Bugün dünya da cari olup çok sayıda müntesibi bulunan gerek tahrif edilmiş dinlerden üretilenler gerekse tamamen kurguya dayalı tüm öğretiler birer ideolojiye dönüştürülmüştür. Din ve ideoloji, insan hayatına anlam katan iki olgu. Karşılık vermek, borç ödemek,…
Bugün dünya da cari olup çok sayıda müntesibi bulunan gerek tahrif edilmiş dinlerden üretilenler gerekse tamamen kurguya dayalı tüm öğretiler birer ideolojiye dönüştürülmüştür. Din ve ideoloji, insan hayatına anlam katan iki olgu. Karşılık vermek, borç ödemek, boyun eğmek, itaat etmek, teslim olmak, adet/gelenek, ceza-mükâfat, hesap, yaşam tarzı, yol/ istikamet gibi kelime anlamlarına gelen din, kavram olarak aşkın bir varlığa/ güce inanıp onun ortaya koyduğu değer, öğreti ve ritüellere göre bir yaşam tarzı belirleme olarak tanımlanmaktadır. İslam ıstılahında ise; Allah tarafından elçileri vasıtasıyla vahyedilen, kişinin bütün yaşamını şekillendirip istikamet belirleyen, mümeyyiz bir akıl ve irade sahibi insanların bizzat kendi tercihleriyle kabul ettikleri, dünya ve ahiret saadetinin vazgeçilmez yegane kanun, nizam ve yoludur. Dolayısıyla din, bireyin kendi hür iradesiyle benimseyip mutlak bir itaatle boyun eğerek teslim olduğu ve buna göre de belirlenen yasalara, hudutlara, sınırlara göre bir yaşamın kurgulandığı yüce bir egemenliğin adıdır. İşte birey bu tercihiyle insan olmanın izzetini, şerefini, onurunu, haysiyetini kazanmış, dünya hayatında da giyilebilecek en güzel elbise olan “takva elbisesi”ni giyerek sadece Allah’a kul olmayı yeğlemiş, yine dünya hayatında giyilebilecek en adi elbise olan “deli gömleği” giymeyi reddederek başkalarının aşağılık bir kölesi olmayı reddetme başarısına nail olan yiğittir. ‘’İdeoloji” kavramı etimolojik olarak, Grekçe ‘’eidos’’ ve ‘’logos’’ terimlerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuş bir deyimdir. Fransızca bir kelime ‘’ideologie’’ doğrudan tercümesi olan ideoloji (ideology), doğru düşünme imkânları sağlamak için kullanılacak fikir bilimi olarak kurgulanmıştır. İdeolojinin tanımına gelince; belirli bir dünya görüşünü bünyesinde barındırıp buna göre de kendine has/özgü bir toplum kurgulayan ve bu çerçevede bir yönetim şekli oluşturmaya çalışan, bir hedef, amaç, gaye ekseninde bir araya gelen fikir ve düşünceler bütünüdür. Fransız İhtilalinden sonra yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. İdeoloji farklı tanımları yapılsa da kullanımı daha çok Marx ve Engels’e dayandırılmaktadır. İdeolojiler İlahi menşeli olmayıp, beşerin ürettiği kurgulardır. İçinde İlahi nosyonlar barındırıyor olması çok farklı anlamlar yüklenmesini gerektirmez. Bugün dünya da cari olup çok sayıda müntesibi bulunan gerek tahrif edilmiş dinlerden üretilenler gerekse tamamen kurguya dayalı tüm öğretiler birer ideolojilere dönüştürülmüştür. Dolayısıyla ideolojiler sayılırken sadece Marksizm, Sosyalizm, Liberalizm, Kapitalizm, Sekülerizm, Demokrasi gibi bilinenler değil, Evanjelizm, Kalvenizm, Budizm, Hinduizm gibi din/mezhep gibi telakki edilen oluşumları da bu kategoride değerlendirmek gerektiği kanaatindeyim. Hatta muharref dinler olarak bilinen Hıristiyanlık, Yahudilik bile birer din olmaktan çıkarılarak “Hıristiyanizm”, “Yahudizm” gibi