بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 14 · Mayıs 2025 · ISSN 3023-7688

Dosya: İman-Amel İlişkisi

“İman edip salih ameller işleyenlerin, Rablerinin huzurunda (toplanacakları gün) korkuları yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.” (Âl-i İmrân, 3/16) “(O hesap gününde) Herkes kazandığına karşılık bir rehindir. Ancak ahiret mutluluğuna eren kimseler başka; Onlar cennetlerdedirler. Birbirlerine suçlular hakkında sorular sorarlar ve dönüp onlara şöyle derler: “Sizi Sekar’a (cehenneme) ne soktu?” Onlar şöyle derler: “Biz namaz kılanlardan değildik, yoksula yedirmezdik, batıla dalanlarla birlikte biz de dalardık, ceza gününü de yalanlıyorduk, nihayet ölüm bize gelip çattı.” Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.” (Müddesir:38-48)

۞
Önsöz

Amelsiz İman Olur mu?

Yayın kurulu adına
Son zamanların Müslümanlığının dayanakları arasında yer alan bazı anlayışlar, amelsiz imanın zeminini oluşturmakta ve sadece zihinsel faa- liyet boyutunda bir iman önerisi yap- maktadır. Bu anlayışa ulaşmak için işin kes- tirme boyutundan bir anlayış geliş- tirilmiş olup, on beş asırlık, nasların değerlendirilmesi anlayışı yok sayıla- rak, ilme ve geleneğe dayanmayan bir ucube anlayış sivriltilerek dayatılma- ya çalışılmaktadır. Genel anlamda Müslümanların okuma faziletinden yoksunlaşmış ol- ması dolayısıyla, bu zıpçıktı fikir akı- mının parçacı ve zahiri okuma tekni- ğiyle muhatapları malumata boğarak genel bir zihin bulanıklığı gerçekleş- tirmeye çalıştığı görülmektedir. Böy- lece insanlar yarım yamalak bilgi- den dahi etkilenmektedir. Oysa dini kavrama noktasında geçmiş ümme- tin tırnağı bile olamayacak bir ilmi düzeye sahip olan bu zahiri anlayış, bilgi inkârcısı bir tutum sergilemek- tedir. Öncelikle amel denilince anla- şılması gereken temel dayanaklar, edepsizce ve hoyrat bir yaklaşımla birbirinin dayandığı irtibat nokta- larından koparılarak, yok sayılmak suretiyle inkâr edilmektedir. Güya hadislerin kayıt altına alınma teknik- leri adına kaygı duyan bu kesim, ilmî olmayan bir yaklaşımla bütün bir geçmiş ümmeti töhmet ve zan altına sokarak ümmete Alzheimer muame- lesi yapmaktadır. İbadetlerin Kur’an açısından da- yanaklarının kısıtlı oluşu, sünne- ti inkâr yaklaşımıyla birleşince şu Kur’an’da vardı, bu yoktu anlayışıyla peygamberden sav sonra ortaya çı- kan yalancı peygamberlerin namazı kaldırıyorum, zekâtı yok sayıyorum şeklindeki buyurganlığı hortlatılmış oldu. Bunun sonucu olarak da geç- mişte ümmetin ilim geleneği ile pey- gamberden sav gelen ibadet disiplini inkâr edilmek suretiyle Kur’an oku- yorum diyerek mealleri yorumlayan- ların kişiselleştirilmiş milyonlarca davranışından, birbirinden farklı uy- gulamalar ortaya çıkmaktadır. Yani Kur’an meallerini okuyan her kişi an- ladığını kendisi için bir davranış mo- deli kabul ederek diğer müminlerden ayrı bir davranış modeli ortaya koyar. Çünkü bu anlayışa göre herkes oku- duğunu anladığı için anladığına göre davranma özgürlüğüne sahiptir. İlim gelenek vs. gibi kavramlar bu anlayı- şın kolaycı yaklaşımı sonucu tarihin çöplüğüne atılası şeylerdir. Bize Kur’an yeter anlayışının daha önceki yazılarımızda ifade ettiğimiz, iki tarafı keskin kılıca benzeyen anla- şılma sorunu, bir