Allah’ın ahlak, haya, iffet, edeble ilgili emirleri neyi gerektiriyorsa tam anlamıyla itaat etmek ve bu itaati salih amele dönüştürmekle olur. -İffet sözlükte “haramdan uzak durmak, helâl ve güzel olmayan söz ve davranışlardan sakınmak” demektir. Haramdan kaçı…
Allah’ın ahlak, haya, iffet, edeble ilgili emirleri neyi gerektiriyorsa tam anlamıyla itaat etmek ve bu itaati salih amele dönüştürmekle olur. -İffet sözlükte “haramdan uzak durmak, helâl ve güzel olmayan söz ve davranışlardan sakınmak” demektir. Haramdan kaçınmak, nefsin aşırı arzularını (şehvet, yeme, içme) dinin ve aklın ölçüleriyle dizginleyerek dengeli, namuslu ve ahlaklı bir hayat sürmektir. İslâm ahlâk felsefesindeki dört temel erdemden (hikmet, cesaret, adalet, iffet) biridir. -“Bugün size bütün iyi ve temiz şeyler helâl kılındı. Ehl-i kitabın yiyeceği size helâl, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. İffetinizi (Namusunuzu) korumanız, zinâ etmemeniz, gizli dost edinmemeniz şartıyla ve mehirlerini verdiğiniz takdirde hür ve iffetli mü’min kadınlar ile sizden önce kitap verilmiş olanların hür ve iffetli kadınları size helâldir. Her kim inanılması gereken kâideleri inkâr ederse (Kafir olursa), onun bütün amelleri boşa gider ve o âhirette kesin olarak zarara uğrayanlardan olur.” (Maide.5) -İffetli Namuslu diye manalandırılan “El Muhsanaat” kelimesi Ha-Sa-Ne harflerinden oluşur. Kale gibi kendini koruyan, her türlü meşru olmayan şeylerden korunan, iffetli, namuslu demektir. -Onlar iffetlerini ve harama karşı mahrem yerlerini titizlikle korurlar. (Mü’minûn 23/5) -Mü’minler, kelimenin tam anlamıyla iffet ve namus sahibidirler. Her türlü cinsî sapıklık ve aşırılıktan (LGBT-İ gibi) uzaktırlar. Öylesine iffetlidirler ki, ilâhî kanunun başkaları önünde açılmasını yasakladığı yerlerini örterler. Müslüman şahsiyetin ayrılmaz parçası olan bu özellikte ruhun, yuvanın ve çevrenin temizliği; nefsin, ailenin ve toplumun arınması vardır. Bu temizlik ve arınma; mahrem yerleri helâl olmayanların kirletmesine, kalbin helâl olmayan şeylere ilgi duymasına, toplumda şehvet ve arzuların sınırsız ve kontrolsüz kullanılmasına, aile ve neslin bozulmasına karşı korunmakla sağlanır. Burada Kur’ân-ı Kerîm cinsi ilişkilerde helâl olan şekli ve yolları göstermektedir. -“Her kim bunun ötesinde bir şey aramaya yeltenirse, işte onlar Allah’ın koyduğu sınırları aşanların ta kendileridir” (Mü’minûn 23/6) âyeti, cinsî arzuların zina, eşcinsellik, hayvanlarla temas, LGBT-İ sapıklıkları ve bunlar gibi daha başka yollarla giderilmesinin haram olduğunu belirtir. Gerçek mü’minler, uhdelerine verilen “Emanetleri korur ve sözlerini tutarlar.” -Nur suresi 30. Ayette iffeti korumanın yolu gösterilmektedir. Öncelikle Allah’ın ahlak, haya, iffet, edeble ilgili emirleri neyi gerektiriyorsa tam anlamıyla itaat etmek ve bu itaati salih amele dönüştürmekle olur. Bunu yaparken de harama iffetsizliğe götüren yollardan da kaçınmak gerekir. “Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar; iffet ve namuslarını korusunlar. Bu, onlar için daha temiz ve daha nezih bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların bütün yaptıklarını en iyi bilmektedir. (Nur.30) -“Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar……. “ (Nur.31). Ziynet kelimesi Kur’an’da “elbise, takı, hoşa giden, güzel bulunan nesneler, insanı maddî veya mânevî olarak güzelleştiren şeyler” mânasında kullanılmıştır. Burada kadınların göstermemeleri, örtmeleri istenen ziyneti … “Ziynetlerini göstermesinler” cümlesinin hemen ardından “Başörtülerini yakalarının üzerinden bağlasınlar” buyurulmasıdır. Buradaki mantık bağından zorunlu olarak, kadın vücudunun (nassa göre boyun, gerdan ve göğsü) ziynet, yani süs ve avret olduğu sonucu çıkmaktadır. -Kadınların da iffetlerini korumaları, bunun için avret yerlerini örtmeleri ve zina etmemeleri emredildikten sonra ek olarak onlara, istisna edilen kimselerden başkasına ziynetlerini göstermeme- leri ve başörtülerini yakaları üzerinden bağlamaları yükümlülüğü getirilmiştir. Bu hükmün iyi anlaşılabilmesi için dört hususun açılması gerekmektedir: Süs, açıkta kalan süs, başörtüsünün yaka üzerinden bağlanması ve istisnalar. -Kur’an kadının vücuduna ziynet diyerek örtülmesini emrettiğine göre, eğer âyette istisnalar gelmeseydi vücudun tamamının herkese karşı örtülmesi gerekecekti. İstisnalar iki ruhsat ve imkân getirmektedir: 1. Dışarıda kalan yerler örtülmeyecektir. 2. Örtünün içinde kalan kısımlar da bazı kimselerin yanında açılabilecektir. -Bütün bu ayetlere baktığımızda gösterilmesi haram olan yerlerin kesinlikle gösterilmemesi gerektiği gibi, harama, iffetsizliğe sevketme ihtimali olan olaylardan fiillerden de kaçınılması gerektiği vurgulanmaktadır. “Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.” (İsra.32) -Bu ayette Rabbimiz bizim fıtratımızı meyillerimizi zaafiyetlerimizi en iyi bilen olduğu için ; “Zinaya yaklaşmayın” ifadesi kullanılmıştır. Ayette doğrudan “zina etmeyin” denilmemiş, daha geniş bir anlam içeren “yaklaşmayın” buyrulmuştur. Yaklaşanın yanlış yapma olasılığı yüksektir çünkü. Kötü Yollardan Kaçınma: Bu ifade, insanı zinaya götürebilecek kötü bakışları, haram ortamları, sözleri ve davranışları da yasaklar. Hayâsızlık: Zinanın hem aklımıza hem de temiz fıtratımıza ters düşen büyük bir çirkinlik kirlilik yanlışlık ve iğrençlik olduğu vurgulanır.
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.