بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 8 · Kasım 2024 · Mektup · s. 4

YÂREN MEKTUPLARI Diriliş Muştusu Ölüm zayıfların mallarına, canlarına, namuslarına hatta hayallerine

İbrahim Şahin — İmtiyaz Sahibi

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
Ölüm zayıfların mallarına, canlarına, namuslarına hatta hayallerine bile çöken iblis yandaşlarının, kötülük ve zalimliği marifet sayan yamyam sürülerinin yanına kar kalan bir finali mi olmalı hayatın? “Kemik ve toz haline geldikten sonra mı, yeni bir yaratılış…
Ölüm zayıfların mallarına, canlarına, namuslarına hatta hayallerine bile çöken iblis yandaşlarının, kötülük ve zalimliği marifet sayan yamyam sürülerinin yanına kar kalan bir finali mi olmalı hayatın? “Kemik ve toz haline geldikten sonra mı, yeni bir yaratılışla yaratılıp, tekrar diriltileceğiz?” “Öldüğümde, gerçekten daha sonra diriltilip çıkarılacak mıyım?” “Sahi biz, ölüp de toprak olduktan ve kemik yığınına dönüştükten sonra mı, yani biz o halde iken mi yeni bir yaratılışla tekrar diriltileceğiz? Bu, olacak şey değil!” “Ve bizlerin evvelce geçmiş atalarımız da (öyle)mi?” “Bu hayatımızdan başka bir başka bir hayat yoktur. Yaşar ve ölürüz. Bizi zamandan başkası helak etmiyor!…. Lâ havle velâ guvvete illâ billâh! Hasbünallâhu veni’mel vekil, ni’mel mevlâ ve ni’mennasıyr! Kanter içerisinde fırladım yatağımdan sevgili yârenim, Bu nasıl bir kâbustu böyle?!... Zaman zaman olduğu gibi yine bir vesile ile gittiğim çarşıda şahit olduğum akıl tutulması manzaralardan dolayı akşam karmakarışık duygularla koymuştum başımı yastığa. Yataklarından kalkıp sokağa fırlamışçasına hatta daha pervasız giysilerle şuh bir şekilde şehrin caddelerini istila etmiş gibi dolaşan insanların lisan-ı halleriyle adetâ çığlık çığlığa haykırdıkları bu sözler girerek rüyama, gecenin üçünde bir ruh depremiyle bölüvermişti uykumu en tatlı yerinden. Sahi sevgili yarenim, ilk bunlar değildi ki nefislerinin köleleri, ilk kez söylenmiyordu ki bu sözleri değil mi? İlahi iradeye karşı taşkınlık ve kalkışma yaşayanlar ilk bunlar değildi ki insanlık tarihinde? İnsan soyunun var oluşuyla birlikte, insanlığa bir rahmet vesilesi olarak gönderilen hidayet elçilerine karşı, tüm zamanlarda hevâ ve heveslerinin kışkırtmalarına kapılarak şirazesi kaymış azgın inkârcılar ve zavallı gafillerce söylenerek vahye/ayetlere konu olmamış mıydı aynı ve benzeri sözler? Özür olsun sevgili yarenim, yine doludizgin, yine âdâbı ıskalayarak dalıverdim söze selamsız, sabahsız. Oysa “Selam kelamdan öncedir” buyurmamış mıydı Nümûne-i İmtisal, Hatem-ün Nebi Muhammed Mustafa (sav) efendimiz? “Önce selam, sonra kelam” şeklinde dilimize pelesenk olmamış mıydı bu kutlu uyarı? Önce selam verip, hal hatır sormak, yüreğine dokunmak gerekmiyor muydu insanın? Sağlıklı bir iletişimle dostluk kapıları aralayabilmek, muhabbet ve eminliğimizi beyan etmek ya da meramımızı ve mesajımızı iletebilmek için muhatabımıza, çok hikmetli bir yol değil miydi selam? Hülâsa-i Kelam; Selamların en güzeli ile selam olsun sana, senin o nadide yüreğine; “Esselâmu Aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühu ve mağfiretihû ebeden ve dâimen” sevgili yârenim. Nasılsın görüşmeyeli, sıhhat ve afiyettesin inşallah değil mi? Çoluk çocuk, ev, aile, konu komşu, eş dost, akraba, ümmet, millet herkes iyidir inşallah umarım? Çünkü insan yalnız doğsa da anasından, yalnız mutlu olamıyor işte, illaki çevresiyle birlikte anlam kazanıyor hayat denen şey öyle değil mi? Onlar huzursuzsa sen de huzursuz oluyorsun, onlar mutluysa sen de lezzet alabiliyorsun yaşadıklarından ve hissettiklerinden bir vücudun organları misali öyle değil mi sevgili dostum? Değilse sen de dökülüyorsun gamdan, muhabbetsizlikten lime lime, bir binanın nemlenmiş tuğlaları gibi. Farkında mısın sevgili dostum; Koskoca otuz gün nasıl da geçip gitti yine bir önceki mektubumdan bu yana, otuz yaprak daha düştü hayat ağacımızdan değil mi yârenim. Otuz gün daha kısaldı ömür sermayemiz, otuz gün daha uçup gitti elimizden, otuz gün daha yaklaştık iman ve ibadet lezzetlerini birlikte tattığımız eş, dost, sevdiklerimiz ve sevenlerimizle birlikte olabileceğimiz, yegâne sahibi Allah (cc) olan din günü yani ebediyet yurdunun kapısına. Ümid ederim sıhhat, afiyet, mutluluk ve gönül huzuru içerisinde geçirmişsindir bu günleri. Doyasıya lezzet almışsındır hayat denen ve dünya da tekrarı olamayacak olan emsalsiz nimetten. “Nerdee sevgili yârenim nerde! Hangi mutluluk ve gönül huzurundan bahsediyorsun sen Allah aşkına? Nefsimizin bir an bile din-

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.