بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 11 · Şubat 2025 · ISSN 3023-7688

Dosya: “KUR’AN BİZE YETER” RETORİĞİ

“Peygamber’e itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse bilsin ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik.” “Ey inananlar! And olsun ki, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Resulullah (Allah’ın Elçisi) en güzel örnektir.”(Nisa:80) (Ahzab:21)

۞
Önsöz

Kur’an bize yeter mi?

Yayın kurulu adına
Hâşâ cahillikten Allaha sığınırız. Sorudan inkâr da çıkar, Kur’an’a doğru bakmanın sonucu olarak Kur’an’ı merkeze koyarak hayatın genel ilkelerinin kaynağı makamında görüp, hayatın mütemmimi ko- nuları Kur’an’ın etrafına konumlandırarak, Kur’an’a yakışır bir pozisyon belirlemekte. Birkaç sahabe bütün ihtişamıyla haya- tın temel noktalarını şekillendiren Kur’an’ın nazil olduğu dönemde israiliyata merak salmışlar ve onları yazmaya başlamışlar. Al- lah cc yanlışa öyle bir dokunmuş ki, nereye odaklanılması gerektiğini onlara hatırlat- mış. “Sana indirdiğimiz ve onlara okunmak- ta olan kitap, kendilerine yetmedi mi? Bun- da iman edecek bir kavim için elbette bir rahmet ve öğüt vardır.” Ankebut 51 Sonradan görme okuma yöntemleriyle güya Kur’an’ı yüceltme adına, bütün bir İs- lam’ı etkileyecek yanlış çıkarımlar yapacak anlayışlara çanak tutmanın, nasıl bir yan- lışlar yumağını ümmetin başına sardığının farkında olmayanların dikkate almadıkları sebebi nüzul, ayeti doğru makama koyan bir izah sunuyor. Son iki yüzyıl içinde İslam coğrafyasında din alanında oynanan oyunlara baktığımızda ne yapıldığına dair bir anlayış geliştirmemiz mümkün olacaktır. Geri kalmışlık insanlarda içinde bulun- duğu anlayışı sorgulama haline iter. Yedinci yüzyıldan on sekizinci yüzyıla kadar dünya- yı domine etmiş olan İslam ümmeti, batıda gelişen teknoloji devrimi ve bununla bera- ber ortaya çıkan fikir hareketleri karşısında kendini yenileyemedi. Geri kalmışlık psikolo- jisinin ezilmişliği altında kalan ümmet, sor- gulamayı yanlış bir noktaya yönlendirerek, baştan beri gelişimin tetikleyicisi olan dini, hak etmediği bir şekilde yargıladı ve suçlu buldu. Din, dünya hayatının en temel imtihan alanı olduğu için, hemen ameliyat masasına yatırıldı. Batının dünyaya ve eşyaya mater- yalist bakış gerçekliğiyle izah edilebilecek bilimsel gelişim neden bizde gerçekleşme- mişti. Dinin dünyayı, imtihanın aracı ve if- sat edilmemesi gereken emanet görülerek değerlendirmesi, algıda sorun yarattı ve bunun sonucu olarak, doğru okumanın ger- çekleştirilememesi dini mahkûm etmeye yeterli sebep sayıldı. Batıda tezgahlanan fakat ümmetin ya- rasına merhem gibi gördüğü eleştiriler, tamamıyla profesyonel bir çökertme ope- rasyonunun icrasından başka bir şey değil- di. Önceleri Kur’an dışı, İslam kaynaklarının sorgulanması şeklinde başlayan anlayış, üç aşamalı bir süreç olarak karşımıza çıktı. İlk olarak, İslam’ın hayatın içinde var olan davranışların yorumları diyebileceği- miz mezheplerin sorgulanması ve Resulul- lah döneminde olmayışları sebebiyle terk edilmesinin doğru olacağı anlayışını ortaya koymak şeklinde tezahür etti. Mezheple- rin bu denli gelişmiş olması ümmetin ilmi