Yoksa onlar, hâlâ câhiliye hükmünü mü arzu ediyorlar? Oysa
gerçeği kesin olarak bilen bir toplum için, Allah’tan daha güzel
hüküm veren başka kim olabilir? (Maide: 50)
۞
Önsöz
Cahiliye
Yayın kurulu adına
Cahiliyeyi nereden tanımlarsak
daha doğru bir okuma gerçekleştirmiş
oluruz? Allah’ın ilk emrinden okursak
cahiliyeyi tanımlama konusunda doğ-
ru bir adım atmış olarak, meseleye gir-
miş oluruz. İlk emir
“Oku seni yaratan Rabbin adıy-
la” (Alak Suresi 1. Ayet)
Müşrikler öyle çok cahil insanlar
değillerdi. Şiir okuyorlardı, ticareti iyi
biliyorlardı, hatta uluslararası ticarette
bugünün birçok insanına nazaran ba-
kıldığında değme tüccarlara taş çıkar-
tacak kabiliyettelerdi.
Bugün bile dünya ticaret yolları ko-
nusunda insanların zaman zaman içine
düştükleri sıkıntılı durumlarda, nasıl
problemler yaşandığını görüyoruz. Ca-
hiliye vasfıyla zikrettiğimiz bu adam-
lar, kendi ticaret filolarına güvenli bir
yol oluşturmak adına çıkardan başka
bir şey düşünmeyen bedevi Arap kabi-
leleri arasından İlaf diye bir anlaşmay-
la nasıl güvenli bir yol oluşturulacağını
çok iyi biliyorlar ve uyguluyorlardı.
Onların cehaletleri dünya hayatı
ve dünyalık tecrübelerle ilgili bir du-
rum değildi. Okuma yazma oranının
düşük olması özel anlamda cehaletle
özdeşleştirilir, fakat genelleme yaptı-
ğımız takdirde bölgenin okuma yazma
oranından daha iyi bir okuma yazma
oranına sahip olmaları söz konusudur.
Hatta çöldeki Arab’ın genel kültür an-
lamında yaşadığı bölgeyi iyi okuyan ve
yaşayan olduğu düşünülecek olursa,
Mekkelilerin kültürel anlamda, dini
anlamda onlara üstünlük kurmuş ol-
ması geçerli bir zamane okuması ger-
çekleştirildiğinin alametidir.
O dönem itibarıyla dünya üzerinde
okuma vasfına sahip olduğu ve Arap
yarımadasını yakından ilgilendirdiği
düşünülebilecek toplumlar, Yahudiler
ve arap yarımadasının kuzey ve gü-
neyinde yaşayan Hristiyanlaştırılmış
roma halkı denilebilir. Fakat bu in-
sanların sahip oldukları bilgilere sahip
olmanın bugünkü gibi bilgilenme açı-
sından bir öneme sahip olduğunu dü-
şünmek gerekli miydi? Kur’an’ın mu-
hatapları açısından önemli olsaydı en
azından rivayetler içinde bilgi felsefesi
adına bu konuların bahsi geçmiş ola-
bilirdi. Demek ki malumat anlamında
bilgi sahibi olmanın insanlar üzerinde
bir etkisi yoktu.
Öyleyse onlara cahiliyye etiketinin
vurulma sebebi ne olabilirdi. Bunun
bir tek izahı mümkündü. Allah’ı doğ-
ru tanıma noktasında cahil kılmışlar-
dı kendilerini. Yani kendi kendilerini
bile isteye cahil pozisyonuna itmiş-
lerdi. Öyle bir cehalet ki tanıdıklarını
sandıkları Rablerini cüzlere ayırmak
suretiyle kudret noktasındaki eşsiz-
liğini kabul etmelerine rağmen, basit
dünya işlerinde bile kendilerinden
daha liyakatsiz görmek gibi bir ca-
hilliğe düşmüşlerdi. Kendi işlerinde
aracılar olmasından hoşlanmazken
kendileriyle yüce yaratıcı kabul ettik-
leri Allah ile aralarına saçma sapan
yaratılmış varlıklardan yonttukları
cisimleri koymuşlardı.
Asıl cahilliğin yanlış bildiklerini
doğru bilme makamına koyma nok-
tasında olduğunu ifade edersek Mek-
ke’lilerin cahiliyesini anlamış sayılırız.
Gerçi insan bildiklerinin yanlışlığını
kabul edecek olursa zaten yanlış bil-
diğini terk etme zorunluluğu hisseder.
Çünkü fıtrat insanın yanlış kavramı
üzerinde olmasını imkânsız kılar. Her
ne kadar insan fıtratını dejenere etmiş
olsa da kavramların temel anlamlarını
reddetmez. Yani yanlış; kabul edile-
mez, doğru; kabul edilebilir gerçekliği
genel anlamda değiştirilmeyecek bir
postulattır. Lakin neyin doğru ve yanlış
olduğu konusu karıştırılır.