taraftan ve önemli bir şekilde ibadetler konusunu bilinçli bir tahrifata sürüklemektedir. Buna bir de Bektaşi fıkrasındaki yaklaşım ek- lenince daha ucube bir anlayış kaçı- nılmaz olmaktadır. Bektaşi’ye sormuşlar niçin namaz kılmıyorsun diye. Görmüyor musun “Allah namaza yaklaşmayın” diyor demiş. İyi de onun devamını da oku- man lazım orada sarhoşken diyor de- yince ben hafız değilim demiş. Aslın- da bu fıkra Kuran bize yeter retoriği ile ortaya nasıl bir keyfiliğin çıkaca- ğının göstergesidir. Ümmetin Resulullah önderliğin- de tevhidi daha doğru anlama adına yapmış olduğu çalışmaları, samimi çabaları kör bir inatla reddederek yok sayma uğruna lügat anlamından Kur’an’ı anlama çabası ortaya koy- mak, zorla sağ kulağı sol elle gös- termeye çalışmaktan başka bir şey değildir. Amelsiz İslam’ın temel dayana- ğı haline getirilmiş ve aforizmaya dönüştürülmüş bu anlayış, proje maksadına uygun olarak bireysel anlamda uygulanmayan bir dini, icat mantığı gütmektedir. Kur’an’da namaz yoktur, salat vardır, salat ise namaz değildir, dine yardım etme, insanlara yardım etme anlamındadır dendiği andan itibaren nasıl bir mat- ruş din ortaya çıkarılmak istendiği görülmelidir. Kendi geleneğine bilinçli körlük gösteren bu anlayış, namaz ibade- tinin İslam’dan önce de var olduğu anlayışını ısıtıp, ısıtıp ortaya getir- mek suretiyle sanki İslam ile namaz icat edilmiş anlayışı ortaya konmuş demeye getirmektedir. Bu yakla- şım geçmişten beri var olan yeni, ya da özgün olmayan şeklinde bir anti propagandanın olumsuzluklarını, namaz üzerine bindirme anlayışı ta- şımaktadır. Namaz Yahudilerde de vardı diyerek başlayan, namazın İs- lam’a özgü bir ibadet şekli olmadığı- nı ortaya koymaya çalışan bu anlayış bugün, namaz Mecusilerin ibadet şekli diyerek güya namazın cahiliye uygulaması olduğu iddiasına evril- miştir. Oysa namaz konusunda işin aslı, yeryüzünde ilk yapılan mescit olarak Kâbe’nin Kur’an’da zikredil- mesi ile belirginlik kazanmakta, ilk insandan beri namazın insan hayatı ve ahlakı için en önemli ibadet oluşu gerçeği vurgulanmaktadır. Kur’an okumayı bilen ve anlayan ortalama bir insan Kur’an kıssaları içinde geçmiş peygamberlerden bah- seden Allah’ın cc, İbrahim, Musa, Şuayb gibi peygamber kıssalarını an- latırken, namazın ikamesi kavramını Hiç unutma ki ey emmâre nefsim; Hayat ve inanç, inanç ve vahiy, vahiy ve ibadet, ibadet ve âdem iblis ilişkisi, iblis ve vesvese, vesvese ve sapma, sapma ve idrak, idrak ve tevbe, tevbe ve rahmet sanki insan olmanın ve insan kalabilmenin kodlarını öğretmektedir akleden insanlara. 4 kullanmak suretiyle namazın evren- sel bir kulluk yöntemi oluşunun or- taya konduğunu net bir şekilde gö- rür. Namazın miraçta beş vakit olarak tescil edildiğini anlatan rivayetin, rivayetlerin temelden veto edilme anlayışıyla namaz ibadetinin kabu- lünün imkânsız hale getirildiği gö- rülmektedir. Bu anlayışın sahipleri- nin kendi geleneksel bilgilerinin sağlam dayanaklarını ilim gelene- ğini yok sayarak inkâr yoluna gitmesi, Kur’an dışı bilgilerin toptan inkarını gerekli kılmaktadır. Hal böyle olunca var olan gerçeklerin imkansızlığını savunmak bu görüş sahipleri için va- cip olmaktadır. Kur’an’da İsra var, Miraç yok yak- laşımıyla, miraçla ortaya