بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 32  ·  Kasım 2026

ünsiyet.

32
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Kasım 2026 — Dosya: Cihad Ve Mücadele
۞
Sayı 30 · Eylül 2026 · ISSN 3023-7688

Dosya: İFFET, EDEP VE HAYA

“Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir.” “Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar…” (Nûr, 24/30-31)

۞
Önsöz

İffet, Haya, Edep

Yayın kurulu adına
Haya, kişinin, utanılacak bir hâle düşmemek için iradesini önceden harekete geçirmesi; nefsini, sözünü ve davranışını incelikle denetlemesidir. 4 hatabın kalbine bir baykuşun gece- nin sessizliğinde kendini işittirmeden uçuşu misali yumuşacık dokunan can- lı erdemler hâlinde görünür. Bu tabii- lik, insanlarda zorlayıcı bir tesir değil, gönlü kendiliğinden hakikate yaklaş- tıran bir etki bırakmış; nice kimsenin İslam’la buluşmasına vesile olmuştur. Bireysel planda bu kavramların şahsiyetinde tecelli ettiği sahabilerin örnekliği de bize bu erdemlerin zirve hâllerini gösterir. Hz. Osman’ın hayâ- sı bunun en seçkin misallerindendir. O, öylesine hayâ sahibi bir insandı ki rivayetlerde meleklerin dahi ona karşı hayâ üzere davrandığı ifade edilir. Burada özellikle haya kelimesine karşılık olarak “utangaç” kelimesini tercih etmemek gerekir; zira Türkçede utangaçlık çoğu zaman pasiflik, çekin- genlik, içine kapanıklık yahut medeni cesaret eksikliği anlamlarını çağrış- tırır. Hayâ ise böyle bir zayıflık değil, bilakis medeni cesarete sahip olduğu hâlde, yapılacak bir davranışın doğura- cağı çirkinliği ruhunda önceden hisse- dip ondan uzak durma inceliğidir. Bu yönüyle hayâ, insanın iç dünyasında başlayan ve beden diline, tavrına, sö- zünün ölçüsüne kadar yansıyan canlı bir ahlaki hassasiyettir. İffet, hayâ ve edep yalnızca tarif edilen kavramlar değil; bizzat yaşa- nan, hâl olarak insanda görünürlük kazanan erdemlerdir. Bu sebeple on- ları anlatmak da kelimelere bütünüy- le sığdırmak da kolay değildir. Çünkü bu değerler, insanın iç dünyasında kök salıp davranışlarına sessizce yön veren derin ahlaki hassasiyetlerdir. Özellik- le maddeyi merkeze alan toplumlar- da, insanlık adına ilk incinen ve çoğu zaman ilk terk edilen kavramlar da bunlardır. Nitekim dikkat edildiğinde toplumumuzda genel bir ahlaki çözül- meden söz edilir. “Ticaret ahlakı bozuldu”, “gençler- de ahlak kalmadı”, “evlilik ilişkilerin- de yozlaşma arttı” gibi ifadeler aslında görünürdeki neticeyi dile getirir. Oysa bu bozulmuşluğun daha derinde ya- tan sapma noktası, hayâ, iffet ve edep anlayışının zihinlerden ve gönüllerden çekilmesidir. İnsan bu üç değerin reh- berliğini kaybettiğinde, ahlaki yozlaş- ma yalnızca dilde kalan bir şikâyete dönüşür; hayatın içindeki düzenleyici, koruyucu ve güzelleştirici kudretini yi- tirir. İffet, Edep ve Hayâ: İnsanı İçten Güzelleştiren Üç Erdem İnsanın şahsiyet dediğimiz yönü yalnızca bedenle değil, kalbinde bes- lediği duygularını, diliyle, bakışıyla ve davranışlarıyla ve ifade edişiyle belir- ginleşir. Bu şahsiyeti güzelleştiren en mühim değerlerden birincisi ve temel basamak sayılacak olanı hayadır. Dü- şüncede hayanın oluşmasına iffet ha- reketlere yansımasına edep diyebiliriz. Bu üç kavram, insanın hem Allah’a karşı sorumluluğunu hem de insanlara karşı duruşunu belirleyen derin ahlaki ölçülerdir. İffet, insanın nefsini, yani kendi- sini; haramdan, ölçüsüzlükten ve taş- kınlıktan korumasıdır. İffetli insan, sadece dış görünüşüyle değil; sözüyle, niyetiyle, bakışıyla ve