Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve
bir uyarıcı olarak gönderdik. AZHÂB :45
۞
Önsöz
Rasul mü Nebi mi tartışmalarının arkasında yatan sapkın gerçeklikler
Yayın kurulu adına
Müslümanım diyen insanların,
sapkın Hristiyan teolojisine sahip
batılı müsteşrikler tarafından
oluşturulmuş, ilmi dayanaktan
yoksun saldırılarına alet olduğu
zamanlardan geçiyoruz.
Yakın bir zamana kadar in-
sanlık adına en önemli ihtiyaç
giderme mekanları olan helayı bile
bilmeyen, lazımlığı bulduğunda
büyük bir keşif yapmış gibi onun
üzerinde ihtiyaç giderirken elçileri
kabul eden krallıkların mensubu,
barbar batı, Endülüs medresele-
rinde papazların öğrendiği İslami
ilimlerle aydınlandığını fark etti-
ğinde Müslümanlarla arasındaki
medeniyet farkının ne kadar açık
bir makasa sahip olduğunu gördü.
Medeniyet farkını gidermenin
yolunu, Müslümanların eleştiri-
lebilecek taraflarını kendilerine
basamak yapmak maksadıyla
şarkiyat anlayışını ihdas ettiler.
İslami ilimler tarihinde var olan
tartışmaları sadece küçük düşür-
mek adına ileri boyutlara taşıyarak
kendilerini Müslümanların üzeri-
ne çıkarma gayreti içine girdiler.
Vaz geçemedikleri İslam alim-
lerinin isimlerini batılılaştırmak
suretiyle Müslümanlıklarını ka-
mufle etme eğilimini benimsediler
ve bu insanları kendilerine mal
etmeye çalıştılar. Modern bilimin
matematik, tıp, astronomi, cebir
gibi dallarında vaz geçemedikleri
gerçeklikleri kendi kelimeleri üze-
rinden kavramlaştırarak insanlığa
medeniyet üstünlüğü kurmaya
çalıştılar.
Nebi-resul kelimelerinin batı-
lılar tarafından, Kur’an bize yeter
anlayışı çerçevesinde Müslüman-
ların gündemine gerçek problem
buymuş gibi sokulması, Müslü-
manlar arasında suni gündem
Editör
Rasul mü Nebi mi
tartışmalarının arkasında
yatan sapkın gerçeklikler
oluşturma amacı güder. Her ne
kadar bizim ilim geleneğimizde bu
konular tartışılmış olmasına rağ-
men hiçbir şekilde sonuç olarak
batının çıkış noktasına getirdiği
hale bürünmemiştir.
Nebi- resul kavramları gibi
ilmi konuların konuşulabilmesi ve
tartışılabilmesi adına ilmi bir dü-
zey, alt yapı gerekliliği kaçınılmaz-
dır. Kavramların bilgiden soyut-
lanmış vaziyette, konunun cahili
insanlar tarafından tartışılması,
abes sonuçlar ortaya çıkarmakta-
dır. İnsanlar bilmedikleri konula-
rın kavramlarını doğru kullanıp
kullanamadığının bilincinde olma-
dan tartışma ortamları oluştur-
maktadırlar. Sonrasında bilmeyen
insanların körü körüne savunduğu
spot cümleler üzerinden neticelen-
mesi mümkün olmayan tartışma-
lar meydana gelmektedir.
Şimdi ne yapmalı, kanaatimce
konunun ilmine sahip olmayan
insanlarla tartışmak, konuyu çö-
zümlemeyi imkânsız kılacağı için
bu tür insanlara cevap dahi ver-
memek muhatap olmamak en iyi
yöntem olur diye düşünüyorum.
Şimdilerde nübüvvet-risalet
konuları üzerinde sıkıca durarak
indirilen din, uydurulan din diye
insanlara sempatik gelecek yakla-
şımlarla bir anlayışı ayağa kaldır-
mak çabalarını samimi görmek
mümkün değil. İnsanlar kendileri-
ni başkalarından farklı düşünüyor
göstermek suretiyle ayaklarının
altına basıp üzerine çıkma ve
kendini gösterme şeklinde ifade
edilebilecek, basamak oluşturma
gayreti içine girmiş vaziyettedirler.
Buna da kendilerine bir hayli söz
söyleme alanı açabilecek şekilde
risalet ve nübüvvet konusunu alet
etmişlerdir.
Sosyal hayatta bugün için uy-
gulanmayan Kur’an’ın uygulama-
da nasıl bir sonuç ortaya çıkaraca-
ğını bilemeyen insanlar, herhangi
bir konu için telefon numarası
söyler gibi 25/30 diyerek ayakları
nereye basacak bilemediği konula-
rın uzmanı gibi konuşmaktadırlar.
Kur’an’ın hangi kavramı olursa
olsun avamın tartışabileceği bir
alan olmadığını bilmek gerekmek-
tedir. Avam okur anlar, anladığı
kadar kendisi yaşayabilir. Bu
onun, konunun uzmanı olması-
nı gerektirmez çünkü yaşadığı
şey sadece kendini bağlar. Fakat
şöyle bir gerçekliği de unutmamak
lazım. Mümin takvada ilerleme
sağlayacak bir kişiliktir. Takvada
ilerleme sağlamak da daha çok
bilmek ve amel etmekle mümkün
olur. Bu demektir ki biraz öğren-
mek mümin için yeterli olmaya-
caktır. Bu sebeple de öğrenmeye
devam etmek kaçınılmazdır.
Bugün, Kur’an konularının
teolojik olarak kâğıt üzerinde
tartışılması, sonuçlarının öngörü-
lebilir olmaması açısından doğru
değildir. Uygulanmayan İslam’ın,
uygulanmayan temel kaynağı
Kur’an’ın kavramlarının tartışıl-
ması birkaç aklı evvelin egolarını
tatmin etmekten başka bir işe
yaramamaktadır. Bu tartışma-
ları yapmaktan zevk alanların
Kur’an’ın en temel konusu şirkin
reddi anlamında ciddi bir iddia-
larının olmadığını, hatta modern
şirk Kamalizm’in benimsenmesi
konusunda ılımlı davrandıklarını
biliyoruz. O zaman söylenecek
şey şudur, Allah’ın kitabı üzerin-
den elinizi çekin, gidin kendinizi
tatmin edebileceğiniz başka işlerle
uğraşın.