“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa bilsin ki bu
kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o ahirette
ziyan edenlerden olacaktır. (Âl-i İmran:85
۞
Önsöz
Din ve ideoloji
Yayın kurulu adına
Cemil Meriç’e ait “ideolojiler insa-
na giydirilmiş deli gömlekleridir”
Sözü ile başlayacak olursak hem
ideolojiyi hem de dini tanımlama
noktasında bir yol belirlemiş oluruz.
Kilisenin dogma baskısı, 16. Yüz-
yıldan itibaren batıda dine karşı fi-
kirlerin, akımların ortaya çıkmasına
sebep olmuştur. Yani adına ideoloji
denilen düşünce sistemleri dinin Al-
lah’ın standartlarından çıkarılarak
kilisenin çıkarcı kalıpları haline dö-
nüştürülmesi sonucu, ezilen batı in-
sanının kilise karşıtlığı anlamındaki
çıkışlarıdır. Dolayısıyla karşı çıkılan
din, Allah’ın dini değildir. Hristiyan-
lığın Allah’ın dini olarak kabul edil-
mesi sonucu türeyen ideolojilerin,
karşıtlık anlayışı, İslam’ın da aynı
muhalif anlayışa muhatap olmasına
sebep olmuştur. Burada çıkış nokta-
sı olarak din karşıtlığı temel esas ol-
ması dolayısıyla her karşı çıkılan din
aynı potada değerlendirilmek duru-
munda kalmıştır. İslam’ın ilk bakışta
karşı çıkılma noktası din olmasından
kaynaklanmıştır. Dolayısıyla yozlaş-
mış Hristiyanlık yada Yahudilikle
aynı potaya konmuştur.
İslam batı insanı açısından batı-
daki din Hristiyanlığın tahrif edilmiş
olması dolayısıyla uğradığı eleştiriler
sebebiyle ikinci bir eleştiri noktasına
tabi tutulmak gibi bir durumla kar-
şılaşmıştır. Bu eleştiri noktası eldeki
din Hristiyanlığın kifayetsiz kalı-
şı itibarıyla, kıyaslanmak suretiyle
eleştiriye tabi tutarak noksan isnadı
şeklinde olmuştur. Hatta bu bir bilim
dalına dönüşmüş adına oryantalizm
denilmiştir.
İdeolojiler din karşıtı anlayış sa-
hiplerinin, insan hayatının düzen-
lenmesi adına, yönetimsel anlamda
oluşturdukları düşünce sistemleridir.
Allah’ın hayatın anlamı saydığı temel
kavram olarak dinin yerine konması
dolayısıyla da ideolojiler insanların
uydurdukları din olarak kabul edil-
melidir. Dolayısıyla ideolojiler in-
sanın yönetimsel anlamda tanrılığa
öykünmesidir diyebiliriz.
19. asırda tanrı öldü diyebilecek
kadar ileri gidebilen anlayış sahiple-
ri artık üst insan yaşasın diyebilecek
anlayışa, batıda kilisenin insanları
sevk ettiği sapkın anlayışın sonucu
olarak varmıştır.
Adem’in (as) yaratılma sahnesin-
de Kerim olan kitapta geçen İblisin
kıyamete kadar Allah’tan süre isteye-
rek, kendi tabiriyle “Senin dosdoğru
yolun üzerine oturacağım, onların
çoğunu şükreden bulamayacaksın”
(Araf 16-17) ifadesinde yer alan, in-
sanların Allah’ın dini dışında yö-
neldikleri şeytani tarafın ürettikleri
düşünce sistemleri, bugün ideoloji
denilen, din tanımının alternatifi
olan sistemlerdir.
Yukarıdaki tanımdan yürüyecek
olursak, din de Allah’ın yaratmış ol-
duğu insanın varlık hikmetini tecelli
ettirmek adına, doğru bir biçimde
hayatını düzenleyici olarak Allah’ın
elçileri vasıtasıyla gönderdiği yaşam-
sal sistemin adıdır.
