Tabii tüketim konumuz, diyorsun ey kârî. Ama vermeden almak olmaz ki dünya kanununda. Zannımca değiştirmek lazım şu alışverişi veriş alışla. İnsan, yeryüzünün irade sahibi olan “yalnız” varlığı. Yani bir şeyi kullanmak, bilinçli şekilde tüketmek de ona ait bir…
Tabii tüketim konumuz, diyorsun ey kârî. Ama vermeden almak olmaz ki dünya kanununda. Zannımca değiştirmek lazım şu alışverişi veriş alışla. İnsan, yeryüzünün irade sahibi olan “yalnız” varlığı. Yani bir şeyi kullanmak, bilinçli şekilde tüketmek de ona ait bir fiil. Hiçbir şey yapmama iradesini gösterdiğinde de tüketmeye devam ediyor. İlginçtir, burada ettirgenlik eki aynı zamanda dönüşlülük anlamı da taşıyor, kendi kendini tüketen insan. Oksijenin yaşattığı varsayımı öldürdüğü için de geçerli değil midir? Durduğumuz yer, gördüğümüz açıyı belirler. Sebepler salt aklı mutlu eden cevaplardır ama olmasa da olduran ve ancak kalbin ihata edebildiği “Allahualem…” damgasının altındaki hikmete de arifler bağlıdır. “Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul.” (İnşirah, 7) mealindeki ilahî düstur ataleti redderken bitmenin yeni bir bitme (türeme) ile başlamasını ya da başlayacağını işaret ediyor sanki. Bu sonu gelmez döngüde sürecin şartları önemli. Ayetikerimede “Eğer bilmiş olsalardı, bu dünya dirliği, ancak bir eğlence, bir oyuncak, son yurt, evet işte dirlik budur! Bu dünya hayatı oyundan ve eğlenceden başka bir şey değildir. Ebedî ahiret diyarı ise, hayatın ta kendisidir. Keşke bunu bilselerdi.” (Ankebut, 64) buyrulmaktadır. Hedefi iki cihanı da kapsayacak bir perspektifle tespit etmek ona ulaşmnın öncelikli şartıdır. Gerçekle hakikate ulaşmak tükenenden tükenmeze varmanın şartı olabilir. “Perdenin ardı perde, perdenin ardı perde, Her siper aşıldıkça gaye öbür siperde.” şiiri de aynı gayenin perdelerini aralamak içindir. Tük* kelimesi Türkçede “bütün” anlamında olduğu anlaşılan tüke-mek “tamamlanmak, bitmek” fiilinden ve Kaşgarlı ‘nın “Iş tükedi.” örneğini bize sunduğu kelime. Bir insanın fiziksel ya da ruhsal bakımdan güçsüz bir hâle geldiğini ifade etmek için de aynı kelime kullanılır. İnsan, nesneye tahakküm ederken zaman da insanı tüketmektedir. Bu etkileşimde yaşanan değiş tokuşu kazanca tahvil etmek isteyen madde merkezli düşünce tarzları sabitelerin yerini alarak adeta bir görüntü medeniyeti oluşturmaktadır. İhtiyacı olmadığı hâlde tüketmek bugün ihtiyaca binaen yapılan harcamalardan çok daha fazla görülmektedir. Ancak burada ihtiyaç kelimesinin de herkesin dünyasında farklı bir anlamı olduğunu bilmek lazım. Baudrillard’in sahte ihtiyaçların boş zamanla eşleştirilmesi düşüncesi aslında tükenmekte olan bir varlığın oyun eğlence olan bir zaman mekân düzleminde temaşasından ibaret değil midir? Sistemin krucu oyuncuları hem satıcıya hem pazara hem de alıcıya kocaman bir “tükenmişlik” vaat ediyor. Sadelikte derinliğin zirvesi Yunus Emre ne güzel söylemiş: Sular hep aktı geçti Kurudu vakti geçti Nice han nice sultan Tahtı bıraktı geçti Dünya bir penceredir Her gelen baktı geçti Bakıp geçecektik, daldık vitrine gönül geçmiyor. Hanlar, sultanlar da heyte lek...diyor adeta Züleyha misal. Dünya kendine çağırıyor. Arkadan yırtılması lazım ateşten bir gömlek al/danmamak, almamak. Tabii tüketim konumuz, diyorsun ey kârî. Ama vermeden almak olmaz ki dünya kanununda. Zannımca değiştirmek lazım şu alışverişi veriş alışla. Neyi verdin almak