isimlendirilebilecek ideolojilere dönüştürülmüştür. Bugün tüm dünyayı kan gölüne çeviren ve işledikleri tüm vahşetlerin, soykırımların esin kaynağı olarak tahrif ettikleri kitapları -içinde de çok azda olsa İlahi nosyon taşıdığı görülen- adresleyen aşağılık mahluklar Siyonizm, Evanjelizm gibi dinlerinden türettikleri ideolojilerin müntesipleri oldukları unutulmamalıdır. Kerim Kitabımıza göre dini vahiy yoluyla bildiren şeksiz/şüphesiz Allah’tır. Dolayısıyla vahye dayanan ve Kur’an’ı Kerim’in haklarında bilgi verdiği bütün hak dinler Allah’tan gelmiş ve herhangi bir tahrifata uğramayıp safiyetlerini korudukları sürece varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bundan mütevellittir ki; insanlık tarihi aynı zamanda dinlerinde tarihi olmuştur. Zira ilk yaratılmış insan-Adem aynı zamanda ilk peygamberdir ve kendisine vahyolunan din de İlahi/tevhidi bir dindir. Dolayısıyla vahyi dinlerin ortak noktası, Allah’ın varlığını, birliğini, tekliğini bildiren tevhid akidesi başta olmak üzere, nübüvvet/risâlet, âhiret/ meâd inancını taşıyor olmasıdır. Yani fizik-metafizik, şuhud-ğayb, dünya-ahiret olarak iki dünyalı olmasıdır. Kerim Kitabımızda yukarıda belirtilen haki- katler çerçevesinde Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar gönderilmiş tüm elçilerin davet ettikleri dinlerin ortak adının “İslâm” olduğu bildirilmektedir. İnsanoğlu zaman zaman tarihin akışı içinde İlahi/hak dinden uzaklaşarak İblis’in telkin/teşvikleri, kendi heva/heves ve zaaflarının esiri olarak yanlış yollara saparak bâtıl inanç ve yaşayışlara yönelmiştir. İşte bu durumlarda Allah merhametinin bir gereği olarak dinde meydana gelen bu yozlaşmalar nedeniyle kendi aralarından seçip görevlendirdiği peygamberler kanalıyla insanoğluna yeniden dinlerinin asli unsurlarını bildirmiş ve bu hakikatlere yönelmelerini, aksi halde akıbetlerinin hüsran olacağı uyarısında bulunmuştur. Bir dine tabi olmak, kendisini bir dinin müntesibi olarak görmek, yüce bir yaratıcı/kudret sahibine inanmak, sığınmak, bağlanmak, dua ve niyazda bulunmak insanın fıtratında, yaratılış mayasında var olan bir algı ve aynı zamanda olgudur. Din vazediliş açısından direkt insana hitap etmekte ve bu varlığın başta yaratıcısı olmak üzere ilişki içerisinde bulunduğu tüm diğer varlıklarla oluşacak olan hukukunu belirlemektedir. Dolayısıyla nasıl insanın varoluşuyla birlikte bir din olgusu var kılınmışsa, kıyamete kadar da insanlık var olmaya devam ettikçe dinlerde varlığını sürdürmeye ve insan hayatında büyük oranda belirleyici bir unsur olmaya devam edecektir. Tarihin hiçbir döneminde dinsiz bir toplum olmamış, tüm baskı, zulüm ve işkencelere rağmen insanoğlu bir dine inanma, onun öğretilerine sığınma ihtiyacını hep hissetmiştir. İnsan maddi/bedeni ve manevi/ ruhi olmak üzere çift boyutlu bir varlık olduğu göz önünde bulundurulduğunda, varlığını ve yaşamını sürdürebilmek için nasıl ki maddi/bedeni ihtiyaçlarını karşılamak zorunda ise manevi/ruhi ihtiyaçları içinde kendisini bir dinin müntesibi görerek huzur bulmaktadır. Cemil Meriç, “ideolojileri” (izm’leri) “idrakimize giydirilen deli gömlekler” olarak görmekte ve bunların toplumum-
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.