بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
ISSN 3023-7688  ·  Sayı 29  ·  Ağustos 2026

ünsiyet.

29
İlmî · Kültürel · Fikrî Aylık Dergi
Ağustos 2026 — Dosya: Hevâ ve Heves
۞
Sayı 27 · Haziran 2026 · Makale · s. 23

Vahiy ve Hadis Arasında Akıl

Mustafa İbakorkmaz — Grafik Tasarım

۞
Vahiy ve Hadis Arasında Akıl
Yazı boyutu %100
Paylaş
Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Bir meclise oturup hikmetli söz dinleyip,

Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Bir meclise oturup hikmetli söz dinleyip, sonra bu meclisten bahsederken işittiği şeylerin sadece kötü kısımlarını anlatan bir kimsenin misali, bir çobana gelip: “Ey çoban, süründen bana bir koyun kes!” deyince, çobandan: “Git en iyisinin kulağından tut al” iznine rağmen gidip sürünün köpeğinin kulağından tutan adamın misalidir.” (Kütüb-ü Sitte, 7233)

Akıl ve işlevleri olan tefekkür, tedebbür, tezekkür, nazar ve benzeri kavramlar Kur’anda önemli bir yer tutmaktadır. Kur’an’da hem mü’minler hem de müşrik ve kafirler çeşitli vesilelerle akıllarını kullanmaya davet edilir. Kur’an’a yüzeysel bir bakışta bile akla ve tefekküre verilen önem açıkça görülebilir. İnsanlar; kendilerini, uzayı, doğa olaylarını düşünmeye davet edilir. Bu açıdan bakıldığında iman ve akıl arasındaki ilişkiler de açıklığa kavuşur. Fakat, aklın vahiyle ilişkisi söz konusu olduğunda problemlerle karşılaşmaktayız. Çünkü vahiy, akılla anlaşılacak veya kavranabilecek bir yapıya sahip değildir. Bizler vahyin ne olduğunu ve içeriğini akılla anlamaktan aciz varlıklarız. Bu nedenle vahyin anlaşılması, doğası gereği risaletle sıkı bir ilişki içerisindedir. Vahiyle ancak risalet aracılığı ile muhatap olabilir, ancak risaletin açıkladığı ve çerçevesini çizdiği kadarıyla anlama, idrak etme imkanı bulabiliriz. Kur’a’da akla ve akletmeye yüklenen önem dolayısıyla, tarih boyunca Kur’an’da akıl derken ne kastedildiği, akletmenin ne şekilde gerçekleştirileceği anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu anlama gayreti, Aklı tanımlama temelinde başlamış ve aklın nasıl kullanılacağı konusunda çeşitli anlayışlar ortaya çıkmıştır. Bu anlayışlar da birbirleriyle tarih boyunca çelişip çatışmıştır. Bu çatışmalar çeşitli ilim dalları ve mezheplerin ortaya çıkmasına da yol açacak kadar önemli hale gelmiştir. Aklın ve akletmenin müslümanlar arasında itikat ve muamelat açısından kan dökülmeye yol açacak kadar çatışmaya neden olan şey nedir? Bu sorunun cevabı risalet, dolayısıyla sünnette ve hadiste aklın nasıl tanımlandığıdır. Kur’an’da akla verilen değer açıkça ortadayken, sünnette ve hadislerde aklın konumu muallakta kalmıştır. Bunun önemli nedenlerinden biri, hadislerin tedvini ve tasnifi görevini üstlenen ehl-i hadisin akıl konusuna bakışı ve tutumudur.Malumdur ki, ehl-i hadis, kendisini Mutezile, rey ekolü ve tasavvuf karşısında konumlandırmıştır. Bu karşı duruşun sonucunda, vahiy ve hadislere akılla yaklaşmamayı esas alan lafzi manayı temele koyan bir usül geliştirmiştir. Kendi usülünün dışındaki tüm yöntemleri de şiddetle reddetmiştir. Mutezilenin aklı Kur’an ve Sünnetin hemen ardında konumlandırması, Rey ekolünün yöntem olduğu kıyas ve sufilerin kendi yolları için hadislerden delil gösteriyor olmaları ehl-i hadisi tarih boyunca rahatsız etmiş, akıl konusunda katı bir tutum takınmalarına yol açmıştır. Mutezilenin, rey ekolünün, sufilerin hadislerden getireceği muhtemel delilleri boşa çıkarmanın da yollarını aramışlardır.