Cahiliye diye nitelediğimiz top-
lum aslında şeytana pabucunu ters
giydirecek nitelikte kafalarını çalıştır-
maktadırlar. Allah’ın dinini süreç için-
de kendi çıkarlarına alet edebilecek
şekilde dezenformasyona uğratmışlar
ve her bir yaptıkları yanlışlarının
kendilerince güya izahı kabilinden
saçmalıklar üretmişlerdir. Kâbe’yi
çıplak tavaf etmenin gerekçesi olarak,
içinde günah işledikleri elbiselerle ta-
vaf etmemenin doğru olacağı anlayışı
gibi.
Müşriklerin ileri gelenlerinin zayıf
Müslümanlarla beraber bulunmayı
kendileri için zül kabul ederek, pey-
gamberden onları kovması halinde
kendilerinin gelip görüşebileceğini
teklif etmeleri, iman meselesinin, han-
gi kategoride insanları sınıfladığının
farkında olmamaları anlamı taşır. On-
lar sahip oldukları sınıfsal üstencilikle
meseleye bakmak suretiyle, insanları
kategorize etme cehaletindedirler.
Münafıkların kendi akıl düzeyle-
rindeki düşüklüğü müminlere atfe-
derek, müminleri beyinsizlikle itham
etmeleri ve kendi akıl düzeylerini yü-
celtici yaklaşımları cehaletin bir başka
boyutudur.
“Onlara: “İnsanların (müslüman-
ların) inandığı gibi inanın.” denilince,
“Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi
mi inanacağız?” derler. İyi bilin ki, asıl
beyinsiz kendileridir fakat bilmezler.”
(Bakara 13)
Ayette beyan edilen akıllılık yakla-
şımı münafıkların asla sahip olamaya-
Cahiliye
4
cakları bir yaklaşımdır. Çünkü onlar
dünyaya menfaat temin edilecek bir
mekân olarak bakmaktadırlar ve onla-
ra göre menfaat kafirlerin yanındadır.
Peygambere inananlar çıkar sağlanabi-
lecek maddi konumda insanlar değil-
dir. Dolayısıyla müşriklerin bu günkü
tabirle onlarla işleri olmaz.
Hayatın gerçekleri arasında yer alan
imtihan hakikatinin bir gereği olarak
mal açısından azlık ve çokluk nokta-
sındaki sahibiyet; gerçek değerler anla-
mında bir itibara sahip olmadığı halde,
münafıkların öncelikli tercihleridir.
Çünkü münafıklara göre öncelik elle
tutulan ve sahiplenilebilecek değerler-
dir. Bu sebeple dünyalığı arkalayan bir
anlayış, olsa olsa geri zekâlılıktır. Mü-
minlerin çoğunun fakir ve sosyal statü
itibarıyla düşük seviyede olması düşük
akıllılıklarındandır.
Cehaletin tebeyyün etmesi açısın-
dan Rabbimizin Kur’an’da üzerinde
durduğu konulardan birisi de hak ve
batıl konusudur. Hangi konu olur-
sa olsun Allah “El hakku min zalik”
buyurmuşsa orada cahiliye anlayışının
karıştırdığı ve doğruyu temyiz edeme-
diği bir konu var demektir. Özellikle
Allah ile insanların tanrılaştırdığı
ilahlar hakkında, Allah kıyaslamalar
yaparak gerçeği gösterdikten sonra
kendisiyle alakalı işte gerçek ilah; Al-
lah anlamında birçok ayette örnekler
vermiştir. (Nur; 25, Hac;6, 54, 62)
Cahiliyenin temel özelliklerinden
birisi diyebileceğimiz bir başka özellik
de tam bu noktada ön plana çıkar.
İnadına yanlışta ısrar etmek. Yanlışın
aleyhine ortaya konulan bütün akli ve
mantıki delillere rağmen yanlışa tapar-
casına sahiplenmek, cahiliyenin tam
olarak temel davranışı diyebiliriz. Bu-
nun gerekçesini yukarıda zikrettiğimiz
insana dair doğru ve yanlış kavramla-
rıyla alakalı fıtri özellik olarak görebi-
liriz.
Kendilerine yağmuru yağdıranın,
rüzgarı estirenin kim olduğu sorul-
duğunda Allah diyenler, Allah’ı daha
basit insani ilişkiler için kural koyması
konusunda yetkisiz kılmaları kör ca-
hillikten başka bir şey olmasa gerek.
Cahiliye, insanın fıtri aklının şira-
zesini bozmak suretiyle insanı Hak’tan
ayırır, dalaleti insana hakikat gibi
gösterir. Resulullah’ın hadiste beyan
buyurduğu “çocuk fıtrat üzere doğar,
anası babası onu Yahudi Hristiyan
ve Mecusi yapar” ifadesi cahiliyenin
insanı nasıl insanlıktan çıkardığının
anlatımıdır. Bu anlamda ilk dejeneras-
yonun kavramsal boyutta gerçekleşti-
ğini söyleyebiliriz. Çünkü çocukluktan
itibaren insan aklı; doğru, yanlış, iyi
kötü tanımlı kavramlar üzerine kuru-
larak geliştirilir.
