varlığın kullanım materyali hâline dönüşmek, sefaleti saadet neşvesiyle yudumlamak, tiryaki namıyla arzı endam eylemek vs… İllaki doğrudan olumsuz bir kişi ya da nesne olmayabilir bu ama kendimizi kurtaramadığımız şey, kendinden öte bir değer görüyorsa durup b…
varlığın kullanım materyali hâline dönüşmek, sefaleti saadet neşvesiyle yudumlamak, tiryaki namıyla arzı endam eylemek vs… İllaki doğrudan olumsuz bir kişi ya da nesne olmayabilir bu ama kendimizi kurtaramadığımız şey, kendinden öte bir değer görüyorsa durup bir düşünmek lazım. Bağlılık, bağımlılık hâline büründü ve iraden etkisiz durumda ise mağlup olmuşsun demektir. Ilki irade ister, ikincisi isteme hissini dahi elinden almıştır. Hayat, alışkanlıklarımız üzerine kuruludur, desek abartmış olmayız. Insanın kısa süre de olsa edindiği alışkanlıklar hayatını değiştiren daha doğrusu bir konumda durağanlaştıran, farkında olmadan esaret zincirlerine mahkum kılan davranışlar olarak iradenin gücünü yitirdiği dönemlerde ortaya çıkar. Aciz ve muhtaç hissettiğin şey olumsuz bir kavram ise terk etmek büyük bir hicrettir. Çünkü “defi mefasid celbi menafiden evladır” ahkamı gereği önemli ve öncelikli vazifen yapmaya alışkın olduğun her ne ise ondan uzaklaşmaktır. Derdi tanımlamak nispeten kolay, dertlenmek vazife, dertleşmek sorumluluk gereğidir. Dertle hemhâl olmak maharet, dertten kurtulmak zor. İki elin sesinden mutlu olmak bir tarafa bir aklı kullanmak ve onu iradeye ram etmek bugünün öncelikli konusu. Niyet etmek ilk aşamadır. Modern zamanların taktiği insanları öyle olmasa da özgür olduğu hissiyle donatmaktır. Özgür olduğunuzu zannediyorsanız ama değilseniz esarette ihtisas yapmışsınız demektir. En iyi köleden de bu beklenir zaten. İtiraz edecek kadar bile ağdan çıkılmaz durum. Asıl özgür olanlar, kendi seçimleriyle Allah’ın seçimini mukayese etmeyen hidayet yolunun yolcularıdır. Arabaya binmiş olması nefsinin ve kalbinin direksiyonunda kendinin olduğunu unutturmaz. Yoldaki işaretlere hayranlık duyup kalmak yerine gösterilen yöne gözü açık bakar. Özü gür insan durduğu yerin farkındadır. Nereye gideceğini bilir ya da bilmediğini bilir, öğrenmek için tembelliğin bağımlılığından kurtulmak ister evvela. Köleliğin bir türü olan bağımlılık iradenin ya da aklın devreden çıkması demektir. Sorgulama ama hakikat arayışıyla sorgulama arttıkça uyanma ve gerçek özgürlük yolu açılacaktır. Bu bağlamda felsefe yapmak merak anahtarını hakikat niyetiyle tüm kapılarda denemektir. Nereye gider, ne yaparım? Önce bağımlısı olduğun şeylerin farkında olmak sonra yöntem belirlemek ve düşmanla mücadele edecek motivasyonu sağlamak da önemlidir. Neyi, nasıl bırakıp özgür olacaksın? Haz; bağımlılık hissinin en önemli itici gücü, hazzı erteleyebilmekse gerçek anlamda irade hürriyeti... Beraberinde üç atlı daha var: Hız, hırs ve hınç. İtidale hasret bu duygular haz delisinin peşinden koşanlar. Kalbinden bağlanır insan, bırak demekle gönül geçmez öyle…Bağımlılık ancak duyguya yön vermekle altından kalkılır bir şey. Duygular davranışa, davranışlar alışkanlığa dönüştüğünde otobandan önce son çıkış demektir. Hakkı ve sabrı tavsiye eden bir dostunuz yoksa sefaleti saadet zannederek gafil tarifinden hallice bağımlı olarak anılırsınız. Terk etmeden kavuşulmaz ve gayret once kafada başlar, karar vermek bir adım ve kalbin atımını o karara hemdem eylemek. güçlü ve kalbi gerekçeler bulmak bu işi kolaylaştırır İradesinin başında duran insan da bağlanır ancak körü körüne değil gönlü gönlüne… Kalbin buhranından aklın burhanına yürüyen bir usulle çift değil tek görüşle sever. Hakikate aykırılık gördüğünde bağımlılık gafleti perdelemez gözünü, gücünü yönelttiğinden alır yönetildiğini bildiği Rabb’ine râm eder. sanıyorum. Ve insan her ne kadar anlam arayışında olsa da maddi olandan daha kolay etkileniyor. Bağımlı olduğu şeyin kendisine katkılarını ve kaybettirdiklerini yazıp somut bir hesaplaşma yapmalı. Sonra bırakacağı şeyin yerini doldurmalı elbette. Hayat boşluk kabul etmez. Meşgul olmayan işgal edilir. İradesinin başında duran insan da bağlanır ancak körü körüne değil gönlü gönlüne… Kalbin buhranından aklın burhanına yürüyen bir usulle çift değil tek görüşle sever. Hakikate aykırılık gördüğünde bağımlılık gafleti perdelemez gözünü, gücünü yönelttiğinden alır yönetildiğini bildiği Rabb’ine râm eder. Tercihini o tarafta kullanır ki gerçek özgürlük de budur. Verdiğinden fazlasını yalnız Allah (cc) verir insana. Tutku derecesinde bir muhabbet tutar da yerden yere vurur insanı, sefaletini saadet gösterir. Heva ve hevesin rüzgârı savurur da kendim geldim, dediğin yerin arkası uçurum olur. Yârdan ayrı kalanın düştüğü yarın derinliği yukarıdan bakınca anlaşılır vesselam. “Aşk mıdır ki can ü dil mülkünü yağma eyleyen Aşk mıdır sinem içre gelip de cân eyleyen Aşk mıdır ki boynuma takıp belâ zincirini Gezdirip Mecnûn gibi âlemde rüsvâ eyleyen Aşk mıdır ki bî-vefâ güller elinden geceler Inledip bülbülleri tâ subh güya eyleyen Aşk mıdır ki bu Muhibbi sînesîne dağ vurup Ahir ânın gözleri yaşını derya eyleyen” Gözünü karartan duyguların asıl aşkla bağ kurduğu, kusurları da hatır için seven âşıkların kusursuz olana sevgisi kıymetlidir. Bir sabır ister ki muhabbetin ölçüsü o kadardır ancak.
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.