konduğu düşünülen bütün bilgilerin önü ke- silmektedir. Hatta son zamanlarda mescidi aksa kavramının Mekke ya- kınlarında bir mescit olduğu iddia- sıyla Kudüs seyahati sayılan isrâ’nın da basitleştirilmesi söz konusu edil- mektedir. Böylece miracın yok sayıl- masının ön gerekçesi olarak isra olayı da ortadan kaldırılarak miraç gerçe- ğinin buharlaştırılması daha kolay hale getirilmektedir. Miraç konusunda var olduğu iddia edilen bilgi kirliğinin daha önce or- taya konmuş ilmî kritiklerle gideril- mesi mümkünken, var olan bilgileri yok saymak suretiyle bilgi kirliliğinin önüne geçme iddiası, başka amaçlara hizmet şüphesini güçlendirmekte- dir. Hatta yaklaşım olarak konu ile ilgili eleştirilere kulak tıkayıp sadece eleştirilen bilgileri mutlak savunulan doğru bilgiler gibi gösterme hainliği yapılarak inkâr anlayışı güçlendiril- mektedir. Bu konuya bir başka örnek olması açısından, müsteşriklerin Kur’an’ın nazil olduğu dönemde Muhammed Kur’an’ı başkalarından öğreniyor id- diasına dayanak olan Bahira ve Nes- tura ile ayak üstü denilecek görüş- meler inkâr edilmek suretiyle, güya Peygamberin Kur’an’ı başkalarından öğrendi iftirasının önüne geçilmiş olmaktadır. Oysa Kur’an’ın muhtevi- yatı içinde var olan ilahi kelam olu- şuna delil olacak kendi çağına göre o kadar çok yeni bilgi mevcut ki bunlar kendisinden bilgi alındığı söylenen insanların okuduğu kutsal metinler- de bulunmamaktadır, Namazın Mecusilerde var oldu- ğu iddiasını gazeteci üslubuyla delil getiren anlayış, Save gölünün kena- rından çıkıp gelecek Mecusilere ait mehdi anlayışını da görmelidir. Me- seleye Mecusiliğin ya muharref bir semavi din olduğu ya da kurgulayan Zerdüşt’ün İlahi dinlerden alıntıla- malar yaptığı anlayışını benimsemek yerine, elde var olan gerçeği çarpıt- mak için, olumsuz dayanak olarak gösterme çabası içine girilmektedir. Bütün bu çabaların altında yatan gerçek olayın siyasi boyutunun daha baskın olmasıyla beraber, zamanla düşünülmüş amelsiz İslam’ın pom- palanması meselesidir. Çünkü mo- dernizmin insana dayattığı dünyanın peşinden ışık hızıyla koşma mecbu- riyeti, insanın kendisini yaratan Al- lah’a vakit ayırmasını imkansızlaştır- maktadır. Hatta bu anlayış Allah ile vakitlerini buluşturan kulun ortaya koyacağı performans ile, moderniz- min ritüellerini sekteye uğratacağı için, engellenmelidir. Çünkü Allah ile belli vakitlerde buluşan kulların, yaşadığı hayatın imtihan gerçeği ile çelişen boyutlarını yok sayması kaçı- nılmazdır. Namazın Mecusi davranışı oldu- ğu, abdestin sadece dört uzuvdan ikisini yıkamak ikisini mesh etmek olduğu salatın namaz olmadığı an- layışları ve tesettürün boyun örtüsü şekline indirgenmesi de amelsiz İs- lam’ın dayatmalarındandır. Her bir sorgulama, ya da Kur’an’da var yok tartışması amelsiz İslam uy- gulamasının genel maksadına hiz- met etmektedir. Nihayetinde İs- lam’ın zihinsel bir eylem oluşuyla birlikte soyut bir iyilik kelimesine yüklenmiş, dar bir anlamın tezahürü haline getirilmesi planlanmaktadır. Böylece din gerçek amacından saptı- rılarak dünya üzerinde hüküm süren para babalarının egemenliğine çanak tutan bir anlayış haline getirilmiş olacaktır.
Önsözün tamamını okuyucuda aç
11 kalem

Bu Sayının Yazarları

۞
12 yazı

İçindekiler

۞