kul olma zilletine karşı direnmek için ortaya koyduğumuz çabalardan biri de dergi çıkarma faaliyetidir. Bu faaliyetin toplumun rengini değiştirme noktasında nasıl bir sonuç vereceğini elbette kesin olarak bilemiyoruz. Zaman, onu nasıl değerlendirdiğimize bağlı…
kul olma zilletine karşı direnmek için ortaya koyduğumuz çabalardan biri de dergi çıkarma faaliyetidir. Bu faaliyetin toplumun rengini değiştirme noktasında nasıl bir sonuç vereceğini elbette kesin olarak bilemiyoruz. Zaman, onu nasıl değerlendirdiğimize bağlı olarak hızlı ya da yavaş akar. Günümüzde insan, dünyadan daha fazla pay alma arzusuyla hareket ettiği için zaman sanki daha hızlı akıp gidiyormuş gibi bir hayat biçiminin içine sürüklenmiş durumdadır. Yaratma gücünün niceliğini ve niteliğini kavramada çook sığ kaldığımız Rabbimizin yavaş devirde yaşayan kullarına yavaş devirde bahşettiği zaman-hadisat ilişkisini, idrak edilen zamanda olduğu gibi süratli bir şekilde yaşayanların zaman-olaylar ilişkisi adına nasıl bir anlayış farklılığı olduğunu bir ayet olarak gösterdiğine şahitlik ediyoruz. Zamanın içini yaptıklarımızdan hangi şeyle doldurursak, o şey bizim zamanımıza anlam kazandırır. Biz de dünyamızı, kazandığımız bu anlamlar üzerine kurar ve şekillendiririz. Bir taraftan dünyalık işlerimizi kulluk bilinci içinde, helal kazanç ve kazandığımızdan ahiret sermayesi edinme anlayışıyla sürdürmeye, diğer taraftan da varlığımızın asıl amacı olan yeryüzünü imar etme, hilafet sorumluluğunu kuşanma ve kirletilmişliklerle, karartılmışlıklardan arınma adına var gücümüzle çabalıyoruz. Son yüzyılda içine düşürüldüğümüz, kulluktan gafil kalıp kula kul olma zilletine karşı direnmek için ortaya koyduğumuz çabalardan biri de dergi çıkarma faaliyetidir. Bu faaliyetin toplumun rengini değiştirme noktasında nasıl bir sonuç vereceğini elbette kesin olarak bilemiyoruz. Fakat insanların çılgınca dalıp gittiği dünya hayatının oyun ve eğlencelerinden kendimizi beri tutmak, bu akışa taraf olmadığımızı beyan etmek ve durduğumuz yeri göstermek adına bu gayrette ısrar ediyoruz. Biz insanları değiştirebilir miyiz, bunu bilemeyiz. İşin bu tarafı Allah’a ait bir bilgi ve tasarruftur. Fakat bizim sorumluluk alanımızda bulunan şey; kulluğa aykırı davranışlara karşı durma erdemini kaybetmemek, hakikati hatırlatma vazifesini terk etmemek ve bu doğrultudaki çabamızı diri tutmaktır. Günlük faaliyetlerimizin başında gelen radyo programlarını otuz dört yıldır ısrarla sürdürüyoruz. Bu programlardan doğan sohbetleri videolaştırarak sosyal medya denilen, çoğu zaman kulluğun iç edildiği ve buhar görünümlü gerçekliklerin dolaşıma sokulduğu alanlarda paylaşıyoruz. Buradan ne kadar bir dokunuş gerçekleştirdiğimizi net olarak bilemesek de gelen geri dönüşlerden yaptıklarımıza dair kısmi çıkarımlar yapabiliyor ve yola nasıl devam etmemiz gerektiğine dair programlamaları ona göre yapmaya çalışıyoruz. Bu geri dönüşlerin samimi olmasını temenni ediyor; kalplere hükmeden Rabbimizin dilerse yeni bir Medine kuruluşunu gerçekleştireceğine inanarak insanların çizgide kalmasına yönelik faaliyetlerimizi sürdürmeye devam ediyoruz elhamdülillah. Yaptığımız işin bir hatırlatma, bir unutturmama gayreti olduğunun farkındayız. Etrafımıza örülen küresel ağlar, her geçen gün kılcal damarlarımıza kadar işleyerek üzerimizdeki etkisini artırmaktadır. Hem bizim hem “Müslümanım” diyen insanların hem de kendini nereye nispet edeceğine dair hiçbir iddiası ve düşüncesi kalmamış, zavallılaştırılmış ülke insanımızın bu sarmaldan bir an önce kurtulması, insanlık adına hayati bir önem taşımaktadır. Müslümanların gayretsizliklerin- den kaynaklı olarak, tedbirsiz yakalandıkları bu durum, yalnızca dışarıdan gelen kaba bir baskı şeklinde işlemiyor; çoğu zaman konfor, eğlence, merak ve kolaylık görüntüsü altında iç dünyamıza sızıyor. İnsan, kendisine sunulan her yeni imkânı masum bir araç zannettiğinde, o aracın hangi zihniyeti taşıdığını, kendisinden neyi eksilttiğini ve hangi hassasiyetlerini törpülediğini fark etmekte zorlanıyor. Asıl tehlike de burada başlıyor: Kişi esir alındığını hissetmeden, kendi rızasıyla kuşatmanın bir parçası hâline geliyor. Eğer bu kuşatılmışlıktan yakın bir zamanda kurtuluş gayreti gösterilmezse, örümceğin ağına düşmüş avını en küçük hayat emaresinden bile mahrum bırakacak şekilde sarmalaması gibi bir yakalanmışlık hâli gerçekleşecek; küresel düzenin insanı “ham yapma” arzusu tamamına erecektir. İnternet ortamında her geçen gün zihin dünyamızı parselleyen, gündelik hayatımızı şekillendiren ve küreselcilerin bizi evirmeyi istediği davranış biçimlerini kalıplaştırmaya yarayan programlara, çoğu zaman hafif bir bıyık altı gülümsemeyle katılıp gidiyoruz. Bunu anlamak için basit bir örnek verelim. İnternetteki o meşhur uygulamalardan biri çıkıyor ve “Yaşlandığınızda nasıl görüneceğinizi merak ediyor musunuz?” diye soruyor. Eh, merak ediyoruz ya! Bir fotoğraf yüklememizi istiyor ve oradan itibaren programın kurgusal yönlendirmesi başlıyor. Yarının ne olacağını yalnız Allah’ın bileceği bilgisini bir kenara bırakarak, iman esaslarıyla ilgili farkında olmadığımız bir gevşeklikle bu yolculuğa katılıyoruz. Sonunda karşımıza çıkan yaşlılık görüntüsüne bakıp bıyık altından gülümsüyor ve “Vay be, nasıl oluyormu-
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.