بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 23 · Şubat 2026 · Makale · s. 26

Müsademe Aynı veya benzer insanların oluşturduğu gurup, topluluk,

Nezir Ergenç — Yazar

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
cemaat, dernek, vakıf veya toplumlar sürekli ve daimi olarak etraflarına güvenlik duvarları örerler, Aksiyom: Varlık, zıtlıklar( artı, eksi) üzerine bina edilmiştir. Atomdaki hareketlilik artı ve eksi yüklü parçacıkların olmasından kaynaklıdır. Zıtlıklar olmas…
cemaat, dernek, vakıf veya toplumlar sürekli ve daimi olarak etraflarına güvenlik duvarları örerler, Aksiyom: Varlık, zıtlıklar( artı, eksi) üzerine bina edilmiştir. Atomdaki hareketlilik artı ve eksi yüklü parçacıkların olmasından kaynaklıdır. Zıtlıklar olmasaydı hareket ve istikrar olmazdı; dağılma ve bozula olurdu. Bilgi: Allah her şeyi çift (zıtlık veya karşıtlık) yaratmıştır; gece- gündüz, yer-gök, dünya- ahiret, erkek kadın, soğuk- sıcak, dar-geniş, iyi-kötü, oluşbozuluş … Kitab-ı mubin buna “Mesani” der. Demek ki kâinattaki hareketlilik varlığın özündeki zıt yüklerden müsebbeptir. Aynilik ve benzerlik hareketsizliği; hareketsizlik ise bozulmayı bir başka ifadeyle kokuşmayı doğurur. Aynı veya benzer olanlar birbirlerini harekete geçiremedikleri için donuklaşma olur; donuklaşma ise kâinattaki hareketliliğe uyum sağlayamadığı için zorunlu olarak ayrışır ve parçalanır: Bozulma. Aynı ve benzer insanlar bir arada veya yan yana olduklarında bir değer olamazlar; değer olmadıkları için de bir değer de üretemezler. Aynı veya benzer insanları motive edecek bir etken de olmadığı için değişim ve gelişim/ terakki de olmaz. Fabrikasyon ürünler gibidirler; bir tanesi hepsine bedeldir, birindeki nitelik ve nicelik diğerlerinin tümünü temsil ve teşmil eder. Aynı veya benzer insanların oluşturduğu gurup, topluluk, cemaat, dernek, vakıf veya toplumlar sürekli ve daimi olarak etraflarına güvenlik duvarları örerler; kendileri o duvarlardan dışarı çıkmaya cüret etmedikleri gibi dışardan da kendilerine benzemeyen birilerinin içeri girmesine yine güvenlik meselesinden dolayı izin vermezler. Sürekli “biz” ve “onlar” çelişkisini bir psikoz olarak yaşarlar. Dar ve ufuksuzdurlar; kesin ve değişmez doğrulara sahipler; korkak ve cimridirler; zeminsiz ve köksüzdürler. Bu sebeple zamanla ya küçülür ve büzülürler ya da parçalanır ve dağılırlar. İnsanî yükseliş yani kemâl zıtların, karşıtlıkların birbirlerini beslemesiyle mümkündür. Anlam ve değer de ancak bu karşıtlıkta kendisine imkân bulabilir ve insana bir katkı sağlayabilir. Bu gerçeğe nail olan mütehakkimler bu sebeple “müsademe-i efkârdan barika-ı hakikat doğar” demişler. Müsademe çarpışma, çatışma, karşıtlıkta birlikte yükselme anlamlarına gelir. İki farklı şey bir arada olduğunda müsademe yani çatışma olur; müsademe ise hakikat kıvılcımlarının doğmasına sebeptir. Eksi ve artı yükler nasıl ki atoma sınırsız ve kesintisiz bir hareketlilik sağlıyorsa -ki bu büyük bir enerjinin de ortaya çıkmasına imkân verir- farklı yani aynı ve benzer olmayan insanların bir arada olması da büyük bir enerjinin ortaya çıkmasını sağlayacak bir müsademeye yol açar. Nar ve Nur karşıt iki cevherdir; birinden insan-melek diğerinden cin-şeytan var edilmiştir. İnsan nurdan var edilmekle beraber nardan da pay almıştır; tıpkı nardan yaratıldığı halde nurdan da payı olan şeytan gibi. Bu meyanda nur ve nar sürekli ve daimi olarak birbiriyle çatışma halinde itiş ve kakış içindedirler. Biz insanı ahsene yükselten de esfele indiren de bu pay alışlardır. İnsan pay olan nara meyledip nuru kapattığında esfele iner; nuru yaşayıp narı perdelediğinde ise ahsene yükselir. Fikir üretilmiş bilgiye işaret eder; üretilmiş bir bilgi varsa kişi fikir sahibidir. Nakil, tekrar ve taklit bilgi olmadığı gibi nakil, tekrar ve taklitten de fikir ortaya çıkmaz. Bu sebeple mukallit, mükerrir ve nakilciye mütefekkir yani fikir sahibi, fikir üreten denemez. Mütefekkir olmayanların karşılıklı konuşmaları ise bekli birbirlerine aynı şiiri okuyup, aynı fıkraları anlatıp eğlenmeye benzer. Bunlar da bir etkinlik; kişileri herhangi bir ilerlemeye, gelişmeye veya başka kapıları aralamaya sebep olmaz. Müçtehitlerin birbirlerini taklit etmesi caiz değildir, şeklinde bir ilmi kaide vardır. Çünkü taklit ilmi anlamda bir zafiyete, eksikliğe işaret eder ki Müçtehit kendini içtihat etmede eksik görürse içtihat edemez; ya var olan bir müçtehide bağlanmaya ihtiyaç duyar ya da mevcut bir içtihadı taklit etmeye kendini zorunlu görür. Bu hesapla mütefekkir ve mütehakkimler fikirlerinde özgün ve bağısız olmalılar ki taklitten, tekrardan ve nakilden kurtulabilsinler. Fikir sahibi hukemanın birbirleriyle mücadele, müzakere ve müşavere etmesi elbette pek çok hikmet kıvılcımının karanlığı aydınlatmasına sebebiyet verebilir. Müslüman dünyanın siyasi, kelami ve felsefi alanlarda dayanılmaz acılar çekiyor olmasının ve içinden çıkılamaz bir bataklığa gömülmesinin asıl sebebi uzun bir süredir Batılı Beyaz Adamın narından aydınlanmaya uğraş vermesinden- bu asla bir nurlanmaya imkân oluşturmaz- kaynaklanmaktadır. Ne yazık ki Müslüman mütefekkir görünümünde pek çok kişi ya oluşturulmuş tarihsel islami bilgiyi donuklaştırarak taklit, nakil ve tekrar yaptılar ya da Batılı Beyaz Adamın ürettiklerini taklit, nakil ve tekrar ettiler. Her ikisi de Müslüman dünyayı her türlü terakki ve tecdide kapalı hale getirdi; mevcut hal-i pürmelalimiz budur. Teşhis doğru ise çözüm de bellidir: Özgün bilgi kaynaklarından hareketle özgün akletme yöntemiyle özgün fikirler üretmek ve bu fikirleri sürekli müsadere halinde tutmak; benzememek, aynileşmemek, donuklaşmamak üzerine bir hayatı inşa etmek. Üstadın, çağın hastalıklarına teşhisinden hareketle cehalete, sefalete ve asabiyete bu yöntemle Müslümanların şahitlik etmeleri mümkün hale gelebilir.

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.