İdeoloji tanımının antonie destutt
de tracy tarafından 1796 da kullanıl-
maya başlanması o vakte kadar bu
anlamda ortaya konulan çabaların
bir başlık altında toparlanmasına
vesile olmuştur. Bu isimlendirme, o
vakte kadar yönetimsel anlamdaki
din karşıtlığının bir başlık altında
değerlendirilmediğini, her düşün-
ce sisteminin kendi başına müstakil
değerlendirmeye tabi tutulduğunu
gösterir.
İşin aslı itibarıyla Cemil Meriç’in
benzetmesi insanın ortaya koyduğu
din karşıtlığının akıl mesabesinden
bir değerlendirmesi şeklidir. Al-
lah’ın dini adına indirdiği son kitap
Kur’an’da sıkça kullandığı “akletme”
eyleminin, ideolojileri ortaya koyan-
ların her biri tarafından pek başarılı
bir şekilde gerçekleştirilemediği ide-
olojilerin başarısızlığı dolayısıyla tes-
cil edilmiştir. Buda Cemil Meriç’in
vasıflamasını doğrulamaktadır.
Bu iki tanımın dışında kalan ve
insanların bir kısmının benimsediği,
adına din denilen sistemleri nereye
koyacağız dersek, onu da insanlar
eliyle oluşturulmuş, tanrı inkarına
dayanmayan ancak insan zihninin
ürettiği tanrısal varlıklara itibar eden
ve hayata müdahil olan kısmen ide-
oloji, kısmen tanrısal sistem olarak
tanımlayabiliriz.
Bunları iki bölümde değerlen-
dirmek mümkündür. Birinci kısım,
Allah’ın din olarak indirdiği fakat
süreç içinde bir şekilde yozlaştırılmış
düşünce sistemleridir. İkinci kısım
ise bir ideolog gibi çaba göstermiş
birilerinin kısmen Allah’ın dininden
alıntılama yaparak oluşturduğu sis-
temlerdir.
Budizm, Zerdüştlük, Konfüçyizm
gibi din ya da düşünce sistemi olarak
değerlendirilen düşünce sistemleri
her iki guruba örnek olarak konuşu-
labilir.
Allah’ın dini İslam’ın mensupları-
nın süre içinde bu düşünce sistemle-
rinden bazı konularda etkileşimi söz
konusu olmuştur. Tıpkı, Hristiyanlık
ve Yahudilikten bazı konuların İs-
Allah’tan süre isteyerek, kendi tabiriyle
“Senin dosdoğru yolun üzerine oturacağım,
onların çoğunu şükreden bulamayacaksın”
(Araf 16-17) ifadesinde yer alan, insanların
Allah’ın dini dışında yöneldikleri şeytani
tarafın ürettikleri düşünce sistemleri,
bugün ideoloji denilen, din tanımının
alternatifi olan sistemlerdir.
CELALEDDİN SİPAHİOĞLU
4
lam’a taşınarak oluşturuş, adına İsra-
iliyat denilen bilgi birikimi gibi.
Geçmişte ulemanın dinin şekil-
lenmesinde geçmiş şeriatlerden inti-
kalen devam eden bazı hükümlerin
varlığının izahı niteliğinde bir başlık
olarak değerlendirilen geçmiş şeriat-
ların delil olarak değerlendirilmesi
konusu, bu meselenin izahıdır.
İnsanın ideoloji adı altında ortaya
koyduğu çabaların, fıtratın tezahürü
olmaktan başka izahı yoktur. İnsanın
genlerinde var olan yönetimsel duy-
guların Allah tanıma konusunda içi-
ne düşülen sapkınlık sonrasında fıtri
olanın inkârı anlamında şekillenme-
sine ideoloji denilmiştir.
Allah yarattığı varlığı içine yer-
leştirdiği sisteme uyumlu olabilmesi
adına yönetmek için din gerçeğini
ortaya koymuştur. İnsan ise yönetil-
mek duygusundan azade kalamadığı
için kendince ideolojilerle boşluğu
doldurmuştur. Fakat yaratanın bü-
tün özelliklerini bildiği insanın nasıl
yönetileceğine dair bildiklerini bile-
meyen insan, yönetime dair ortaya
koyduğu çabaların tamamında insa-
na elde etmesi gereken mutluluğu
temin edememiştir.
