(Buhari; Cenaiz,79) Hedef haritadaki yerinden önce insanın zihnindedir. Yolculuk yola bağlıdır. Dosdoğru ve hedefe ulaşan en kestirme en konforlu yol yürüyüş için arzu edilen ideal yoldur. İnişi yokuşu çok, dolambaçlı yollar yolculuğu çile haline getirir. Yora…
(Buhari; Cenaiz,79) Hedef haritadaki yerinden önce insanın zihnindedir. Yolculuk yola bağlıdır. Dosdoğru ve hedefe ulaşan en kestirme en konforlu yol yürüyüş için arzu edilen ideal yoldur. İnişi yokuşu çok, dolambaçlı yollar yolculuğu çile haline getirir. Yorar, hedefe ulaşmayı zorlaştırır. Yol ve yolculuk insan için çağrışımı en yüksek mecazlardan biridir. Çünkü fiziki yol ve yolculukla benzerlikleri olan başka faaliyetlerimiz vardır. Mesela kalbin, hedefi iman ve ahlak olan bir yolculuğu vardır. Ömür boyu sürer. Kulluk, dosdoğru bir yolda yolculuktur. Nefsin yolculuğu esfele safilin ve alay-ı illiyyin arasında bitip tükenmek bilmeyen bir yolculuktur. Akıl yürütmek dediğimiz eylem de bir yürüyüştür, bir yolculuktur. Yolun işlevini yerine getirmesi, yolculuğun hedeflenen menzile ulaşabilmesi de belli şartlara bağlıdır. Doğru yolda olsak bile yanlış yönde ilerlemek bizi gitmek istediğimiz yere götürmez. Ya da hedefi başta belli olmayan bir yolculuğa çıkarsak nereye ulaşmamız gerektiği belli olmadığı için bir yere ulaşmaktan söz edemeyiz. Bu nedenle kendisi dosdoğru yolun rehberi olduğu halde, “Şüphesiz Allah, bu kitap (Kur’an) sayesinde bazı toplulukları yüceltir, diğerlerini de alçaltır.”1 Kur’an’dan hareket ettiğini, yola çıktığını iddia eden birçok görüşün yanılgısını burada aramak gerekir. Oysa “De ki: “Şüphesiz doğru yol Allah’ın dosdoğru yoludur.”2 ve “De ki: Şüphesiz doğru yol, Allah’ın (gösterdiği) yoludur.”3 Buna rağmen menzilimize ulaşamıyor, bilakis alçaltılan bir topluluk olma riskini taşıyorsak dikkat etmemiz gereken şeyler var demektir. Öncelikle bir şüphe taşımamız gerekiyor. Yol doğru ama yürüyüşümüz bu yola uygun mu? Yol doğru ama yö1) Müslim; Müsafirin, 269 2) Al-i İmran Suresi, 73 3) Bakara Suresi, 120 Zaman ahir zaman. Son birkaç yüz yıldır Müslümanların hali ortadadır. Yaşanan birçok gelişme geçmişteki parlak günleri hatırlatmakta, bugünle kıyasladığımızda halimizin vahameti gözümüzde daha çok büyümektedir. nümüz doğru mu? Adımlarımız birbiriyle uyumlu olarak yola ve yöne uygun olarak birbirini takip ediyor mu? Çünkü şöyle bir uyarı ile daha karşı karşıyayız. “Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar.”4 Yol ve yolculuk varsa, şaşırma ve sapma daima mümkündür. Bazen insan saptığının farkına bile varmadan ulaşmak istediği menzilden adım adım uzaklaşabilir. Bu sürekli bir kontrolü, dikkati, kendinden emin olarak kaybolmaktan kaçınma gayretini zaruri kılar. Zaman ahir zaman. Son birkaç yüz yıldır Müslümanların hali ortadadır. Yaşanan birçok gelişme geçmişteki parlak günleri hatırlatmakta, bugünle kıyasladığımızda halimizin vahameti gözümüzde daha çok büyümektedir. Allah’ın muradı ve layık olduğumuz vecihle bugünkü durumu yaşıyoruz. Peki durum nedir? Yolun neresindeyiz? Yolculuğumuz ne haldedir? Bazı yönlerden kaybolmuş durumdayız. Bazı yönlerden sapmış, dosdoğru yoldan uzaklaşmış haldeyiz. Nerden yola çıktığımızı doğru tespit edemiyor, nereye varacağımızı bilemiyoruz. Tam bir şaşkınlık hali. Belki haritamızı kaybettik. Belki bir haritaya nasıl bakılır, yön 4) En'am Suresi, 116 tayini nasıl yapılır bunu bilemiyoruz. Belki kısmi bir körlük. Tüm bunlar bir araya geldiği halde yürümeye, ilerlemeye, yolculuğumuzu tamamlamaya, menzilimize ulaşmaya çalışıyoruz. Yer yer yanılarak, saparak, kaybolarak, tereddütle, kendi aramızda tartışarak, birbirimizi doğru bildiğimiz yöne çekiştirerek ilerlemeye çalışıyoruz. El yordamıyla, içgüdülerimizle, ön sezilerimizle, karamsarlıkla, iyi niyetle… Şaşırmak, sapmak veya kaybolmak en çok zihinde gerçekleşen bir olay. Dolayısıyla bulunduğumuz durum zihnimizin sakatlanmasıyla doğrudan ilgilidir. Bu zihin sakatlığının, aksak akıl yürütmesi bugün şöyle bir yargıya varmış durumda. “Batıya mağlup olduk” Bu görüş tam olarak kaybolduğumuz sapaktır. Çünkü bu tamamen bir vehimden ibarettir. Akıl dışı bir yargıdır. Aramızdan bunu kabul edenler, bize yeni yollar önerdiler. Yeni yolculuklar teklif ettiler. Oysa “Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir.”5 diye bir uyarı yüzyıllar öncesinden bu tür düşüncelere kapılmamamız gerektiğinin altını çiziyordu. Efendimiz de bu uyarıya mutabık olarak bize şunu söylüyordu. “İslamiyet daima âli ve galibdir, mağlub olmaz.” İslam’da akıl kalbin eylemidir. Doğru bir akıl yürütme de dosdoğru yola iman pusulasıyla mümkündür. İslam’ı mağlup saymak bir vehimdir. “İnsan akıl kuvvetine tabi olursa vehmi mağlup olur”6 Nereye gittiğimizi bilmiyorsak, gittiğimiz yerin bir anlamı yok demektir. Dolayısıyla yolun ve yolculuğun da anlamı kalmaz. Bizim bundan gafil olmamız ise, kaçınılmaz son karşısında ne bir mazeret, ne de oraya varmaktan kaçınmaya bir sığınak olabilir. 5) Âl-i İmrân Sûresi(3) 139 6) Rifat bin Mehmed Emin, İlm-i Ahval-i Ruhve Usul-i Tefekkür, Çizgi Kitabevi, sf 101
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.