Dersiniz? Nasıl da boyun büküyoruz gerçek Mâlikül Mülk olana; Geçici dünya nimetlerinin cazibesiyle kışkırtılan heveslerimize erişme hususunda kendimizi zayıf, yetersiz ve çaresiz hissettiğimizde! Sözlerin en güzelinin olduğu gibi (Bak. Zümer:23), selamların d…
Dersiniz? Nasıl da boyun büküyoruz gerçek Mâlikül Mülk olana; Geçici dünya nimetlerinin cazibesiyle kışkırtılan heveslerimize erişme hususunda kendimizi zayıf, yetersiz ve çaresiz hissettiğimizde! Sözlerin en güzelinin olduğu gibi (Bak. Zümer:23), selamların da en güzel ve özelinin sahibi, Es-Selam olan yüce Mevla’mızın (Bak. Haşr:24) selam, rahmet, bereket ve mağfireti (Bak. Âl-i İmran:157) ile yeniden ve bir daha selam olsun. Ve yüreklerimizi yine bir dostname’nin satırları ile sadrımızı nasiplendirecek bir muhabbet sofrasında buluşturan, kişi ile kalbi arasına giren ve bizi hayat veren şeylere çağıran Rabbimize (Bak. Enfal:24) hamd ve senâ olsun sevgili yârenim. Âlemîyn’in Rabbi olan Allah (cc)’a sonsuz hamd ve sena olsun (Bak. Fatiha:1) ki yine yürek kapındayım; Gönlümde dostluk (Bak. Tevbe:71) ve kardeşlik (Bak. Hucurat:10) muhabbeti, dilimde Cennet ehlinin birbirlerine karşı en güzel kelamı olan Mevla’nın selâmı (Bak. Yunus:10), elimde Rabbimin yazmayı öğrettiği kalem (Bak. Alak:4) ve önümde her insana doğumuyla birlikte teslim edilen ömür gibi emanet bir sayfa yazılmaya devam etmekte (Bak. İsra:13) ve ben bu dost nâme ile o gün, “oku kitabını” diye elimize tutuşturulacak olan o kitaba, (Bak. İsra:14) hem senin hem de benim sayfalarımıza yüzümüzü ak edecek (Bak. Âl-i İmran:106) güzel notlar düşebileceğimiz umut ve heyecanıyla buradayım. İster misin sevgili yârenim; Bir idrak aynası tutalım karanlık yanlarımıza (Bak. Râd:19) ve birlikte seyredelim nefsimizin ve irademizin bize ne oyunlar oynadığını, savruluşlarımızı ve yalpalayışlarımızı. Hayat efsunkâr bir koşuşturmaca içerisinde sanki; Zaman nasıl da akıp gidiyor, nasıl da eriyor ömür serma- yemiz farkında dahi olamadan, alıp verdiğimiz nefeslerimizin akışı içerisinde değil mi sevgili dostum?! Nasıl da ağır geliyor “Emmâre” nefse; Şöyle durup düşünerek, aklederek, idrak ederek sabır ve namazla Allah(cc)tan yardım dileyerek (Bak. Bakara:45) “Mutmainne” ye doğru kutlu bir yöneliş çağrısı! Nasıl da üşendiriliyoruz (Bak. Nisa: 142) iblis ve nefs işbirliğiyle; Her şeyin sahibi, yaratan ve yaşatanına (Bak. Şûrâ:50) Şükran-ı Nimet yönelişi olan ibadet ve taatleri yapmak, namazı edep ve minnet içerisinde sunmaktan! Nasıl da sığınıyoruz; Hayat akışı içerisinde teşekkürden erindiğimiz ve kaçtığımız (Bak. Sebe:13) Hüdâ’ya; Can gemimiz hayat denizinde dalgalarla boğuşmaya başladığında en içten dualarla! (Bak. Yunus:22) Nasıl da unutuyoruz; An be an, her nefes bizden sayısız lütuf ve ikramlarını esirgemeyen ihsan sahibini gemimiz Sahil-i Selamet’e erdirildiğinde ve yine devam ediyoruz taşkınlıklarımıza şuursuzca! (Bak. Yunus:23) Nasıl da boyun büküyoruz gerçek Mâlik-ül Mülk olana; Geçici dünya nimetlerinin cazibesiyle kışkırtılan heveslerimize erişme hususunda kendimizi zayıf, yetersiz ve çaresiz hissettiğimizde! (Bak. Zümer:8) Nasıl da bigâne ve müstağni hissediyoruz kendimizi ve benlik gururuna kapılıyoruz; Yine O’nun irade ve ihsanıyla müşkülümüz hallolup imkân ve irade sahibi kılındığımız vakit! (Bak. Zümer:49) Nasıl da seğirtiyoruz tozpembe hülyaların ve kan kaynatan düşlerin peşinde bir akıl tutulması serseriliğinde olan umarsızlık ve unutkanlığımızla; (Bak. Taha:131) Aldatıcı bir metadan başka bir şey olmayan dünya hayatı (Bak. Âl-i İmran:185) peşinde saçlarını yoldururcasına saf akla, çıldırtırcasına bilgeliğini ve kızartırcasına sadakat ’in ak yüzünü, tutkuların gizeminden el eden nefsâni arzular, özellikle de cazip kılınmış kadınlar, oğullar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşler, soylu atlar, sağmal hayvanlar, ekinler ve benzeri çağdaş muadillerinin peşinde. Oysa bunlar dünya hayatının geçici menfaatleriydi ve varılacak güzel yer, Allah’ın katındaydı. (Âl-i İmran:14) öyle değil mi? Nasıl da mest ediyor rehavetin kollarında; fütursuz ve ibadetsiz Mü’min olmanın dayanılmaz cazibesi nefsimizi? Hey gidi zalim, cahil (Bak. Ahzab:72) nankör (Adiyat:6) cimri (Mearic:19) ve aceleci (İsra:11) nefsim hey! “Fe eyne tezhebûn?” Asla bir şair sözü olmayan, (Bak. Hakka:41) Kovulmuş şeytanın (ayartıcı sözü) değil de Allah(cc)ın sözü (Vahy-i Kerim’i) olan, hayat kitabı Kur’an’ın ibret ve ahkâmlarından bu kaçış nereye?! (Bak. Takvir:25-26) Tüm kaçışların nihai varış yeri olacak olan ve bütün nefislerin “Var mı bir kaçış yeri?” diye kıvranacağı (Bak. Kıyame:10) ama Allah(cc)ın rahmetinden başka kaçacak/sığınacak bir yer bulamayacağı o gün gelmeden önce kendine gel! İşimiz zor, hem de çok zor sevgili yârenim! Tek çıkar yol, merhameti sonsuz yüce Rabbimizin “Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.” (Şems:7-10) mesajına
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.