Onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve
gerçekten O’na döneceklerini çok iyi bilirler. BAKARA :46
۞
Önsöz
Ahiret
Yayın kurulu adına
İnsanı yaratan ona yol
gösteren ve sonunda yoluna
uyanları vadettiği güne kavuşturan
Rabbimize hamdolsun.
Allah’ın vadine en zorlu şart-
larda inanan ve hiçbir zaman geri
adım atmayan, sonuçta Allah’ın
nimeti dünya iktidarını yaşayarak
emri ilahiye teslim olan Resulü
Hz. Muhammed ve onun âl asha-
bına salat olsun.
Kaçınılmaz son. Yaratanın
kendisi dışında meydana getirdi-
ği her şeyin yaratılışına koyduğu
kaçınılmaz hakikatlerden birisi.
İnsan bu son kelimesine
takılmış önce, bu son ve sonsuzluk
kelimesinden kaybetmiş ilk
imtihanı. Sonlu olmaya yatkın
değil insan, sonsuz olma onun
genlerinde var, ama yaratanın
kader olarak biçtiği bir hakikat var
sonlardan sonsuzluğa ermek.
Hz. Ademin yaratılış sahne-
sini bizlere Kur’an’da kıssa eden
Rabbimiz, Adem’e esmayı öğrettik
der, fakat bu esmanın içinde son,
sonsuzluk, ahiret kavramları var
mı? Detay vermez. Fakat sonrasın-
da yaşanılanlara baktığımızda es-
manın içinde var olan kavramların
aynı zamanda imtihan sürecinin
anahtarları ve şifreleri olduğunu
görürüz.
Aynı zamanda ilk olumsuz
anlamda kelime üzerinden bir
sonraki sürecin başlama star-
tının verilmiş olması da ilginç.
Bu ilginçliğe bir başka enteresan
süreç daha eklemlenmiştir artık.
Sonsuzluğa uzanan yeni bir sonlu
süreç.
Rahmetli Necip Fazılın bir
yerlerde dediği gibi sonsuzluğu
yaşıyoruz, sonların içinde.
Âdem atamızın yaşadığı sınır-
sız nimetler içinde imiş gibi içine
konduğu ve sınırsız, sonsuz mü- Editör
Ahiret
kafatın yaşanabileceği alem adaşı
cennetten sonlu olmakla ayrılmış-
tı.
İlk kandırılmamız, ahir
kelimesinin karşıtı gibi duran
bir kelime üzerinden ebediyet
vurgusundan gerçekleşmişti.
İlahi hikmet bizi sonsuzluğa
sonların içinden geçirerek taşımak
istiyordu.
İnsanın içindeki sonsuzluk
duygusu onu mahut sona mah-
kum ediyordu.
Sonlu aleme gelmiş insanoğ-
lunun varlık hakikatini kavrama
acziyeti imtihan gereği seçenek-
lerden birisi olunca, yeniden
bir sonsuzluk ebediyet vurgusu
hayatın can damarlarında dolaş-
maya başlıyor. Hikayelere yerleşi-
yor, “ölümsüzlük iksiri” arayışları.
Hatta Lokman Hekim onu tam
bulmuş oluyor da elinden düşürü-
yor akan ırmağa karışıp kaybolu-
yor.
Madem sonsuzluğu kaybettik
bu alemde öyleyse sonlu olmayı
kabullenerek, sonsuzluğa namzet
bir hayat sürdürelim.
Bir davamız var artık, sonsuz-
luğa namzet, fakat süreci tamam-
layabilmek ve kazanmak bize
kalmış.
Bir hayat yaşamalıyız ki,
sonsuzluk aleminde devşirilmek
üzere ekenek kılınmış bu alemde,
kokusu ta cennetten gelen yarım
kalmış nimetimizi tamamlama im-
kanına erebilelim. Öyle tohumlar
saçalım ki bize hayat diye bahşedi-
len mezranın her karış toprağına,
sonsuzluk aleminde devşirdiği-
mizde içimiz aydınlansın, baktıkça
gözümüzün nuru olsun, başkaları-
na gösterildiğinde herkesin beğe-
nebileceği işler olsun.
Fakat bizi ilk ikram yurdundan
kovduran lâin, önümüzde, ardı-
mızda, sağımızda solumuzda, her
yerde, her kılıkta pusuda bekliyor.
Babamız Ademe kurduğu ilk tu-
zaktaki ustalığını her dem sergi-
liyor. O hep sureti haktan yana,
yanımıza yanaştığında aynı usta-
lığı sergiliyor. Bizde her defasında
aynı babamız Ademin acemiliğini
sergileme gafletini ortaya koyuyo-
ruz. Şeytana karşı hep toy kalacak-
mış gibi bir görüntümüz var.
Âdem atamızı cennete koyan
Rabbimiz ona ilk ilahi vahyini
şeytana karşı uyanık olması
konusunda vermişti. Zaten
içinde bulunduğu ortam şeytana
dikkat edildiğinde Allah’ın
unutulmayacağı bir ortamdı.
Bir emir yeterli iken, ona riayet
edemeyen, dikkat kesilemeyen
Adem soyuna, bir çok emre
dikkat etmesi gereken bir aleme
indirilme emri verildi.
Artık biz sonlu ve birçok emre
dikkat etmek zorunda olduğumuz
bu alemde yeniden ilk emir ola-
rak şeytana karşı uyarıldık. İkinci
uyarı emrimiz Rabbimizden bize
gelecek uyarılara karşı dikkatli
olmak ve kulak kesilmekti.
İndirildiğimiz, rütbelerimizin
sökülerek yeniden o rütbelere
erebilmek adına mihnetten
mihnete atıldığımız bu sonlu
aleme biz kendi yaptığımızla düş-
müştük. Birileri diyebilir ki o ben
değildim, Ademdi. Hayır o sizsi-
niz. Bir bakın bakalım Allah’ın sizi
içinde yarattığı nimetlerden dışarı
atılmak için nasıl gayretli dav-
ranıyorsunuz. Nerede yasak var,
nerede yanlış var, hepsini sonsuz
biçimde istifade edebilecekmiş
gibi deniyor, kullanıyor ve atıyor-
sunuz