بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 8 · Kasım 2024 · Makale · s. 16

Ölüm Tedirginliği ve Ebediyet Arayışı odern bilimin hiçbir

Hasan Ekinci — Yazar

۞
Yazı boyutu %100
Paylaş
odern bilimin hiçbir zaman değişmeyen başat gündemi, ebedi hayatın kaynağını keşfetmek ve bunu teknolojisiyle hayata geçirmektir. Dinden yüz çeviren modernite, metafizik/ ebedilikle ilgili duygularını da sanatla tatmin etmeye çalışmaktadır. Ebedi yaşam geçmişt…
odern bilimin hiçbir zaman değişmeyen başat gündemi, ebedi hayatın kaynağını keşfetmek ve bunu teknolojisiyle hayata geçirmektir. Dinden yüz çeviren modernite, metafizik/ ebedilikle ilgili duygularını da sanatla tatmin etmeye çalışmaktadır. Ebedi yaşam geçmişten bugüne insanlar için her zaman arzu nesnesi olmuştur. Bu arzu o kadar kuvvetlidir ki, Hz. Âdem ve eşinin cennetten çıkarılmasına bile sebep olmuştur. “ Şeytan ona (Âdem’e) vesvese verip “Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir otoriteyi göstereyim mi?” demişti.” (Taha 120) Diğer taraftan, insana acı veren düşüncelerden birisi de; ölüm üzerinde düşünmesidir. İnsan kendi kendine sorar niçin dünyaya geldim, niçin doğar ve ölürüm? Bu inşa ve yıkmanın amacı nedir? Bu iş boşuna ve anlamsız değil midir? Bu konuda Mesnevi’de şöyle bir kıssa anlatılır: Musa (as) Allah’a hitaben dedi ki, “ Ey hesap sahibi her işi bir hikmete dayanan Rabbim, bir şeyi biçime soktuktan sonra bozmanın hikmeti nedir? Ne güzel erkek ve dişiler yarattın sonra da onları öldürürsün. Bunun sebebi ne olabilir?” … Allah, Musa’ya buyurdu ki, “ Ey akıllı kişi, mademki sordun cevabını işit. Toprağa buğday ek de bu işte insafın gerektirdiğini kendin gör.” Bunun üzerine Musa ekin ekti başaklar büyüdü, olgunlaştı. Musa orak alarak başakları biçti. Bu sırada gaipten bir nida kulağına erişti.” Ekip yetiştirdikten sonra niçin biçersin ki?” Musa dedi ki,” Rabbim, tarlayı biçerek bozmanın sebebi, burada tahıl da var saman da. Tahılı saman ambarına koymak yaraşmaz, samanı tahıla karıştırmakla yazık olur. İkisini karıştırmak hikmet değildir. Ekin işlerinde ikisini ayırmak gereklidir.” Allah buyurdu, “ Bu bilgiyi ne- Ölümün verdiği tedirginlik insana mahsustur. Hayvanlar ölüm üzerinde düşünmezler. Sadece tehlikeden kaçma içgüdüleri ve hayatlarını koruma içgüdüsü vardır. Ancak insanda bundan farklı olarak gelecekte de varlığını sürdürme eğilimi ve düşüncesi vardır. reden öğrendin? Bu mumun ışığını nereden yaktın?” Dedi ki , “ Bu ayrım gücünü bana sen verdin Rabbim.” Allah da buyurdu ki, “Şu halde ben de niçin temyiz, ayrım gücü olmasın? Mahlûklarda, insanlarda temiz ruhlu olan da var bulanık, kara ruhlu olan da. Bu sedeflerin hepsi aynı değil, kiminde inci var, kiminde taş. İyiyi ve bozuğu birbirinden ayırmak gerek, buğdayın samandan ayrıldığı gibi.” “Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve şüphesiz ki huzurumuza döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Müminun 115) Ölüm karşısında tedirginlik, felsefi kötümserliğin ortaya çıkması sebeplerinden birisidir. Kötümser filozoflar, hayatı ve varlığı amaçsız ve anlamsız bulurlar. “Bu dünyada yaşadığınız hayattan başka hayat yok; ölürüz ve (ancak bir kere) yaşarız ve bir daha asla diriltilmeyiz!” (Müminun 37) Bu düşünce kimi insanları bunalıma sokar ve hatta intihar fikrine kapılabilirler. Varlığın anlamsız ve boşuna olduğu düşüncesi insanın özünden/ fıtratından gelen bir eğilim ile sonradan kendisine telkin edilen bir düşünce arasındaki çatışmadan kaynaklanmaktadır. Ölümün verdiği tedirginlik insana mahsustur. Hayvanlar ölüm üzerinde düşünmezler. Sadece tehlikeden kaçma içgüdüleri ve hayatlarını koruma içgüdüsü vardır. Ancak insanda bundan farklı olarak gelecekte de varlığını sürdürme eğilimi ve düşüncesi vardır. Diğer bir deyişle, insan ebediyen yaşamak ister ve bu arzu insana özgüdür. Her temel eğilim ve yönelim, kendisine yönelmiş olduğu bir olgunluğun/ rüştün, bir kemalin varlığına delildir. Ölüm karşısında tedirginlik, insanın ebediyete olan özlem ve eğiliminin bir ürünüdür. Tabiatta hiçbir eğilim boş, saçma ve anlamsız değildir. Dolayısıyla, ölüm tedirginliği ve ebedilik eğilimi ölümden sonra insanın varlığını sürdürdüğünün bir kanıtı olarak ele alınabilir. İnsanın yapısı ve ondaki yetenekler kısa bir ömürle sınırlı dünya yaşamının boyutlarını aşar. Bu hayat için fazla gelir. Böyle olunca da insan ömrü dünya hayatıyla sınırlı düşünülürse, bütün bu yetenekler istidatlar var olma anlamlarını yitirir, anlamsız bir duruma düşer. Bu evrenden başka bir evrene geçiş çocuğun ana rahminden doğuşuna benzetilebilir. Akciğerler çocuk daha ceninlik evresindeyken oluşmakla birlikte rahimdeki hayat için değil sonrası içindir. Daha sonraki hayat için bir hazırlıktır. Görme, işitme, tat ve koku alma organları da rahim âlemi için değil, daha sonraki dünya hayatı içindir. Aynı şekilde, dünyada ahret âlemine nispetle rahim gibidir. İnsan bu dünyada manevi hayata ilişkin duyu ve yetileri başka bir âlem için hazırlanır. İnsanın ruhi istidatları, insan beninin (ego) bölünmezliği ve sonsuz arzuları geniş ve uçsuz bucaksız düşünceleri bütün bunlar daha geniş, daha boyutlu, ebedi bir hayatın ön hazırlıklarıdır. “Hanginizin daha güzel davranacağınızı denemesi için ölümü ve

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.