بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 15 · Haziran 2025 · ISSN 3023-7688

Dosya: Fıtrat ve Ahlak

“O halde sen hanîf olarak bütün varlığınla dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel! Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. İşte doğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum: 30

۞
Önsöz

Fıtrat dejenerasyonu

Yayın kurulu adına
Fıtrat tahribatının zirve yaptığı zamanlarda fıtrattan, gerçek dinden bahsetmenin zorluğunun ne olduğu- nu izah kabilinden bir hadisi hatırla- mak mümkün. “Öyle bir zaman gelecek ki, dinin gereklerini yerine getirme konusun- da sabırlı davranıp Müslümanca ya- şayan kişi avucunda ateş tutan kişi gibi olacak” Fıtrat değerlerinin ters yüz edildi- ği, algıların şirk ve küfrün değerlerini nakış nakış insanlara işlediği bir za- manda fıtrat, dini kayyım, İslam ke- limeleri Müslümanım diyen insanlar üzerinde dahi, kıllarını kıpırdatacak bir etki bırakmamaktadır. Çünkü bu kavramların benlikle- rinde etkin bir güç olması gereken Müslümanlar, olaylar karşısında ver- mesi gereken tepkilerin hiçbirini or- taya koymamaktadırlar. Tabir caizse komaya girmiş bitkisel hayat emare- leri taşıyan entübe haldedir Müslü- manlar. İnsanlık şeytanın Allah ile pazar- lık aşamasında ileri sürdüğü fıtratı bozma, şirk ve küfrün fıtrat haline getirilmesi tuzaklarına düşmüş vazi- yettedir. Nisa 118-119 – “Allah o şeytana la- net etti. Ve o da: “Elbette senin kulla- rından belirli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş ku- runtulara sokacağım ve onlara emre- deceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim de Allah’ın yaratışını değiştirecekler” dedi. Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o, apaçık bir ziyana uğramış olur.” Nisa 120 – “Şeytan onlara vaat eder ve onları boş umutlarla oyalar. Oysa şeytanın onlara vaadi, aldatma- dan başka bir şey değildir.” Resulün sav müşrik muhatapları adına ortaya konulan cahiliye isim- lendirmesi, bugünkü insanlığın içine düştüğü küfür ve şirkte azgınlığı an- latmada, tanımlamada yetersiz kal- maktadır. Küfür ve şirk yeryüzünde fesat çı- karan ve bozgunculuk yaptıran fak- tördür. Maide 33 - Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkar- maya çalışanların cezası, ancak öldü- rülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için bü- yük bir azap vardır. Bakara 204 - İnsanlardan kimi de vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözleri senin hoşuna gider ve o kal- bindekine Allah’ı şahit tutar. Halbuki O, İslâm düşmanlarının en yamanı- dır. Bakara 205 - İş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli helak etmek için koşar. Allah ise bozgunculuğu sevmez. Bakara 206 - Ona: “Allah’tan kork!” dendiği zaman da kendisini onuru (gururu) günah işlemeye sevk eder. Cehennem de onun hakkından gelir. O ne kötü bir yataktır! Küfür ve şirk, fıtratı ters yüz ede- rek hayat bulur. Zira fıtratın salim olduğu zeminlerde fıtrat gereği, Allah’ın egemenliği kaçınılmazdır. Her sistemin hayat anlayışı kendi varlığını devam ettirecek kurallar ve uygulamalar ortaya koyar. Şeytan ve dostlarının varlıklarını devam etti- rebilmeleri Allah’ın varlıklara ver- diği fıtratı değiştirmekle mümkün olur. Çünkü Allah şeytanın dışındaki iradeli ve imtihan olunan varlıkla- ra, yaratılış itibarıyla şeytanı kendi sisteminin bozguncusu olarak baş düşman ilan etmiştir. Aklı başında, Allah’ı ilah tanıyan ve kabul eden bir varlık, şeytanın yol göstericiliğini asla benimsemez. İsra 65 - Doğrusu benim (ihlaslı) kullarım üzerinde senin hiçbir haki- miyetin yoktur. Vekil olarak Rabbin yeter. Yaratıcının adalet sıfatı yaratma- da da tezahür eder. İmtihan olunmak üzere yaratılmış bir varlığın, imti- hanının gerçekleşmesi için fiziksel şartları yerine getirme konusunda herhangi bir eksiklik yoktur. Eğer im- tihan şartlarında bir eksiklik olsaydı imtihan olunmak üzere yaratılmış varlık, imtihanın fiziki şartlarında eksiklik olduğuna dair itiraz edebi- lir bunda da haklı olabilirdi. Çünkü imtihan olunmanın hakiki manasını, imtihan olunan varlığa şartları itiba- rıyla belirtmek, aynı zamanda imti- hanın fiziki şartlarını temin etmekle mümkündür. Her ne kadar insan bu anlamda bilgi itibarıyla Allah’ın haber verdik- lerinden ötesine vakıf olma özelliği- ne sahip olmasa da var olan imtihan koşullarını kendisine verilmiş akıl- la ve temel data bilgisiyle test edip onaylayabilecek kapasiteye sahiptir. Bu bağlamda fıtrat algısının, insanda tam olarak verilen bilgi belge doğ- rultusunda tamlığıyla alakalı insanın vardığı ve varabileceği sonuç ancak bu kadardır. Bu temel bilgiler ışığında insanın kendi fıtratı ile varlık hakikati, kul- luğun şartlarını irdeleyebilecek, im- tihan zemininin yeterli koşullarda olduğu kanaatine varabilecek kapa- sitedir. Buna karşın insan, şeytanın bozgunculuk adına ortaya koyduğu fıtrat tahribatının imtihanı kaybet- Yaratıcının adalet sıfatı yaratmada da tezahür eder. İmtihan olunmak üzere yaratılmış bir varlığın, imtihanının gerçekleşmesi için fiziksel şartları yerine getirme konusunda herhangi bir eksiklik yoktur. 