anlamda kendini gelişim gösteremeyişiyle alakalı idi. Dinin hayatın içinde daha can- lı bir şekilde yaşanması ve yorumlanması ilmi anlamda gelişmişlikle alakalı iken, ilmin her bölgede yeterli gelişemeyişi taklidi ar- tırmış, tahkiki zayıflatmıştı. Olayın tahkiki artırma boyutundan başlamak söz konusu olması gerekirken, bedeni elbiselerinden soyundurmaya benzeteceğimiz operasyon başlatıldı, dinin mezhepsiz bir şekilde ya- şanabileceği anlayışı yaygınlaştırıldı. Elhak doğruydu, din mezhepsizde yaşanabilirdi, çünkü Resulullah döneminde mezhepsiz bir uygulama vardı ve hayat onsuzda çözümler üretebilecek şekilde icra olunuyordu. Burada üzerinde durulması gereken en temel faktör, atlanıyor ve hakikat gözlerden kaçırılıyordu. O dönem herhangi bir problem olduğunda sorunlar Resulullah’a arz ediliyor ve birinci elden çözüm üretiliyordu. Halbu- ki bu gün mezheplerin olmaması gereğini savunanların Resulullah gibi nasları okuyup yorumlama ve çözüm üretmeleri asla müm- kün değildi. Mezheplerin İslam ümmetini böldüğü, dinde olmayan şeyleri dine sok- tuğu iftiralarını atan elifi görse değnek sa- nan usul bilmez, erkan dinlemez insanların naslardan hüküm çıkarmaları asla mümkün değildi. Oysa bugünün meselelerine çözüm olabilecek en önemli basamak kaçırılmıştı. İçtihat canlı tutulmalı ve geçmişten fetva arayarak sorunlara çözüm üretmek yeri- ne, sorunlara canlı çözümler sunacak ilim adamları yetiştirilmeliydi. İşte bu çalışma birinci basamağı oluşturmaktaydı. Şia bunu kendi içinde çözümlemiş ve canlı müçtehit- ler, Ayetullahlarla konuya dirilik kazandır- mışlardı. Cumhuriyetle beraber ortaya konan din düşmanı devlet politikası savaşlardan yorulmuş, var olma mücadelesi veren bir toplumun ilim irfan açısından gelişemeyi- şi ve köreltilmesi krizin derinleşmesi adına önemli bir etkendi. Dinin arındırılması gibi cazip bir yolun kışkırtılarak devam etmesinin arkasında var olan müsteşrik zihniyet, ilahiyat alanında kariyer yapan ilklerin Avrupa’da geçirdikleri süreçte, İslam’ın tartışmalı konularında ça- lıştırılmaları ve bu kişilerin meseleyi imani boyuttan filtreleme kabiliyetinden yoksun bir şekilde bakışı, konuyu biraz daha derin- leştirdi. Sünnet birikimi şaibe altına alınarak kaçınılmaz bir şekilde terkedilmesi gereken bir külliyat olduğu anlayışı ortaya çıkarıldı. Ümmetin İslam adına 11 asırda elde ettiği birikim birer birer terkedilerek merkez sor- gulamasının önü açılmış oldu. İkinci olarak hadis külliyatının oluşum tarihine denk gelen ikinci yüz yılı, hadislerin yazılmaya başlandığı yıllar olarak göstere- rek güya iki yüz yıl sonra yazılmış bir külliya- tın güvenirliliği sorgulanıyor gibi görünerek hadislerin imhası planı işletiliyordu. Oysa ümmet bu alanda yapılabilecek en ince ay- rıntıya kadar ortaya koyduğu çalışmalarla sahihi sakiminden ayrılmış ayıklama yapıl- mış bir ilmi gelenek ortaya koymuştu. Ha- dislerin eleştirilerek tamamıyla güvensiz bir zemine taşındığı ahir zamanın gazeteci kılıklı çapsız, güya din bilginleri, meseleyi hep uçlarından sallandırarak sünnet etme operasyonunu ağızlarından salyalar akıta- rak gerçekleştirdiler. Tamamen Kur’an’ı ve sünneti anlama adına gösterilmiş