ve atalarının dini üzere olmak, onlara yakışıklı gö- rünmek suretiyle birincil tercih sebebi sayılır. Bunun sonucu olarak deve ör- neği tecelli etmiş olur. Deveye sormuşlar boynun neden eğri, nerem doğru ki, demiş ya. Cahi- liyenin baştan sona yanlış üzere kurul- muş bir sistem oluşu söz konusudur. Burada baştan itibaren cahiliye kavramının okuma yazma ile direkt ilişkisi olmadığını anlatmaya çalıştık. Bilginin ana kaynaktan koparılmak su- retiyle çarpıtılmasının gerçek cahiliye olduğunu ortaya koymaya çalıştık. Pek tabii, bütün yapılan tarih okumaları bugüne aydınlatıcı ve sadra şifa bilgiler edinmek içindir. Bu açıdan günümüzün değerlendirilmesi 21. YY cahiliyesinin temel mantık olarak orta çağ cahiliyesinden hiç de aşağı kalır tarafının olmadığıdır.
Önsözün tamamını okuyucuda aç
11 kalem

Bu Sayının Yazarları

۞
13 yazı

İçindekiler

۞