بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 15 · Haziran 2025 · Makale · s. 18

Fıtrat Üzere Yaşama Çabası: Ahlak ‫كا مولود يولد علي الفترة‬/ Her doğan fıtrat

Nezir Ergenç — Yazar

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
üzere doğar… (Buhari cenaiz/92) Hz. Peygamberin ashabından bir gurup bir seriye esnasında savaştıkları müşriklerin yanında çocuklarından birkaçını da öldürmüşlerdi. Allah Resulü meseleden haberdar olduğunda üzülmüş, sorumlulardan hesap sormuştu. Sorumlular: Mü…
üzere doğar… (Buhari cenaiz/92) Hz. Peygamberin ashabından bir gurup bir seriye esnasında savaştıkları müşriklerin yanında çocuklarından birkaçını da öldürmüşlerdi. Allah Resulü meseleden haberdar olduğunda üzülmüş, sorumlulardan hesap sormuştu. Sorumlular: Müşrik çocukları da müşriktir, anlayışıyla hareket ettiklerini söylediklerinde Hz. Nebi işte bu İslamî ilkeyi dünya insanlığına hediye etmişti. “Her doğan FITRAT üzere doğar; sonra anne ve babaları onları Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yapar” Kimi hadis yazarları bu hadisteki “fıtrat” kelimesini “İslam” diye yorumladılar. Böylece Hadis şu şekilde meşhur oldu: “Her doğan İslam üzere veya İslam fıtratı üzere doğar” Bu âlimlere göre İslam ile Fıtrat aynı anlama geliyordu; dolayısıyla dünyaya gelen her insan Müslüman olarak doğmuştur; sonra annesi, babası onu Yahudi, Hıristiyan, Mecusi veya başka bir inanca tabi kılar. FITRAT Kur’anî bir kavramdır. Kur’an bu kavramı çoğunlukla fiil şeklinde kullanmakla birlikte fail ve mastar olarak kullandığı yerler de vardır. ‫فطر‬ fiili mizaç, yaratılış, tabiat, meşrep, karakter gibi anlamlara gelir. futur/ kahvaltı, fitre, iftar kelimeleri de buradan müştaktır. Fetere fiilinin önemli bir anlamı da yarılma, yarık, çatlak oluşturmaktır. Esmaı Hüsnadan olan El Fatır ismi de bu filin ismi failidir; çekirdeği veya tohumu yarıp içinden canlıyı çıkartan- yaratan- manasında Allah göklerin ve yerin Fatır’ıdır. Gökleri, yeri ve içindekileri bir öz’ü yarıp zuhura çıkaran Allah her an bu fiilini devam etmektedir; zira O faili Muhtardır. Fıtrat kavramı üzerinde Müslüman Âlimler ve Mütefekyaratılkirler çokça söz söylemişlerdir. Neredeyse üzerinde ittifak ettikleri görüş; Fıtrat’ın yaratılış fiiline kaynaklık eden “AHLAK” kelimesidir. Bu sebeple ‫خلق‬/ hulk kelimesinin çoğulu olan Ahlak insanın yaratılışı, karakteri, mizacı gibi manalara hamledildi. İnsan yaratılışına uygun yaşamaya devam ettikçe ahlaklı olarak taltif edildi; yaratılışından uzaklaştıkça da ahlaksız veya gayrı ahlakî olmakla suçlandı. Allah Resulü’nün Muvatta’ da zikredilen: “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” hadisinin metin kritiğini yapmakta fayda vardır. ‫واِنك‬ ّ ََ ‫۪يم‬ ٍ ‫“ لعلى خل‬Hiç kuşkun olmasınَ sen ٍ ‫ق عظ‬ َ ُ ُ ٰ َ َ en yüce yaratılış üzeresin” ayeti Hz. Peygamberin üzerine yaratıldığı bu en yüce yaratılış O’nun şahsında bütün insanlara teşmil edilmektedir. Bu hadisin bugün için tercümesinin şu olması gerekir: Ben en güzel ahlakı size göstermek için gönderildim. Çünkü bizzat Hz. Nebi “her doğan fıtrat üzere doğar” demişti. Hz. Resul bu fıtratın söz, fiil ve davranışlara nasıl dönüştürüleceğinin bizzat şahitliğini yaparak tüm insanlara fıtrat üzere inşa edilecek bir hayatın ete kemiğe bürünen örneğini gösterdi. Bu manada O, bir üsvei hasane olarak fıtratın yaşanmış en zirve insanıdır. Fıtrat üzere olmak, fıtrata göre yaşamak, fitri gibi ifadeler sıklıkla kullanılsa da çoğunlukla bundan tam olarak ne kast edildiğine dair bir bilgi bulmakta zorlanıyoruz. Bu kadar sıklıkla kullanılan bu terkiplerden veya atıflardan aslında ne anlıyoruz. Daha açık bir ifadeyle: İnsan fıtratından maksat nedir, insan tabiatı deyince neyi, nereleri işaret ediyoruz? Gibi sorular uzun açıklamalara ihtiyaç duyuyor. Oysa fıtrat kelimesini kullanan Hz. Kur’an yoruma ihtiyaç