بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 11 · Şubat 2025 · Kavram · s. 18

Oryantalist Bir Dil Olarak: “Kuran Bize Yeter” Söylemi

Vedat Önal — Yazar

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
Başlıkta kullandığım “Oryantalizm” kelimesinin yerine “Emperyalizm” veya “Sömürgecilik” kavramlarını kullanmak da yanlış olmasa gerek. Bütün bu sonradan üretilen kavramlar son 200 yılda başta İslam dünyası olmak üzere, bütün dünyanın sömürgeleştirilmesi ve bat…
Başlıkta kullandığım “Oryantalizm” kelimesinin yerine “Emperyalizm” veya “Sömürgecilik” kavramlarını kullanmak da yanlış olmasa gerek. Bütün bu sonradan üretilen kavramlar son 200 yılda başta İslam dünyası olmak üzere, bütün dünyanın sömürgeleştirilmesi ve batının yaşattığı tarifsiz acılar için birer alet haline getirilmiştir. Bu “oryantalist dil” maalesef ezilen ve sömürülen toplumların sözde aydınları tarafından çoğu zaman benimsenmiştir. Maalesef bu durum toplumlarının felaketine ve bütün değerlerinden yoksun hale gelmelerine sebep olsa da bu aşağılık duygusunu asla bırakmamışlardır. Bu yanlış anlayışın sonucunda gelinen nokta ise vahimdir; sanki batı dışında kalan toplumlar geri kalmış, hiçbir zaman gelişemeyecek, batının efendiliğine muhtaç, doğal olarak sömürülmeye, yönetilmeye ve bütün bunlara müstehak toplumlar olarak görülmüş ve böyle bir aşağılık muameleye tabii tutulmuştur. Bunu İngilizlerin kendilerine Hintliler tarafından “Sahip” diye hitap edilmesinde net bir biçimde görüyoruz. Batılılar kendileri yaptıkları bu aşağılık ve sömürgeci tanımlamalara, bu toplumların sömürge aydınlarını kullanarak bu yalanlara, palavralara neredeyse inanmayan hiç kimseyi bırakmamışlardır. Bu sömürgeci eğitimin çarklarından geçsede, bu zehirden nispeten daha az etkilenen bütün bu zararlı yayınlara rağmen düşünen, aklını kullanan kimseler bu haksız ve insanlık dışı ayrıma isyan ederek başkaldırmış ve seslerini duyurmaya çalışmışlardır. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi bu sesler çoğu zaman kanlı bir şekilde, acımasızca bastırılmıştır. Kendi uydurdukları isim olan 3. Dünya tabirini de adeta bu insanlara benimsetmek için her yolu denemişlerdir. “3. Dünya”, “az gelişmişlik” ülkeler tabirleri adeta bütün insanlığın dilinde pelesenk olan ifadeler haline getirilmiştir. Batı için bu tabirler elbette söz konusu değildir. Batı in- Bu söylem tamamen batı merkezli ortaya çıkan bir projenin devamıdır. Peygamber Efendimizin siyasi otorite olma yönünü, bir dünya lideri, bir devlet başkanı olma yününü ortadan kaldırmaya yönelik bir çabanın ürünü olduğu apaçık ortada olan bir durumdur. sanlığın yüz akı, insan haklarının en zirvede uygulandığı ve bütün insanlığın gıptayla baktığı yer olarak cafcaflı reklamlarla pazarlanmıştır. Ama tabii bu durum gerçeği yansıtan bir durum değildir. Bu atalarımızın çok güzel ifade ettikleri gibi “İçi seni yakar dışı beni yakar” deyimine birebir uyan bir sahte gerçekliktir. Öne çıkardığı insanları, sahte bir reklam perdesinin arkasında, sahte bir gerçeklik olarak sunan batı için gerçeğin bir önemi yoktur. Batı asla insan hakkı, hak, adalet gibi kavramlarla anılamayacak kadar kötü bir barbarlık bıraktı arkasında. Bir gün tarih batının etkisi dışında yazıldığında bütün bu pislikler ortaya dökülecektir elbette. Şimdi şu soru sorulabilir bütün bunların “Kur’an Bize Yeter” retoriği ile ne alakası vardır. Aslında çok alakası var. Sadece Kur’an’ın bir Müslümanın hayatında Müslümanca yaşaması için yeterli olacağı söylemi, büyük oranda oryantalistlerin ortaya attığı bir söylem olarak tarihteki yerini almıştır. Oryantalistlerin, İslam tarihinin bir dönemlerinde bazı ulema olarak bilinen şahısların istisnai görüşlerini alarak 19 ve 20. yüzyıl Müslümanlarına daha doğrusu gafil Müslümanlarına satması ile günümüzdeki “Kur’an Bize Yeter” retoriği ortaya çıkmıştır. Bu söylemi son 200 yılda farklı şekillerde de olsa sahiplenen birçok isim ortaya çıktı. Şimdi burada bu isimler üzerinde tek tek durmanın anlamsız olduğunu düşünüyorum. Buna gerek de olmadığını düşünüyorum. Bu retoriğin çürütülmesi için onlarca ilmi delil ortaya koymak mümkündür. Kur’an ayetlerinin birçoğu bu retoriğin hiçbir anlam ifade etmediğinin kanıtıdır. Bu yüzden ben bu retoriğin anlamsızlığını tarihi açıdan ele alıp değerlendirmek istiyorum. Burada malum en çok dillendirilen itiraz dile getirilebilir. “Biz Müslümanların hiç mi suçu yok.” Evet suçumuz kusurumuz olabilir. Fakat yazının yukarı bölümünde ifade ettiğim gibi bu yanlışlar bizi ilgilendirir. Müslümanların küresel çapta, insanlığın mahvedilmesine sebep olan, ne bir soykırım, ne de insanlık dışı vahşi işlerle ilgili sicili yoktur. Zararları dokunmuşsa da kendilerine dokunmuştur. O yüzden batılıların insanlığa verdiği zararla diğer hiçbir toplumun veya herhangi bir din mensuplarının eğer varsa bir eksikliği mukayese kabul etmez. Bunu son iki dünya savaşının sonuçlarına bakarak görebilirsiniz. Ve ardından soğuk savaş dönemindeki insanlık dışı uygulamaları daha saymıyorum bile. Bütün bunlarda Müslümanların ne bir dahli ne de bir rızası vardır. Bizim eksikliğimiz, yanlışlığımız bizi ilgilendirir. Bunu biz kendi aramızda konuşuruz. Hiçbir zıpçıktı uygarlığın Müslümanlara nizam vermesi, hesap sorması mümkün değildir. Hele hele geçmişi insanlık dışı sabıkalarla dolu olan batının ağzıyla kendi medeniyetimize haksızlık etmeyelim. Ben Müslümanım diyen herkes “Büyük İslam Kültür ve Medeniyeti”nin şerefli bir üyesidir. Yaptıklarımız ve yapamadıklarımızla 1400 yıllık geçmişimizde yüzümüzü kızartacak istisnai olaylar dışında hiçbir şeye asla rastlanmaz. Gelelim tarih ile ilgili bu meselenin bağlantısına. Dünya tarihi ve tarih düşüncesi 19. Yüzyılda “Aydınlanma Felsefesi” ile kirletilmeden önce bambaşka yazılıyordu. Bunun örneği

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.