Allaha teslimiyetin dışında gerçek-
leştirilen bütün adlandırmalar gerçe-
ğin kamufle edilmesidir. Yani üzeri
örtülmesi, küfredilmesidir. Allah’ın
Kur’an’da zikrettiği bütün küfürle ilgili
ayetlerde detaylı, düşünceye ve bilgiye
rağmen gerçeğin üzerinin örtülmesi
sapkınlığı niteliğindedir. Haklarında
küfür yaftası ortaya konan birkaç top-
luma baktığımızda Allah’ın sıfatlarının
nasıl örtülmek suretiyle yok sayıldığı
görülür.
Cahiliye, insanı körü körüne, sor-
gulamadan geçmişi kabul etme, teva-
rüs edilen bilgileri sorgulamadan iman
derecesinde kabullenmeyi dayatır. Bu-
nunla beraber, insanlık adına hiç de in-
sanlıkla bağdaştırılmayacak kriterleri
kendileri için geçerli sayar, muhatapla-
rını bu ölçülerde kifayetsiz ve yetersiz
görürler.
Peygamberlere yanındaki ayak
takımını kovmazsan seni kabul et-
meyiz yaklaşımı cahiliyenin kazan-
dırdığı üstenci bir tavırdır. Mekkeli
cahil müşriklerin, kendilerini ehlullah
olarak görmeleri, kendilerinin dışın-
dakileri avali kabul etmeleri bunun
göstergesidir. Bu sebeple dini de kendi
üstenciliklerine göre tahrif ederek
şekillendirmişlerdir.
Hac ibadetinde haremin dışına
çıkmamak için Arafat’a gitmemeleri
ve Müzdelife’de alem yapmaları ceha-
letlerinin kendilerine meşrulaştırdığı
anlayıştır. Haccın Arafat ve Kâbe’yi ta-
vaftan ibaret olan iki temel farizasın-
dan birini cehaletle es geçmek gibi bir
çukura düşmüşlerdir.
Cahiliye sorgulamaz, yanlışları ol-
duğu gibi sürdürür. Yukarıda verdiği-
miz örneklerle beraber, ekin tarlalarını
Allah’a ve tanrılarına paylaştırmaları
ve sonrasında tanrılarına ayırdıkları
tarlalar verimsiz olunca Allaha ayır-
dıkları tarlaları tanrılarına vermeleri
de buna örnek sayılabilecek bir yanlış
davranıştır. İşin ilginç tarafı bu yanlı-
şı yaparken Allah ganidir, buna muh-
taç değildir deyip, zımnen ihtiyaç
sahibi olduğunu tescil etmiş oldukları
varlıkları tanrılaştıracak kadar
beyinsizdirler. Fakat beyinsizliklerini
görmezden gelerek inananları işareten
bu beyinsizler gibi iman mı edeceğiz
deme sefahetinde bulunurlar.
Cahiliye bir akıl tutulması halidir.
Hem de toptan. Cahiliye ile vasfedil-
miş toplumlar, geçmişten gelen bilgi
birikiminin oluş biçimine bakmaz,
topluma dayattıklarının hakkaniye-
tine, dalaletine bakmaz. İlk bilgiden
itibaren oluşturulan sistem yanlış
düğmeden başlanmış gömlek giyimi
gibi yanlıştan başlanmış olmasından
kaynaklanan üst üste yanlışlar yumağı
haline gelmiş olmasına rağmen, ataer-
kil yaklaşım baskın çıkar ve atalarının
dini üzere olmak, onlara yakışıklı gö-
rünmek suretiyle birincil tercih sebebi
sayılır. Bunun sonucu olarak deve ör-
neği tecelli etmiş olur.
Deveye sormuşlar boynun neden
eğri, nerem doğru ki, demiş ya. Cahi-
liyenin baştan sona yanlış üzere kurul-
muş bir sistem oluşu söz konusudur.
Burada baştan itibaren cahiliye
kavramının okuma yazma ile direkt
ilişkisi olmadığını anlatmaya çalıştık.
Bilginin ana kaynaktan koparılmak su-
retiyle çarpıtılmasının gerçek cahiliye
olduğunu ortaya koymaya çalıştık.
Pek tabii, bütün yapılan tarih
okumaları bugüne aydınlatıcı ve sadra
şifa bilgiler edinmek içindir. Bu açıdan
günümüzün değerlendirilmesi 21. YY
cahiliyesinin temel mantık olarak orta
çağ cahiliyesinden hiç de aşağı kalır
tarafının olmadığıdır.