bırakmayacak bir açıklıkta bu terimi vuzuha kavuşturuyor. Bahis konusu ettiğim ayet Rum suresi 30. Ayettir. ‫فاق ِم‬ ‫و َ َجه ْك لِلد۪ي ِن حن۪يفا ف ِطرت الله ِ الت۪ي فطر الناس عليها‬ ۜ َ ْ َ َ َ ّ َ َ َ َ ّ َ ّٰ َ َ ْ ۜ ً ِ َ َ ‫لاَ تْب َد‬ ‫س‬ ِ ‫ق الله ذل ِك الد۪ين القيِم و�لكِن اكثر النا‬ ِ ‫۪يل لِ خ ّل‬ ٰ َ ُ ّ َ ْ ُ ّ َ ٰ ّٰ ْ َ َ ْ َ َ َ َ ّ َ َ ْ َ ّ ‫ لا يعلمون‬Bu ayetin sadece iki ۗ ۜ mealini veَۗ relim: ُ َ ْ َ َ Diyanet. İ. B: “Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun. Allah’ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler” Elmalı Hamdi Yazır: “O halde yüzünü dine bir hanîf olarak tut: o Allah fıtratına ki insanları onun üzerine yaratmıştır, Allah yaradışına bedel bulunmaz, doğru sâbit din odur, velâkin nâsın ekserisi bilmezler” İlk mealde, “Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrat” diye çevrilen kısma merhum Elmalı: O Allah fıtratına ki insanları onun üzerine yaratmıştır” şeklinde meal vermiş. Diğer nerdeyse bütün meal yapanlar DİB mealine benzer bir karşılık vermişler. Onların çekincelerini anlamakla birlikte bile isteye bir yanlışa veya meselenin anlaşılmamasında sebep olduklarını söylemem lazım. Ayetin doğru çevirisi elbette merhum Elmalı Hamdi Yazır’ın yaptığı çeviridir. Ayette geçen ِ ‫ ف ِطرت الله‬terkibin Arapّٰ َ َ ْ “Allah’ın fıtratı” çaya aşina olan herkes şeklinde bir izafet terkibi olduğunu bilir. Ve bu kalıpta geçen çokça terkibi çevirirken söz konusu zevat hiç tered- düt etmez. Mesela: Vechullah’ı Allah’ın yüzü, Hablullah’ı Allah’ın ipi, Yedullah’ı Allah’ın eli, sıbğetellah’ı Allah’ın boyası olarak çevirmekten beis görmezler. Ancak Fıtretellah terkibi nedense “Allah’ın ayartması”, Allah’ın üzerinde yarattığı fıtrat” gibi muğlak ifadeler kullanırlar. Halbuki terkip açıktır ve “ Allah’ın fıtratı” olarak çevrilmek zorundadır. Tefisir, te’vili ayrı konudur; kişi nereye isterse oraya çeksin, bu onun bileceği iş; ancak çeviriyi doğru yapmakla mükellef. Bu açıklamalar çerçevesinde ayetin meali şöyle olur: Yüzünü bir hanif olarak Din’e çevir- veya bir hanif olarak Din’e yönel- Allah’ın fitrafına ki insanları onun bunun üzerine yarattı...” bu ayetten bir anlayış oluşturmak bağlamında şöyle bir ilke çıkartmak mümkündür: İnsan Allah’ın fıtratı üzerine yaratılmıştır. Elbette burada anlaşılması ve anlatılması en zor olan husus “Allah’ın” fıtratı”ın ne olduğu konusudur. Kur’an Allah’ın zatını bize anlatmadığına göre onun mahiyet hakkında herhangi bir söz söylemek caiz olmaz. Bununla beraber Kur’an Allah’ı esma-isimler- üzerinden bize tanıtır ki biz marifetullah-Allah bilgisi- hakkında ancak isimler üzerinden bilgi sahibi olabiliriz. Buradan “ fıtretullah” terkibinin “Esmaullah” olduğu sonucuna ulaşabiliriz. O zaman söz konusu ayetin Türkçesi şu olur: Bir hanif olarak yüzünü insanları üzerinde yarattığı Allah’ın isimlerine çevir. Gerçek Din- fıtrat yaşamı- budur. Bu Allah’ın yasasıdır ve Allah’ın yasasında bir değişim olmaz” İşin pratiğine gelince ahlak; insanın tabiatına kodlanmış ilahi esmayı söze, fiile ve davranışlara dönüştürmesi durumudur. Bu sebeple Ahlak anlatılmaz, yaşanır; bir hâl, bir durum, bir tavır oluşturma olayıdır ve kişinin kimliğine, kişiliğine asıl rengi, tadı veren de odur. Hz. Aişe’nin, Resulullah için “yürüyen Kur’an istiaresi” tam da buna işaret eder. Müslüman doğasındaki esmanın tohumlarını fetere- yarıp- edip içinden esmanın hakikatlerini söze, fiile, davranışa dönüştürdükçe isimleriyle müsemma olan Allah’a yakınlaşır. Bu manada ahlak her insanda var olan ve sadece insana özgü bir davranış şekli olarak teberruz ettikçe onu yükseltir ve yüceltir. İşte o zaman elçinin izinde O’nun varisi olarak şahitlik görevini ifa etmiş olur: O rabbinden, Rabbi de ondan razı olarak salih kullarının arasında cennetine dahil olur.

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.