Mesela, Ebu’l Feth el Ezdi, akılla ilgili hiçbir hadisin sahih olmadığını söyler. İbnül Cevzi de akıl konusunda Hz. Peygambere atfedilen hiçbir hadisin sahih olmadığını belirtir. Akılla ilgili hadislerin sıhhetleri konusunda ibn Teymiyye de kendisine yöneltilen bir soruya karşılık şu cevabı vermiştir. “Bu hadisin uydurulmuş bir yalan olduğu, hadis bilgisine sahip olanlarca bilinmektedir. Nitekim güvenilir islami kaynakların hiç birisinde yer almamaktadır. Bu tür bir hadisi ancak akıl konusunda eser yazan Davud b. Muhabber ve benzerleri ile Ihvanu’s Safa gibi felsefeciler divayet ederler. Bu hadisi Ebu Hamid, İbn Arabi, İbn Sebin ve benzerleri kitaplarında zikrederler.”1 Ehl-i Hadis; felsefe, tasavvuf, kelam ve rey ekollerine karşıt olduğu için akılla ilgilere temkinden çok tepkiyle yaklaşmışlar diyebiliriz. Akılla ilgili hadislere toptancı bir şekilde uydurmadır demekten çekinmemenin başka bir açıklaması yoktur. Fakat şöyle bir durum var. Hadis ricali için koydukları şartlar arasında aklı başında olmayı tarif eden şartlar var. Bunu hiç mi farketmediler, yoksa önemsemediler mi? Sonra yine şöyle bir sorun yine ehl-i hadis açısından bir vebal sorunu olmuştur. Efendimiz şayet akılla ilgili yol gösterici, uyarıcı, yöntem belirleyici sözler sarfetmişse, diğer hadislere gösterilen hassasiyet bu konuda da gösterilmeli değil midir? İşin doğrusuna sahip çıkılmalı değil miydi? Muarızlarının işine yarayacak, delil olabilecek zemini kendileri bizzat oluşturuyor ve sonra bu zemini kaldırmak için Kur’an ve Hadis arasında önemli bir konuyu ortadan kaldırmaya girişmek nasıl anlaşılabilir? İbn Teymiyye, Ra’ful-Melam’da “Bir kimsenin Hz. Peygamberden gelen bütün hadisleri ihata ettiğini iddia etmesi kesinlikle mümkün değildir. Kim, her sahih hadisin her imama veya muayyen bir imama ulaştığına inanırsa, çok fahiş bir hataya düşmüştür.” Diyor. Akıl veya başka her hangi bir konuyla ilgili hadisleri toptan uydurma olarak sınıflamak bu bakış açısına göre, akılla ilgili tüm hadislere uydurma diyenlerin fahiş bir hatada olduklarını gösteriyor. “İnsan, aklı sayesinde Allah’ın vahyine muhatap olmakta, gerçek anlamda insanlığını ve Allah’ın yeryüzündeki halifeliğini de aklı ile gerçekleştirebilmektedir.”2 İnsan aklıyla Allah ve O’nun vahyiyle muhatap. Buna rağmen Allah’ın resulü bu derece önemli bir konuda tek bir söz söylememiş! İnsan, Kur’anda sürekli akletmeye davet edilirken, hadislerde bu davete dair hiçbir açıklama yok… Böyle bir şeyin mümkün olmaması gerekir. Nite1) Kur’anda İşlevsel Akla Verilen Değer, Abdulbaki Güneş, Ahenk y., sf. 2) Akıl ile İlgili Hadislerin Tespit ve Tenkidi, Sami Kilinçli, Çukurova Üni., Yüksek Lisans Tezi

kim, hadislerde, keyyis, lübb, nuhâ, hilm, dimağ ve kalp kelimeleri de hadislerde akıl anlamında kullanıldığını görüyoruz.3 Akılla ilgili tüm hadislerin uydurma ya da zayıf olduğuna hükmeden ehl-i hadisin bir tezatına da burada şahit oluyoruz. Muarızlarını akıl konusunda eleştiren Ehl-i Hadis, ravide aradığı şartları şu şekilde sıralıyor. “Bir ravinin rivayetinin kabul edilmesi için, akıl, zabt, adalet ve islam şartlarına sahip olması gerekir.” Bu şartlara aklın dahil edilmesinin iki gerekçesi var. Birincisi büluğa ermiş olmak, yani çocuk olmamak, ikincisi de rivayet ettiği hadisi aklında tutmak için aklın gerekliliği. Aklı, sorgulamak, hikmetini anlamak, manasını araştırmak, hükümlere ulaşmak, maksadını kavramak için kullanmayı/kullananları kerih gören ehl-i hadis, kendisi için gerekli olan kadar aklı şart koşuyor. Akılla ilgili hadislerin tamamı uydurma ise, böyle bir şartın delili yok demetir oysa. Ehli Hadis, müsabık olduğu bir konuda hakemlik de talep eder. Yaptıkları kavganın hakemliğini de üstlenmiş oluyorlar. Bu bakımdan akılla ilgili hadisleri kabul etmeyen ehl-i hadisin adil ve hakkanniyetli davrandıkları düşünülemez. Adalet ve adavet konusundaki zaaf, Allah rasulünün hadislerine etki yaptığı gibi, insanların akla ya da hadislere olumsuz bakış geliştirmesine yol açar. Allah-ü Teala (cc) “Kasem olsun ki, size bir kitap indirdik ki, sizin şerefiniz ondadır. Hâlâ âkilâne düşünmez misiniz?”4 Buyurur. Vahiyle muhatap olmamızın tek yolu vahyin muhatabı olan aklımızdır. Akilâne düşünme, Allah’ın emrini yerine getirme anlamında kulluğumuzun önemli bir yönünü teşkil eder. Üstelik başka bir ayette “Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab’ı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Resûl gönderdik.”5 Buyruğuna baktığımızda nasıl akletmemiz gerektiğini görebilmek için Allah Resulünün (sav) talim ettirdiği yöntemlerle kitaba bakmamız, rasule ittiba etmemiz gerekmektedir. Bu gerekliliği hakkıyla yerine getirebilmek için, öncelikle Allah Resulünün akıl konusuna yaklaşımını netleştirmemiz, sonra ise başta Kur’an, ardından sünnet, sahabe, gelenekteki alimlerin ne dediğine bakmalı, böylece aklı yerli yerinde konumlandırmalıyız. Ancak bu şekilde doğru şekilde akletmeyi başarabileceğimiz ortadadır. Aksi takdirde bir sürü koyunun içinden çoban köpeğini seçip almak gibi bir garabet yaşayacağımız ortadadır. 3) Age, sf. 4) Enbiya: 10 5) Bakara: 151

Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.