utanılacak bir hâle düşmemek için iradesini önceden harekete geçirmesi; nefsini, sözünü ve davranışını incelikle denetlemesidir. Bir kadın adı olarak da hatırladığımız iffet kelimesinin söylenişindeki şiddet, sıfatın insanda ne denli içten olması gerektiğini d…
utanılacak bir hâle düşmemek için iradesini önceden harekete geçirmesi; nefsini, sözünü ve davranışını incelikle denetlemesidir. Bir kadın adı olarak da hatırladığımız iffet kelimesinin söylenişindeki şiddet, sıfatın insanda ne denli içten olması gerektiğini düşündürür. Kelimenin telaffuzundaki şeddenin dudaklarda tecelli etmesi, üzerinde şedde dolayısıyla bastırarak durma adına önemli bir kelime olduğunu ortaya koyar. Siz dikkat etmeseniz bile telaffuz sizi kelimenin üzerinde durdurur ve basitçe geçmenize engel olur. Kendi kendinize iffet kelimesini latince diksiyon, arapça tecvid kurallarına göre okuyun bunu çok net bir şekilde anlayacaksınız. Tıpkı söylenişindeki gibi insanın iç dünyasında bıraktığı üzerinde durma duygusu kelimenin yaşamsal zarafetini ortaya koyar. İffet kelimesinin bizde bıraktığı duygulardaki nazenin hassasiyet. İnsan adına, kişiliğin korunması adına olması gereken, çekingenlik fakat bilinçli ve aktif çekingenlik. Yapabileceği halde yapma gücünü kullanmama ve çekingen davranma afifliği. İhtiyacı olan konularda istememe duygusu, Bakara Suresi 273. Ayette anlatılan tamda bu konuya örnek olabilecek bir örneklemedir. “(Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı (dilen- medikleri için), bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler. Siz hayır olarak ne verirseniz, şüphesiz Allah onu bilir.” Haya; kötü diye tanımlanan davranışlar konusunda kötüye bulaşmama duygusudur, Allah’ın kendisine özgü verdiği ve nasıl kullanılması gerektiğine dair kuralları belirlediği cinsiyetini muhafaza duygusu. Derin düşünce insana dair kötülüklerin çoğunun cinsiyete dair kural ihlalleriye ortaya çıktığını gösterir. Hayâ kelimesi çoğu zaman “utanma” sözüyle karşılanmış olsa da Türkçedeki utanma kelimesi bu kavramın derinliğini bütünüyle kuşatmaz. Utanma, daha çok insanın yaptığı yahut yapmayı düşündüğü bir işin ardından içine düşebileceği mahcubiyet hâlini çağrıştırır; bu yönüyle nispeten pasif bir duygudur. Oysa hayâ, bundan çok daha canlı ve bilinçli bir duruştur. Kişinin, utanılacak bir hâle düşmemek için iradesini önceden harekete geçirmesi; nefsini, sözünü ve davranışını incelikle denetlemesidir. Bu bakımdan hayâ, insanın kendisini kötülüğe varmadan koruyan içten bir edep, aktif bir tercih ve ruhun zarafetle gösterdiği ahlaki teyakkuzdur. Edep kelimesi de tıpkı hayâ gibi, insanın bilinçli tercihiyle ortaya çıkan aktif bir hâl ve davranış biçimidir. Kişinin, nefsinin gelişi güzel akışına kapılmadan; sözünü, tavrını ve duruşunu olması gereken ölçü içinde tutmasıdır. Bu yönüyle edep, insanın kendi varlığını incelikle terbiye etmesi, davranışlarını bilerek ve isteyerek ahlaki bir zarafet iklimine taşımasıdır. Edep, insanı mükemmelleştiren ahlakın bir musiki eserdeki şiirselliği gibi notalarına basa basa yürünen bir hayat ahengidir. İnsanın ahlakı, kuru bir iddia olarak değil; bakışında, sözünde, susuşunda ve muamelesinde temsil etme iradesidir. Fakat bu temsil, başkalarının gözüne sokulan bir gösteri yahut kendini yüceltme tavrı değildir. Bilakis edep, güzelliği muhatabın gözüne batırmadan, ruhunu incitmeden sunmak; yaşananı kaba bir teşhirle değil, şiir zarafetinde ve sükûnet içinde ortaya koymaktır. Onun asıl inceliği de burada saklıdır: İnsan, edeple hem hakikati taşır hem de taşıdığı hakikatin ağırlığıyla kimseyi rahatsız etmez. Bu üç kavram zaviyesinden bakıldığında, din adına örnek şahsiyet olarak karşımızda duran Hz. Peygamber’in davranışlarındaki tabiilik daha derin bir anlam kazanır. Onun hâlinde iffet, hayâ ve edep kuru birer öğüt olarak değil; hayatın içinde nefes alan, mu-
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.