4 tiriciliğinin yanı sıra, yaratılmış ol- duğu fıtrat hakikatine aykırılığını da tespit edebilecek düzeyde akıl dona- nımına sahiptir. İyisiyle kötüsüyle ahlak, fıtrata uygunluk ve geliştirme anlamıyla, fıtratı bozarak tahribatı artırma an- lamları taşır. Etimolojik olarak aynı kökten gelen yaratma ve ahlak ke- limeleri birbirinin devamı iki halin ifadesidir. Fıtrat; yaratılma hali, ah- lak, yaratıldığı halin güzelleştirilerek ya da dejenere edilerek, devam etti- rilmesi halidir. İşin başında, yaratılma aşama- sında verilen fücur ve takva hali, yaratılma üzerine şekillendirmeye müsaitlik halinin ifade edilmesidir. İmtihanın tahakkuku yaratılmış bu- lunulan halin geliştirilmesini ya da geri götürülmesini sağlar. Geliştir- menin güzelleştirmenin, takva keli- mesi ile ifade edilmiş olması da olaya ayrı bir renk katar. Sınırları engin, ilerlemek istedikçe insanı kemale taşıyan takva ummanı, gittikçe daha derinleşen bir insanlık anlayışını ka- zandırır. Tam zıddı olan aşağılaşma halinin birincil basamağı hayvanlar gibi olmak, yaşam arzularının kont- rol edilmeksizin kışkırtılmasını ve fıtratı tahrip etmeyi mümkün kılar. Bu sebeple Kelamı İlahide bu hal hayvanlar gibi olmaktan başlayıp daha da aşağılaşma örneği ile anlatı- lır. “Ülaike kel en’ami belhum edal” (Araf 179) Peygamber ahlakının daha ilk va- hiy indiği günlerde, en mükemmel vasıf ile ifadelendirilmesi, peygam- berlerin seçilme noktasında, ahlakı, fıtratın ilerisine taşıma özelliğine sahip olduklarını gösterir. Yani pey- gamberlik rastgelelikten uzak bir şe- kilde, fıtratını korumakla kalmamış ileri güzel insanlık noktalarına taşı- mış sıfata sahip olmayı zorunlu kılar. Ahlakın güzelliğinin derecelendi- rilmesi adına, hadisi peygamberide kullanılan “mekarim” kelimesi, ahla- kın güzelinin de kazanılan bir halden ibaret olduğunu ortaya koymaktadır. “Ben mekarimi ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” Sözü, lisanı pey- gamberide, sadece ahlakın güzeli ile yetinmemek, aynı zamanda bunu sö- zün de güzeli ile ifadelendirmektir. Peygamberin ahlakı nedir diye so- rulduğunda, o her alanda insanlığın en iyi örneğiydi, yürüyen Kur’an’dı, cevabı ile karşılaşıyoruz. Bu yaklaşım bize mekarimi ahlak terkibinin tef- sirinin ancak bu şekilde yapılabile- ceğini göstermektedir. Kişi dünyada insanlık adına sergilenecek her ör- neklikte, insanlığın zirvesi davranış- ların sahibi olursa ancak, ahlakın zir- vesi mekârime ulaşmış sayılabilir. Bir halinde ahlakın en iyisi diğer halinde bayağılığın örneği olmak mekarim kelimesiyle sıfatlanmayı imkânsız kılar. Ahlakın kötüsü kemale yatkın noktada “fatarlanmış” yaratılmış var- lığın, kendini defolandırması, insan- lık adına işe yaramaz hale getirmesi- dir. Robotik bir yaklaşım sağlamak gerekse iyi işler yapmak üzere yazı- lımı geliştirilmiş mekanik bir varlı- ğın arızalanmak suretiyle yapması gereken iyi işleri yapamaması ya da bozularak kötü işleri yapması iyi in- san kötü insana, insanın kendi eliyle yaptığından bir örnek olabilir. Ahlak insanın temel yaratılış me- selesi olduğu için bütün bir insanlık, ahlaka dair bir tartışmanın içinde hep olmuştur. İnsanlar her anlayışın ahlak kelimesini kendi ahlak tercih- leri doğrultusunda ön plana çıkara- rak kullanma eğilimi göstermişlerdir. Çünkü ahlakın temelden inşasında, kavramların kullanımının da önemli yer işgal ettiği bir gerçekliktir. On beş asırdır medeniyetini kendi kavram- ları üzerine bina etmiş bir milletin, kompleks sahibi olarak, karşısında eziklik duyduğu batı dünyasının, şirk anlayışının ürünleri kelimelerle kendini ifade etmesi kendi cevheri- ne karşı körlüğündendir. Çünkü her medeniyet, kavramlarını temel aka- itlerinden kaynaklanan anlayışları üzerine bina eder. Yani kavramlar medeniyetlerin kokusunu taşırlar.
Önsözün tamamını okuyucuda aç
9 kalem

Bu Sayının Yazarları

۞
9 yazı

İçindekiler

۞