slam sadece ‘teslimiyet’e işaret eden ismifiil değil,ayrıca gerçek teslimiyeti tarif eden belirli bir dinin adı olduğu gibi dinin tanımıdır da: Allah’a teslimiyet.” şeklinde tanımlar İslam’ı, S. Muhammed Nakib el-Addas. İnsanlık tarihi boyunca farklı toplumlar…
slam sadece ‘teslimiyet’e işaret eden ismifiil değil,ayrıca gerçek teslimiyeti tarif eden belirli bir dinin adı olduğu gibi dinin tanımıdır da: Allah’a teslimiyet.” şeklinde tanımlar İslam’ı, S. Muhammed Nakib el-Addas. İnsanlık tarihi boyunca farklı toplumlarda peygamberlerin tebliğleriyle hep var olan İslam (ed-Din) Hz.Muhammed’le tamamlanmış ve kemale ermiştir. Bu dinin temel eksenini ise “tevhid” oluşturur. İslam Düşüncesinde Tevhid ,Mevlana’nın pergel metaforunda sabit uç gibi bir yer işgal eder. Böylelikle ‘varlık’ anlamını,’değer’ kıymetini bulur. Tevhidi düşüncenin içeriği çok geniş kapsamlıdır. ” Yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de arkasından yedi deniz daha katılarak (mürekkep) olsa yine de Allah’ın sözleri (yazmakla) tükenmez. Şüphesiz ki Allah güçlüdür, doğru hüküm verendir.” (Lokman 27). Bu makalede tevhidi üç soru üzerinden kısmen açıklamaya çalışacağız. 1- ”İnsanlar bir tanrıya niçin inanırlar ?” Hak ve Batıl mücadelesi hep olagelmiştir. Bu mücadelenin bir yönü de fikri anlamda rakibi alt etmeye yönelik tartışmalardır. Tarihi süreçte bu tip meşhur tartışmalar vardır. Tartışmalarda soruların nasıl sorulduğu önemlidir. Bu kısımda sorunun soruluş şeklinin önemine binaen bir örnek vererek açıklamaya çalışalım. Kendi içinde tutarlı ,doğru sorulmuş ve manipulatif olmayan bir soruya verilecek cevap elbette ki net olacaktır. Fakat yönlendirici bir soru ile amaçlanan üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir. Örneğin ateizm ve materyalizm taraftarı birçok kitap ve makalede şöyle bir Tevhidi düşüncenin içeriği çok geniş kapsamlıdır. ” Yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de arkasından yedi deniz daha katılarak (mürekkep) olsa yine de Allah’ın sözleri (yazmakla) tükenmez. soru sorulur: “İnsanlar neden bir tanrıya inanmaya ihtiyaç duyar? “ Genel olarak bir soruda amaçlanan / cevabı aranan şey rutinden farklı ,normal olmayan,tuhaf şeylerin sebebinin öğrenilmesidir. Bu örnek sorumuzda tuhaflık “tanrıya inanç” olarak sunulmuştur. Oysa ki tanrıya inanmak tuhaf değil “inanmamak” tuhaftır. Aslında sorulması/sorgulanması gereken şey ” inanmamak”tır. Dolayısıyla böyle bir soru yönlendirici bir sorudur. Doğru soru, ”İnsanlar bir tanrıya niçin inanmazlar?” şeklinde olmalıdır. Farklı dinlere veya inançlara sahip insanlar buna farklı cevaplar verebilir ama bir müslüman (muvahhid) açısından cevap açıktır (kısaca): “Allah’ı unutan ve (bu yüzden Allah’ın da) onlara kendilerini unutturduğu kişiler gibi olmayın! Onlar yoldan çıkanların (fasıkların) ta kendileridir.” (Haşr 19) İnsanlar fıtrat üzere yaratılmışlardır. Yani doğuştan Allah’a inanmaya yatkındırlar. Daha sonra çevresi ,ailesi v.b… etkenler insanların bu fıtri durumunu bozar. Zaten peygamberler de bu unutmayı (özüne yabancılaşmayı) hatırlatıp doğru yola iletmek için gönderilmişlerdir. Tebliğinin özü ise fıtrata uygun olan ‘tevhid’dir. 2-”Buralara niçin geldiniz ?” Tevhid ,bilgi,fiil (amel) ve hal aşamalarından oluşur. Sadece bir bilgi değildir,aynı zamanda amele de dökülmesi gerekir. Tevhidi Dünya Görüşüne sahip bir müslümanın temel vazifelerinden biri de tebliğdir. Yani iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmaktır. Kadisiye savaşı öncesinde İslâm orduları başkumandanı Sâd b. Ebi Vakkas (r.a), Rebi b. Amir’i (r.a) elçi olarak Pers karargâhına gönderdi. Pers orduları başkomutanı Rüstem şatafat içinde, altınlar, gümüşler, rahat yastıklar arasında idi ve maiyetindeki herkes gösterişli elbiselerini giyerek elçiyi karşıladılar. Amaç onu psikolojik olarak etkilemekti. O büyük sahabe ise hiç bunlara iltifat etmeden ilerleyip Rüstem’in karşısına dikildi. Rüstem, Rebi b. Amir’e ”Buralara niçin geldiniz ?” (yani benim ne kadar güçlü olduğumu görüyorsunuz, yenileceğinizi de biliyorsunuz buna rağmen sizi benimle savaşmaya iten şey nedir?) diye sorunca, o kahraman sahabe şu müthiş cevabı verir: “Biz, Allah’ın, insanları kula kul olmaktan kendisine kulluğa, dünyanın darlığından ahiretin genişliğine ve batıl dinlerin zulmünden İslâm’ın adaletine çıkaralım diye gönderdiği bir toplumuz.” Böyle güzel bir cevap şu anda bile tüylerimizi diken diken etmektedir ki şu ayetin açılımı olsa gerek: “Görmüyor musun Allah nasıl bir örnek verdi! Güzel bir sözü,
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.