için? Verdiğin şeyin kendisi, miktarı hatta bu ticaretin süresi de kayıtlı. Sen tükettikçe azalanlar bir tarafa tükendiğin her âna renk katan birileri varsa unutma! Ka- ranlık gecede ufka çalınan gölge kılıçlar kesemez aynı türküye gözyaşı dökenlerin umudunu. O umut ki tamamlanmak için hep kendi ayağından başlar okumaya. Olmaktan ölmeye aslında olmaya giden bu süreçte herkesin yiyeceği, giyeceği, bakacağı, alacağı şeyin bir sayısı var. Vakit tamam olduğunda asıl tükenen sadece ömürmüş, diye ah etmezsek iyi. Şu anda bunları düşünmeye zamanımız yok. O yüzden hızla verip hazla almalıyız. Sonuç hırsın hiç kimseyi izafi olarak zengin ya da mutlu etmeyeceğini idrak . Her şey zıddıyla bilinir, sözünü hafife alıyoruz gibi. Bittiğinde tükenmiş dediğimiz şey sadece madde olmayacak. Dertler, dersler, geçmez denen nice vakitler bitmedi mi? Sonu olan bir şey mutluluk verir mi? “Kanaatten hiç kimse ölmedi, hırs hiç kimseyi zengin etmedi.” Öleceğini bildiğin hâlde illa arpadan olsun inadına atı özne yapmışız ama ..? Tüketmekle tükenmek gece ve gündüzün birbirine sataşması kadar iddialı ama mağlup. Günün sonunda birbirinden çıkacak ve sonuç sessiz bir yokluk. Her ikisinin öznesinin de aynı olduğunu keşfetmek için kendine iyi bakman lazım ey insan. Tabii olarak yaşamı değerli kılmak anlamında İslam ekonomisi temelinde helallik kaidesi olmakla birlikte keyfiyet ve zaruret terimleri ile ifade edilen ve helalde bile dikkati öngören tasavvuf düşüncesini de dikkate almadan geçemeyiz. Bir alışverişin değeri aldığınızdadır veya ona yüklediğiniz anlamda. Karşılığında tükenmez bir cennet vaadeden ve bunu sabiteye yaslayarak yapan bir ahiret inancı ciddiyet ister. Burada sanırım aldatıcı olan cezanın sınırlı olduğu düşüncesi. Müslümanlar olarak dünyadaki tüketme anlayışı ile süreye göz kırparken süreci ıskalıyoruz sanırım. Paradigma bu; parçayı tüketirken neyi yediğine ne kadar yediğine bakmak. Parçayı kaybetmeyen bütünü de kaçırmayan bir bakış açısına sahip olmak. Bugün artık ihtiyaç kavramının dahi sahte olarak üretildiğini düşünenlerin sayısı az değildir. Dolayısıyla bu düşüncenin yapay birtakım isteklerin sonucu olduğunu tahmin etmek de zor değildir. Anlamlı bir bütünlük oluşturarak amacın peşinde gitmeyen bir insan tüketmenin ve tükenmenin anlamsızlığını da yaşar. Bir nevi takas yönetiminin geçerli olduğu bir düşünce sisteminde bunu test etmek mümkün değildir. Anlamı ya da amacı belirlenmemiş bir hayatı niteliği tartışılır alışkanlıklar yönlendirmek durumundadır. İbn Haldun’un insanları açlık değil alışmış oldukları tokluk öldürür, sözü de bu anlayışın ifadesidir. Doğal görünen ihtiyaçların giderilmesi konusunun aşındığı, ihtiyacın ne olduğunun muğlâklaştığı, ihtiyaç gidermek değil; ihtiyaç oluşturmanın büyük bir soruna dönüştüğü görülmektedir. Bu bağlamda bir konfor arayan modern insan kovalamaya peşinden koştukları da kaçmaya devam ediyor. Hep biten şeyler hiç gelmeyecek. Batı’da Romalı şairin Horatius’un dizelerinden “carpe diem” anı yakalamak veya yaşamak bizde ibn’ül-vakt olmakla maruftur vesselam. Kölesi olmak veya oğlu olmak irade meselesi. “Veren de o alan da nedir senden gidecek? Telaşını görenler, can senin zannedecek.” Üstadın diliyle senin olacak ki senden tükensin, sen tüket. Farkında olan, farkı olan olan, farik olan, aksiyon alır. Sahi, sen hiç tükettin mi?
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.