ilmi çabalardan soyundu- rulmuş ve peygamber gibi ilk elden Allahtan aldığı vahyi insanlara anlatacak ve anlama- dıkları yerleri izah edecek en temel faktör- den yoksun bir şekilde ne yaptığını bilmeyen ilimle alakası malumat derecesinde olan insanların, her gün yeni bir şey bulma ve icat etme popülizmi, şimdilerde olmasa bile yakın bir zamanda Kur’an’ında sorgulanabi- lir hale getirildiğinin farkında olmadıklarını göstermektedirler. Uydurulmuş, indirilmiş gibi cahil insan- ların içini gıcıklayıcı sloganlarla İslam’ın sorgulama hakkının bilen bilmeyen herke- se verilebileceği anlayışı topluma deklare edildiğinde, Kur’an gibi İlahi bir kelamın an- laşılması konusunda bir kısım ilimlerin bi- linmesine gerek olmaksızın anlaşılabileceği yaklaşımı, insanlara çok cazip geldi ve ma- alesef bugün herkesin bilmeden konuşabi- leceği kitap haline getirilen Kur’an’ın başına nasıl bir çorap örüldüğünün hala farkına va- rılmış değildir. Şimdilerde dini metinlerin insanların kendine yaklaşımda destursuz olmaya- cağı merhalesi geçilmiş olması sebebiyle, Kur’an’ın 14 asırlık kendisine edeple yakla- şılması gereği ortadan kalkacak ve ilimle alakası devenin terzilikle alakası boyutunda olan herkesin Kur’an’ın gerekli bir kitap ol- madığı kanaatini sergilemesine vesile ola- caktır. Çok yakın bir zamanda Kur’an’ın ilk el- den anlaşılması ve uygulanması için gerekli olan delillerin sıfır ilmi gereklilik yaklaşımıy- la atılması sonucu, Kur’an’ın niçin indirildiği gerçeğinden sapmış anlayışlarla, Kur’an’ın ortadan kaldırdığı şirk ve küfür ortamından rahatsız olmayan seküler, anlayışa sahip insanların, Kur’an’da bu da yok, şu da yok yaklaşımıyla İslam’ı kendi kelaynak görüntü- lerine benzetme çabaları hız kazanacaktır. Çünkü Kur’an’ı doğru anlama vesilesi ilimler yok edilmiş, İsa’dan çok sonraları gelerek incili tahrif etmiş tipler gibi Kur’an’ı keyfine göre anlayacak ve tahrif edecek tipler tü- retilmiş ve bu tipler hazır kıta çalışmalarına devam etmektedir. Kur’an’ın ilk nüzulü ile beraber ne dendi- ğini ve ne yapılması gerektiğini Peygamber sav in uygulamalarından öğrenen ümmetin, asırlar boyu süregelmiş İslam’ın şiarı olmuş, Müslümanca davranışları, bunlar Kur’an’da yok denilerek katledilmektedir. Bunun so- nunun Kur’an’ı şaibeli kitap haline getirip ta- mamen terk etmeye gideceğini görmek için çok arif olmaya gerek yoktur. Bilinmelidir ki, toplama çarpma çıkar- ma işlemlerini bilen birisi matematiği tam olarak bildiğini iddia ederek, matematiğin olmazsa olmazı küme, fonksiyon, algoritma vs gibi konuları bilmeyi gereksiz görürse, pazardan alışveriş yaparken işini çözebilir ama fabrikasyon üretme, fizik hesaplamala- rı, kimya hesaplamaları, uzay hesaplamaları vb konularda yolda kalır. Kur’an bize yeterlidir diye bütün külli- yatı sıfırlayanların pazarın dışında dizlerinin dermanı çözülür. İçinde yaşadığı dünyanın kendisine dayattığı seküler hayata mahkûm olur. Zaten sorun da burada görülüyor. Kur’an’ın hayatın siyasasına dokunan taraf- larını es geçme eğiliminde olan bir yaklaşım Kur’an bize yeter borusunu öttürüyor.
Önsözün tamamını okuyucuda aç
10 kalem

Bu Sayının Yazarları

۞
12 yazı

İçindekiler

۞