İnsanın ilk günden itibaren ortaya
koyduğu din karşıtlığının temelinde
Allah’ın tanımlamasına, belirlemesi-
ne rıza göstermeme çabası mevcut-
tur. Adem’in isyankar oğlu Kabilden
başlayan Allah’ın taksimine isyan
süreci, yönetimsel anlamda Allah’ın
egemenliğine karşı çıkış anlamı taşır.
İlerleyen çağlarda sistematik
olarak ifadelendirme adına ortaya
konmuş bütün ideolojilerin temel-
de oluştuğu anlayış, Allah’ın insana
dair belirlediği ve adına din dediği
yönetim şekline karşı çıkma ameli-
yesidir. Ve gerçekte dünya üzerinde
uygulama imkânı bulmuş olan ide-
olojilerden hiç birisinin insana kâğıt
üzerinde tasarladığı mutlulukları,
vadettiği umutları vermesi mümkün
olmamıştır.
Yanlışlıklarına rağmen ısrarla sa-
vunulan ideolojilerin bir zümrenin
çıkarlarını temin etme aracı olmak-
tan başkaca bir anlamı yoktur. Is-
rarla bir ideoloji bütün yanlışlarına
rağmen devam ettiriliyorsa, orada
din karşıtlığının mevcudiyeti sürdü-
rülmek istenmektedir. Bu çabaların
altında yatan gerçeklik de çıkarın bu
kanaldan temin edilmesidir.
İdeolojilerin açmazlarından biri-
si, ideolojiyi ortaya koyanların yaşa-
dıkları problemler karşısında antitez
olarak geliştirdikleri düşünce siste-
minde kendi tespitleri kadar konu-
yu değerlendirmiş olmalarıdır. Yani
ideolojilerin hepsi bir anti tezdir. Te-
melde var olan dine alternatif olarak
geliştirilmeye çalışılmıştır ama hiç-
biri dinin sağladığı manevi dünyayı
temin etme gücünde olamamıştır.
Bu anlamda ortaya çıkmış ideolojiler,
var olanın antitezi olmaktan kurtu-
lamaz. Antitez olanların tezlerin ta-
mamlayıcısı ya da eleştiricisi olmak-
tan kurtulamayacağı da bir gerçektir.
Oysa din, yani Allah’ın dini yaratıl-
mış varlığın hayat içindeki pozisyo-
nunu en doğru belirleyen sistemdir.
İdeolojilerin açmazlarından bir
diğeri de ilk ortaya konduğu günde
son söylenecek sözün bitmiş şekliy-
le ortaya konulamamasıdır. İdeolo-
jilerin hepsi kervan yolda düzülür
deyiminde olduğu gibi sonradan ge-
lenler tarafından tamamlanmaya ça-
lışılmıştır. Buna rağmen temel ilkeler
bazında bütün ideolojiler, başkaları
tarafından ikmal edilmeye muhtaç-
tır. Oysa Allah’ın dini temel ilkeler
itibarıyla ilk vazedildiği günden iti-
baren mükemmel bir sistem bütün-
lüğüne sahiptir. Sadece hayatın akışı
içinde insanın eşyaya dair gelişimi ile
alakalı bölüm olan şeriat kısmı ge-
lişime açık bırakılmıştır. Sonradan
gönderilen peygamberler “zamanın
değişimi ile ahkamın değişimi” ilkesi
gereği öncekilerden farklı şeriat sahi-
bi olmuşlardır.
İdeolojilerden bağımsız olarak
ortaya konmuş ilahi kaynaklı olma-
yan, adına din denilen sistemlerinde
yine anti tez olmaktan başka izahları
yoktur. Bu sebeple hem ideolojilerin
hem de insan tasavvuru olabilecek
dinlerin tarihin sayfaları içinde yer
alan birer insan beyninin safrası şek-
linde değerlendirilmekten başka ça-
releri yoktur.