بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 11 · Şubat 2025 · Makale · s. 11

Bunlar Sahiden Kur’anı Dert Ediniyorlar mı?

Turhan Arslan — Yazar

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
Kur’anı Rasülüllaha aşama aşama inerek, ahlak olarak hayata müdahil, yaşayan bir din olmaktan nasıl çıkartırız meselesidir bu akımın amacı. Yaşayan Kur’an olan Rasulüllah ve ona tabi olan sahabesinin hayatını (Sünnet) görmezden gelmek, es geçmek ve kendilerine…
Kur’anı Rasülüllaha aşama aşama inerek, ahlak olarak hayata müdahil, yaşayan bir din olmaktan nasıl çıkartırız meselesidir bu akımın amacı. Yaşayan Kur’an olan Rasulüllah ve ona tabi olan sahabesinin hayatını (Sünnet) görmezden gelmek, es geçmek ve kendilerine peygamber rolü biçmektir bunların fikri. Hz. Ademle (AS) yeryüzünde başlayan insanlığın süreci iki oğlu arasındaki mücadele ile farklı bir evreye girmiştir. İşte Habil Kabil mücadelesinde Kabili etkisi altına alan şeytan o gün bugündür boş durmuyor. Görevini (Şeytanlığını) hakkıyla yerine getiriyor. Farklı zaman ve mekanlarda farklı şeytanlıklar düşünerek kendine dostlar edinmekte planını ve projesini aynen sürdürmektedir. Özellikle son üç yüz yıldır İslamı yıpratma, etkisiz hale getirme, güya “Dini aslına döndürerek” “Asıl kaynaklara ulaşarak “ , “O dönemde o tarih ve mekanda uygulanıp artık miadını doldurmuş din”i yeni ve çağdaş bir yorumla güncellemek gerekir” fikri ortaya atıldı. İşte bu yeni akımın adı “Kur’aniyyun”, “Ehli Kuran”, “Kuran İslamı” olarak adlandırılmaktadır. 1700’lü yıllardan itibaren misyonerlik çalışmaları ile temelleri atılmış, bir çok bölgede farklı fraksiyonlar olarak ortaya çıkmıştır. Bu ekolün özelliği Sünneti ve geleneği tamamen devre dışı bırakmak, Hadisi Şeriflere önem vermeyip delil olma özelliğini reddetmek, itikâd ve amel için sadece Kur’ân’ı yeterli görmektir. Bunların asıl amacı İslâm’ın tahrif edilmesi etkisizleştirilmesidir. Şeytan ve dostları şeytani planlarını hayata tatbik edebilmeleri için İslâm’ı, saf haliyle yaşayan, analiz eden, sorgulayan, Nasslara göre yani Kuran, Sünnet, İcma ve Kıyas ‘ a göre hareket eden bir Müslüman profilinden kurtulması gerekiyordu. Bu durumu çözen BATILI oryantalistler ULUS devlet fikrini tetikleyerek yalancı ve sahte bir özgürlük vaadiyle Devletleri küçük kantonlara, parçalara bölerek yutma projesini devreye soktular. Tabiiki bu toplumlarda birleştirici Ümmetçi İSLAM unsurları ve fikirlerinin tahrif edilmesi, birey, aile ve toplum bazında düşünce dünyasının alt üst edilmesi gerekiyordu. Gelenek Reddiyesi fikri ile sadece ortada KURÂN’ın kaldığı ucube bir din icat edilmeliydi. Hayata dair hayatın her yönünü kuşatan bir HAYAT TARZI sunan İslâm dini tahrif edilmeliydi. Onun için bu dini bir yerlerinden budayarak “KUŞ”a çevirmek gerekiyordu. Bugün Müslüman dünyanın her bölgesinde bu “ŞEYTANİ PLAN”ı farkedemeyip, bu projeye su taşıyan satılmış beyinler ve sözde Müslüman Aydınlar! Alimler! bulunmaktadır. Bu EKOL’un fikir babaları bir taşta birden fazla kuş vurmak istiyorlardı. Bunların amacı hem siyasi olarak İslami yönetimlerin devrilmesi, hem de Sömürgecilik fikrinin önünde en büyük engel olan kurumsal veya bölgesel yapıların ortadan kaldırılması ve zihnen köleleştirilmiş kişiler oluşturarak sömürgeciliğin önünün açılmasını sağlamaktır. 1789 Fransız devriminden sonra ve akabinde Sanayi Devrimi ile madenlere ihtiyaç duyan BATI arayışa girdi. Özellikle Hindistan ve Afrika da zengin maden yatakları olduğunu tespit ettiler. İslâm’ın hakim olduğu yıllarda topraklar araziler atıl tutulamıyordu. Su, mera ve ateş (tükenmeyen madenler) kamunun ortak mülkiyetindeydi. Madenleri yerli tebaasının bile mülkiyetine vermeyen iktisat siyasetine ilişkin birçok detay hükümler Nebevî hadis ve Sünnet’e dayanıyordu. Özellikle Osmanlıda topraklar üç yıldan fazla boş tutulamazdı eğer tutulursa devlet el koyardı. Bu durumun aşılması gerekiyordu. Şimdi bu dini metinler seküler bilgi kaynakları ile modern bir okumaya tabi tutulup “rasyonalize” edilmeden, bilgi (hadis) kaynaklarına “hurafe” “uydurma” olarak bakılmadan sömürgecilik mümkün müydü? Bu sebeple ümmetimizin maddi-manevi kaynaklarının koruyucu şemsiyesi niteliğinde olan dini metinleri, pratik uygulama içerdiği için haassaten Sünnet’in güvenilirliğini sarsıcı hamlelere koyuldular. Bunların içinde işi John Wansbrough (1928-2002/ABD) gibi Kur’an’ı Kerim’in güvenirliğini sorgulamaya vardıranlar olmakla beraber, Goldziher ve Scahcht gibi hamlelerini Sünnet üzerine yoğunlaştıranlar çoğunlukta olmuştur. Onlara göre bir “Muhammed efsanesi” vardı, tarihsel bir durumdu ve bu efsane çökmeliydi! İlk kez hadislerin büyük bir kısmının uydurma olduğunu

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.