gönül dünyasıyla da temiz kalmaya gayret eder. Çünkü iffet, insanın kendisine duyduğu say- gının ve Rabbine karşı taşıdığı kulluk bilincinin bir yansımasıdır. İnsanın nefsi, kendisi yaklaşımını bilerek kayda geçirdik. Genel anlam- da insanların arzularını temsil ettiği düşünülen tarafını ifade maksadıyla nefis kelimesinin kullanımı, maalesef insanları yanlış yönlendirmektedir. Özellikle tasavvufi anlayışın baskın çıkması sonucu ortaya konan düalist yaklaşım insanımızı yanlış yönlendir- mektedir. Allah’ın Kur’an’i beyanla or- taya koyduğu kişiselleştirilmiş ruh ne- fistir, kişidir, zattır. Bu sebeple kişinin davranışları ruhen içine sindirmesi ve o davranışın kendisi olmasıdır, nefis. “Ya eyyetühennefsül Mutmainneh” tamda bu söylediklerimizin çekilmiş fotoğrafıdır. Edep, insanın haddini bilmesidir. Kime, nerede, nasıl davranacağını bil- mek; sözünü tartarak söylemek, kalp kırmaktan sakınmak; büyüğe saygı, küçüğe merhamet göstermek edebin tezahürlerindendir. Edep, ilmin de ibadetin de ahlakın da süsüdür. Edep olmayınca bilgi kibire, ibadet gösteri- şe, söz ise riyaya dönüşebilir. Girdim ilim meclisine, eyledim kıldım talep; Dediler ilim geride, illâ edep, illâ edep” “Gezdim Halep ile Şam’ı, eyle- dim ilmi talep; Meğer ilim bir hiç imiş, illâ edep” Yunus Emre’ye atfedilen bu sözler edebi tarif etmede gereken sarahati or- taya koymaktadır. Yukarıda beyan ettiğimiz gibi bu üç kavram itibarıyla insanlığa kusursuz örnek teşkil eden Resulullah’ın haya- tında kızmalarının dahi ölçüsünde var olan nezaket insanları etkilemek sure- tiyle Müslüman olmasına vesile olmuş- tur. hatta onun münafığı tanımlamada ortaya koyduğu “kavga ettiği zaman haddi aşar” ifadesi açısından hayatın- da hiç olumsuz bir örnek görülmemiş- tir. Hayâ ise insanın içindeki manevi fren gibidir. Kişiyi kötülükten alıkoyar, günaha karşı kalpte bir çekingenlik ve utanma duygusu oluşturur. Hayâ, za- yıflık değil; aksine ruhun diri olduğu- nu gösteren asil bir kuvvettir. Hayâsı- nı kaybeden insan, zamanla yanlışları kendi nefsinde normalleştirir; normal görülen kötülükler ise toplumun vic- danını zayıflatır, hatta çökertir. Bugün iffet, edep ve hayâ yalnızca bireysel erdemler olarak değil, toplu- mu ayakta tutan ahlaki direkler olarak da yeniden ikame edilmelidir. Çün- kü sözün pervasızlaştığı, görüntünün mahremiyeti aştığı, kötülüğün çoğu zaman süslenerek sunulduğu bir çağ- da bu değerler insanı koruyan birer sı- ğınaktır. İffet insanı günah açısından kir- lenmekten, edep davranışsal anlamda kabalaşmaktan, hayâ ise günahlara karşı duyarsızlaşmaktan korur. Bu sebeple bu üç değer, geçmişte kalmış kelimeler değil; bugünün insanı için de hayatî ihtiyaçlardır. Bir insan iffetle kendini muhafaza eder, edeple çevre- sine güzellik taşır, hayâ ile de Rabbine ve vicdanına karşı mahcup olmaktan kurtulur. Sonuç olarak iffet, edep ve hayâ geçmişte kalmış kelimeler değil; bu- günün yarının ve bütün insanlık için hayatî değerleridir. Bir insan iffetle kendisini muhafaza eder, edeple çevre- sine güzellik taşır, hayâ ile de Rabbine ve vicdanına karşı mahcup olmama- ya çalışır. Bir toplumu toplum yapan, ahlakı canlı ve dinamik bir güç hâline getiren temel faziletler de bu değerler- dir. Gelecek nesillerin inşasında onlara bırakılacak en kıymetli miras, insanın iç dünyasındaki zenginliği dış dünyaya zarafetle yansıtan bu ahlaki imkânın diri tutulmasıdır. Editör
Önsözün tamamını okuyucuda aç
10 kalem

Bu Sayının Yazarları

۞
12 yazı

İçindekiler

۞