بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 23 · Şubat 2026 · Makale · s. 20

Modern Bir Cahiliye Döneminde mi yaşıyoruz?

Mehmet Ayman — Yazar

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
Önce biraz tarih Kur’anı Kerimde (isimleri zikredilmemekle beraber) Hz Âdem’in iki çocuğunun kıssası anlatılır. Buradan anladığımız kadarıyla çocuklardan biri (sonraki isimlendirmeye göre Kabil) Kardeşi Habil’i bir kıskançlık sebebiyle öldürüp insanlık tarihin…
Önce biraz tarih Kur’anı Kerimde (isimleri zikredilmemekle beraber) Hz Âdem’in iki çocuğunun kıssası anlatılır. Buradan anladığımız kadarıyla çocuklardan biri (sonraki isimlendirmeye göre Kabil) Kardeşi Habil’i bir kıskançlık sebebiyle öldürüp insanlık tarihine ilk suçlu(katil/câni) olarak geçmiştir. Kıssa Maide Suresinin 27-31 ayetlerinde şöyle anlatılır. “Onlara Âdem’in iki oğlunun başından geçen ibret verici şu gerçeği anlat: Onlar Allah’a birer kurban takdîm etmişlerdi de birinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti.(Cimriliğinden dolayı )Kurbanı kabul edilmeyen (diğerini) kıskanıp: “Seni mutlaka öldüreceğim” deyince, öteki şu cevabı vermişti: “Allah ancak takvâ sahiplerinin ibâdetini kabul buyurur.” Mâide / 27. “Sen beni öldürmek için elini uzatsan bile, ben seni öldürmek için elimi uzatacak değilim. Çünkü ben, Âlemlerin Rabbi Allah’tan korkarım.” Mâide / 28. “Doğrusu ben isterim ki, sen hem benim günahımı hem kendi günahını yüklenesin de ateş ehlinden olasın. Zâlimlerin cezası işte budur.” Mâide / 29 Nihâyet nefsi onu kardeşini öldürmeye sürükledi; onu öldürdü de mahvolup gidenlerden oldu. Mâide / 30 Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermesi için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. Kãtil bunu görünce: “Yazıklar olsun bana! Şu kargadan daha bilgisiz, daha mı âcizim ki, kardeşimin cesedini nasıl ortadan kaldıracağımı bilemedim” diye dövündü ve pişmanlığa düşenlerden oldu. Mâide / 31 . Kıssanın devamını anlatan tarihçilere göre Hz Adem bu cinayet sebebiyle Kâbil’i kendi topraklarından kovdu. Onlar da Arabistan yarımadasının güney kısımlarına Yemen yakınlarındaki Aden topraklarına yerleştiler. Sonraları Kabil’in nesli hem kendileri dünyada rahat yüzü görmediler hem de çeşitli vesilelerle aralarına karışıp kaynaştıkları Habil’in çocuklarına rahat yüzü göstermediler. Cinayet başta olmak üzere cehaletleri ve hevâ heveslerine uymaları sebebiyle işledikleri her türlü suç, cürüm ve günah (içki, hırsızlık ve diğer gayri meşru eğlence kâbilinden ne varsa hepsi) önce onların arasında, sonra da onlara imrenip, özenen ve onları taklit eden amca çocukları arasında yayıldı.1 Hikâye böylece devam eder. Olaydan çıkartılacak ders ve ibretler ise Maide suresinin 32. Ayetinde özetlenir. İşte bundan dolayı İsrâiloğulları için şu hükmü koyduk: “Bir cana kıymanın veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmanın cezası olmaksızın kim bir kimseyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir canı kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” Şüphesiz peygamberlerimiz onlara apaçık deliller, mûcizeler getirdiler. Ne var ki, bütün bunlardan sonra onların pek çoğu hâlâ yeryüzünde taşkınlık yapıp durmaktadırlar. Mâide / 32 Hz Adem ve Hz Havva’nın çocuklarının serencamı2 Peygamberler tarihinde ikinci Adem olarak kabul edilen Hz Nuh dönemine kadar