dönüştürülmüş bir şekilde lanetli siyonist Yahudi çetesi tarafından Gazze’de acımasızca işlenmekte ve işlenmeye devam etmekte. Amerikalı kadın Nisa Suresi’nin 56. ayetini okudu. “Merhaba. Nisa Suresi’ni okuyorum. Ve bir ayet beni çok etkiledi.” “Şüphe yok ki, …
dönüştürülmüş bir şekilde lanetli siyonist Yahudi çetesi tarafından Gazze’de acımasızca işlenmekte ve işlenmeye devam etmekte. Amerikalı kadın Nisa Suresi’nin 56. ayetini okudu. “Merhaba. Nisa Suresi’ni okuyorum. Ve bir ayet beni çok etkiledi.” “Şüphe yok ki, ayetlerimizi inkar edenleri gün gelecek bir ateşe atacağız. Onların derileri yanıp acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka deriler ile değiştiririz ki acıyı duysunlar. Allah daima üstündür ve hikmet sahibidir.” Eğer 6 ay önce bu ayeti okuyup yorum yapmamı isteseydiniz, size çok farklı şeyler söyleyebilirdim. Bunun çok ağır olduğunu ve bunu insanlara yapan bir tanrı olmadığını söylerdim. Ama sonra Filistinlilere yapılanları gördüm. İsrail ve milyarlarca dolar karşılığında bombaları tedarik eden benim hükümetimin, onlara uyguladığı dehşeti gördüm. Sonra farkına vardım ki (ayette geçen) cezalandırma bence uygun.” Yani iyi ki ahiret var, iyi ki İlahi adalet var, İyi ki cehennem var, iyi ki ateş ve azap var, iyi ki Allah intikam sahibidir. Diri diri gömülen kız çocuğuna hangi günahı yüzünden öldürüldüğünü soracak olan Allah, hunharca, barbarca, canice katledilen çocukların da hangi suçtan ötürü bu katliama tabi tutulduğunu da bu lanetli siyonist çeteden soracaktır. Aynı zamanda bütün bu vahşete, katliamlara ve soykırımlara vermesi gereken tepkiyi, ortaya koyması gereken onurlu davranışı vermeyip kendi konformist, çıkarcı, bencil yaşamlarının girdabında debelenip boğulan liderlerinden halklarına varana kadar olayların şahidi kılınan “kendilerinin de Müslümanlardan(!)” olduğunu iddia eden ve Nisa suresinin 75. Ayeti Celile’sinde Rabbimizin “Size ne oluyor da Allah yolunda ve “Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar; bize tarafından bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver!” diyen zayıf düşürülmüş (zavallı) erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!” hitabının muhatabı olan topluluklardan da hesap sorulacaktır. Nisa suresinin 56. ayetini milyonlarca insan okudu/okuyor ama bir kişide daha icaz bulup mucizeleşiyor adeta. İnsanlık tarihinin nadir görüp görebileceği katliamlardan biri soykırıma dönüştürülmüş bir şekilde lanetli siyonist Yahudi çetesi tarafından Gazze’de acımasızca işlenmekte ve işlenmeye devam etmekte. Ne hazindir ki bütün bir dünyanın şahitleri kılındığı ve tüm bir acziyeti ile hiçbir şey yapmayıp sadece izlediği bu vahşet bir yılı geride bırakmış bir vaziyette sınırlarını genişleterek tüm çılgınlığıyla devam etmekte. Beylik söz/demeçler, parmak sallamalar, tehdit savurmalar, kınamalar, lanetlemeler siyonist çeteye bırakın geri adım attırmayı, dozaj artırmaktan, hedef büyütmekten, daha da saldırganlaşmaktan başka bir işe yaramamakta. İnsan; uzun bir yaşam sürme, hatta hiç ölmemeyi arzulama gibi ebediliği çağrıştırıcı duygu ve düşünceler ile birlikte refah ve mutluluğun egemen olduğu, acı ve sıkıntıların bulunmadığı konformist bir yaşam sürmenin kendisinde hakim kılınmasını arzulayan bir varlıktır. Adem ve eşinin kıssasında anlatılan yasaklı ağacın meyvesinden yeme/yedirt- me telkininin bu duyguyu açığa çıkarma üzerine bina edildiğini görmekteyiz. Filhakika tarihin bütün dönemlerinde ölüme çare bulma, ebediliği ve ölümsüzlüğü cari kılma üzerine yapılan tüm çalışmalar hüsran ile sonuçlanmış ve bu hüsran bir teselli arayışına insanoğlunu zorlamıştır. İşte bu ikinci bir yaşam olarak tanımlanabilecek bir anlayışın/inancın zorunlu olarak oluşmasını beraberinde getirmiştir. Yeryüzünün mutlak hakimiyetini, yönetimini, otoritesini elinde tutan Yüceler yücesi Allah Azze ve Celle, iradi/mükellef varlık kıldığı insanoğluna dünya hayatını anlamlı kılmak, nasıl bir bakış açısı ve davranış ortaya koyması gerekliliğinin nirengi noktasını belirlemek için ölümü ve hayatı yaratmıştır. Mülk suresinin ikinci ayetinde “Hanginizin daha güzel davranacağınızı denemesi için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O güçlüdür, çok bağışlayandır.” Allah ölümü yaşamdan önce zikrederek adeta yaşamın ölümle anlam kazanacağını, değerinin buna göre oluşacağını, akıbetinde bununla belirleneceğini kullarına bildiriyor. Bu çerçevede insanoğlunun ihtirasını, şehvetini, iştiyakını, şecaatini, öfkesini, arzu ve isteklerini, sahip olma duygusunun makul ve mutedil bir boyutta şekillenmesini sağlayabilecek unsurlardan biri ve en güçlüsünün “ölüm” gerçeği olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu ayetin bir tefsiri olarak düşünülebilecek şu hadisi şerifte Allah Resulü, ölüm gerçeğini insanın yaratılış hammaddesi olan, tekrar dönüşün ve yeniden
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.