İmansız olan paslı yürek sinede yüktür!” Varlığını hayatî olmakla ifade eden ve başka bir deyişle ancak anlamla parlayan bir cevher olan iman, Akif’in de vurguladığı gibi varsa mekânın yani kalbin sahibidir. İmanla amel arasındaki ilişki, her dönemde önemli bi…
İmansız olan paslı yürek sinede yüktür!” Varlığını hayatî olmakla ifade eden ve başka bir deyişle ancak anlamla parlayan bir cevher olan iman, Akif’in de vurguladığı gibi varsa mekânın yani kalbin sahibidir. İmanla amel arasındaki ilişki, her dönemde önemli bir tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmalar amelin imanın bir parçası olup olmadığı ile ilgilidir. Usulünce eleştiri kişiyi de fikri de olgunlaştırdığından bu konudaki her yorum farklılığı ya da şekli anlamadığımız noktaları daha da açacaktır. “Küpte ne varsa dışarıya o sızar.” sözü sorunun kaynağı ile sebep sonuç ilişkisine işaret eder. Küp olmadan içinde ne olduğunun öneminin fazla olmaması imanın varlığı yokluğu ile tezahürü veya seviyesinin farklı şeyler olduğunu anlatır. İçte olanı da insan ancak onun görüntüsü yani davranışları ile tespit edebilir. Her iddianın ispata muhtaç olduğu da bir hakikattir. Nitekim Ankebut suresinin ikinci ayetinde Rabbimiz “İnsanlar, ‘İnandık’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler.” buyurmaktadır. Dil ile ikrar, kalp ile tasdik şeklinde ifade edilen tanım üzerine dil ile ikrarı gerekli gören Ebu Hanife imanı; “Allah’a, Resulüne ve onun Allah’tan getirdiği Kur’an-ı Kerim’e detayına girmeksizin bütün olarak inanmaktır.” Şeklinde tanımlar. İman artmaz ve eksilmez. Meleklerin ve peygamberlerin sıradan insanlardan Allah’a daha fazla itaat etmeleri, onların üstün ve ayrı tabiatta yaratılmış olmalarından kaynaklanır. İman ayrıdır, amel ayrıdır. Müminler inanmak bakımından eşittirler fakat amelde birbirinden farklıdırlar. Büyük günah işleyen insanlar da mü- mindir ama müminler bundan kaçınmaya çalışır. Çalışmalar iki kavram arasında parça bütün ilişkisinden çok sebep-sonuç ilişkisi olduğunu ortaya koyar. İmanın görünür hâle gelmesi için amel ile tekit edilmesi güzel olandır. Eyleme geçmeyen akıl, akıl olarak değer görmediği gibi amele tesir etmeyen imanın da kalitesi düşündürücüdür. İşin ilmî tarafında söylenecekleri bu alanın uzmanlarına bırakarak davranış ile bilgi arasındaki ilişkinin zayıfladığı günümüz toplumunda kişiliğinde bu iki kavramı birleştirmiş ve hayatına yansıtmış insan sayısının azalmasının gerçek anlamda bir sorun olduğunu söylemek mümkün. İdeal insan tanımlamaları yaparak onu hayatın dışına çıkarmak fiilen gayret göstermenin önüne geçmiş durumda. Elde edilen bilginin kazanım metodu dikte etmeyen, ilham olan bir anlayış ise bu bilgi kökten değişiklikleri dahi kolayca gerçekleştirebilir. Aksi takdirde kimseye bir şey yaptırmak mümkün görünmüyor. İnsanların kitaplardan öğrendiklerini uygulamaya çalışması iradelerine müdahale hissi yaşamamalarından kaynaklanıyor gibi. Bu da gösteriyor ki insanda davranış değişikliği oluşturmak ancak doğal yollarla mümkündür. Toprak gibi ekileni kabul eden yumuşak ama sağlam bir yapıya sahip olmak münbit olmakla sonuçlanır. Bu bağlamda, iman sahibi insandan emin olunması ve onun da Allah’a sarsılmaz bir inançla bağlılığı davranışa dönüşecek karakterin simyasıdır. Bu sarsılmaz inanç sözün ötesine geçen bir duruşla çağın nefesini alır. Bilmekten esas olanın varlığın yaratılış amacına kadar giden bir süreç olduğunu akıldan çıkarmamak, bilgiyi ve inancı bir meta haline ge- tirmeden hayatın bir değeri olarak forma dönüştürmek maharet olarak kabul edilir. Bilgi ve insan ilişkisi bakımından dört kısım insandan bahsedilir. Biri bilir, fakat bildiğini bilmez. Her daim uykuda olan bu insan uyandırılmazsa kendine gelmez. Biri var bilir, bildiğini de bilir. Bu kişi her konuda âlim biridir. Ona uyanlar hiçbir zaman kaybetmez. Üçüncüsü bilmez fakat bilmediğini de bilir ve devamlı öğrenmek ister. Sevgi ve saygıda kusur etmez, doğru nerdeyse oraya gider. Sonuncusudur en tehlikeli olan bilmediğini de bilmiyorsa insan, ne öğrenmeye ne de olumlu yönde değişime açıktır. Görüntülü bir görüşmede cümlelerin arkası önü, niyeti nasıl daha iyi anlaşılırsa sorunlarının daha iyi anlaşılması ve çözülmesi için de imanın kalitesinin de yüksek çözünürlüklü olması beklenir. Aşkla yaşanan bir iman kişiye ve çevresine hayat olur. Sabır ve gayretle iman ışığını fanusun içinde yanar vaziyette tutmak “görüntü medeniyeti”nde de olsa bir değer ifade eder. İlmi tanımlarken kişinin bildiğine değil bildiklerinden yaptıklarına yansıyanı ölçü alan İslam düşüncesi olduğu gibi görünmeyi önemsemiş, davranışa yansımayan bilgiyi kitap yüklü merkeple eşleştirmiştir. İnancından emin olan ve kendisinden diğer insanların emin olduğu insan, amellerinin takdir edilmesi sayesinde davranışlarında devamlılık gösterir. Sağlam bir iradenin müridi olmak emellere ulaşacak amellerin önce fikir terini dökmeyi gerektirir. Bir dağ gibi olan bu âlemde söylediklerimizin yankısını duymaya devam edeceğiz. İman varsa imkânı aramak da imzanızdır. Sesinizle ve görüntünüzle attığınız imza benim diyebileceğiniz bir ömrün hikâyesine denk olsa güzel olmaz mı?
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.