iyi ve kötünün (dolayısıyla iyilerin ve kötülerin) mücadelesi şeklinde devam eder. Hz Nuh dönemine gelindiğinde insanlık tarihi o en büyük kırılmalarından birine tanık olur. Bu Tufandır. Allah her türlü uyarı ve ikaz’a rağmen kendisini tanımayan ve inananlara düşmanlık eden, kendilerini hak yola çağıran peygamberlerin mesajına kulak tıkayıp onları öldürmeye kadar giden azgınlıkları sebebiyle kötüleri “Tufanla” cezalandırır. Fakat ilahi hikmet gereği olsa gerek Hz Âdem’in çocukları arasındaki iyi kötü ayrışması Hz Nuh’un çocuklarından sonra da kaldığı yerden devam edecektir. Çünkü yeryüzü hep iyi ve kötünün, hak ve batılın mücadele alanı olmuştur ve Sünnetullah (imtihan) gereği hep böyle olacaktır. Tarih dünyanın insanların yaşadığı neredeyse tüm bölümlerinde böylece akıp gider. İyilerle kötülerin mücade1 Not: Hikâyenin Kur’an-da geçen kısımlarının dışındaki kısımlar ya hadislerle ya tarihçiler tarafından sözlü aktarım yoluyla gelen anlatılarla ya da Tevrat kaynaklı İsrailiyat dediğimiz bilgilerle beslenmiş ve doldurulmuştur. 2 “Serencam” kelimesi, Farsça kökenlidir. Farsça “ser” (baş) ve “encam” (son) kelimelerinin birleşiminden türetilmiştir ve “başlangıçtan sona kadar olan süreç, sonuç” anlamına gelir. lesi, hak ile batılın mücadelesi kimi zaman on binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan savaşlara kadar uzanan bir şiddetle devam eder. Gelip dayandığı nokta Son peygamber Hz Muhammed (s.a.v) in dünyayı şereflendirdiği m 6. asra kadar uzanır. M 6. Asırda Arabistan yarımadası neredeyse uçsuz bucaksız çöllerle örtülü, kabile hayatının yaşandığı ve daha çok ticaret ve hayvancılıkla geçinen köleci bir düzenin hüküm sürdüğü bir manzara arz ediyordu. Çok daha kuzeyde (bu günün Türkiye ve İran topraklarını da kapsayan bölgede) dünyanın iki büyük imparatorluğunun yani Roma ve Pers imparatorluklarının yıllarca süren kanlı savaşları yavaş yavaş durulmaya başlamıştı. Bu, bir türlü bitmek tükenmek bilmeyen savaşlar yüzünden Anadolu’nun kuzey ve güney kısımlarından geçen İpek ve Baharat yollarının kapanması aktif ticareti güney Arabistan ve Yemen kanalına kaydırmış Hicaz Arapları da özellikle Hz Peygamberin büyük dedesi Haşim b. Abdümenaf ve diğer tüccarlar bu ticari faaliyetler sayesinde zengin olmuşlardı. Zenginlik zamanla tüm Arabistan yarımadasına yayılmış ve halkın refah seviyesi de bu sayede oldukça yükselmişti. Daha önceleri (fetret döneminde) birçoğu geçim derdiyle uğraşan göçebe Arap kabileleri kendilerine hakkı ve hakikati anlatıp doğru yolu gösterecek büyük uyarıcılardan yoksun oldukları için her türlü sefalet suç ve taşkınlığın kucağında debelenip durmaktaydılar. Araplar( hatta diğer tüm milletler) sonraları zenginlik ve refahın artmasıyla lüks ve şatafatın sefahat ve rezaletin dibini bulmuşlardı adeta. Hz İsa’dan Hz Peygambere kadar neredeyse 600 küsur yıllık bir Fetret/ duraklama yaşanmış3 ve insanlar bir peygamberin tebliğ ve terbiyesinden mahrum adeta cahilce yaşamaktaydılar. Hz Peygamberin İslam’ı tebliğin3 İslâm literatüründe fetret ilk bakışta, İslâm öncesi dönemle ve özellikle Hz. Îsâ tarafından tebliğ edilen dinin tahrife uğraması, dolayısıyla ilâhî vahyin etkisini ve bereketini kaybetmesinin ardından son peygamberin gelişine kadar geçen süreyle ilgili bir kavram niteliğinde görünür.

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.