davranışları, uygulamaları ve ticaret ilkeleri ile tüm dünyaya örnek oldular. Resul-i Ekrem Efendimiz İbni Ömer (r.a)’dan rivayet edildiğine göre, utangaç kardeşine bu huyunu terk etmesini söyleyen Medineli bir Müslümanın yanından geçerken ona: “Onu kendi hali…
davranışları, uygulamaları ve ticaret ilkeleri ile tüm dünyaya örnek oldular. Resul-i Ekrem Efendimiz İbni Ömer (r.a)’dan rivayet edildiğine göre, utangaç kardeşine bu huyunu terk etmesini söyleyen Medineli bir Müslümanın yanından geçerken ona: “Onu kendi haline bırak; zira hayâ imandandır” buyurdu. (Buhârî, Îmân 16, Edeb 77; Müslim, Îmân 57-59. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 7; Nesâî, Îmân 27; İbni Mâce, Mukaddime 9, Zühd 17.) Yine Efendiler Efendisinin İmrân İbni Husayn (r.a)’dan rivayet edildiğine göre O şöyle buyurmuştur: “Hayâ ancak hayır kazandırır.” (Buhârî, Edeb 77; Müslim, Îmân 60). Müslim’in bir rivayetine göre ise: “Hayânın hepsi hayırdır” buyurdu. (Müslim, Îmân 61). Burada belirttiğimiz bu üç hadis dışında da Peygamberimizin insanları edeb ve hayaya çağıran yüzlerce nebevi uyarısına rastlamak mümkündür. Elbette Kur’an-ı Kerim’de de toplumsal ilişkilerde güzel ve iyi davranışlara emreden, akraba hakkının, komşuluk hakkının gözetilmesine yönelik ahlaki ilkeleri ortaya koyan birçok ayeti kerime vardır. Fakat Yüce Allah bizzat Rahmet elçisinin ağzından ve hayatından bu tür temel ahlaki ilkeleri koyuyor ki, insanlar yollarını şaşırmasın, farklı gerekçelerle özellikle ahlak, edeb ve haya konusunda şeytanın oyuncağı olmasın. Yüzyıllar boyu bu ilkeleri esas alan İslam toplumları, davranışları, uygulamaları ve ticaret ilkeleri ile tüm dünyaya örnek oldular. Temel ahlak ilkelerinin dünyanın neresine gidersek gidelim değişmediğini düşündüğümüzde, milyonlarca insanın daha İslam tebliğinin ilk yüzyıllarında akın akın İslam’ı seçmelerinde bu ilkelerin hayata geçirilmesinin önemi büyüktü. Daha Hz. Ömer döneminde İslam orduları Orta Asya kapılarına dayandılar. Hicri 1. Yüzyıl bitmeden Müs- lümanlar ilk kez İstanbul’u kuşattılar, Kuzey Afrika’yi başta Mısır olmak üzere baştan başa ele geçirdiler. Ve bu bölgelerde yaşayan insanların neredeyse tamamı İslam’la şereflendi. Endülüs Emevi Devleti ile İspanya içlerine kadar giren Müslümanlar bu süreçte sadece kılıçları ile bu fetihleri yapmadılar. Aynı zamanda ahlakları, edebleri ve hayaları ile insanların gönüllerini fethettiler. Doğuya doğru gittiğimizde bugün İslam coğrafyasının en kalabalık nüfuslarının yaşadığı Endonezya, Malezya gibi ülkelerin halkları belki de İslam ordularını hiç görmediler. Peki kimlerle muhatap oldu da Müslüman olduğu bu insanlar. O bölgelere çeşitli vesilelere giden, ticaret için, tebliğ için giden Müslüman insanların ve özellikle de birçok sahabenin faaliyetleri sayesinde Müslüman oldular. Peki o bölgelerin insanları, bu ilk giden Müslüman insanlarda ne buldular da bu kadar kısa sürede hiçbir kuv- vet olmadan kendiliklerinden İslam’la şereflendiler. Bu da o bölgeye giden insanların hayatlarına ilke edindikleri nebevi ahlak ilkelerinde gizlidir. Ticaretinde, davranışlarında, komşuluk ilişkilerinde ve bütün insani ilişkilerinde Peygamberimizin ortaya koyduğu Nebevi Ahlak ilkeleri onlara rehberlik etti, yol gösterdi. Bu yüzden de açılmaz denilen kapılar açıldı, aşılmaz denilen kaleler aşıldı ve hiçbir güç kullanılmadan ülkeler İslam’ın aydınlık prensiplerine teslim oldular. Bu büyük fetih hareketi belki askeri fetihler ayrıca ele alınabilir o da çok büyük bir başarıdır fakat silahsız ve hiçbir güç kullanılmadan gönüllerin fethi ise bambaşka büyük bir hikayedir. Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Hazretlerine atfedilen bir olay bunun en büyük göstergesidir. Kendisi kumaş tüccarı olduğu için bir gün yanında çalışan birisinin kendisinin olmadığı bir vakitte sattığı kumaşı fazla fiyattan sattığını öğrenince, ma-
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.