onaylamak, tastik etmek, bir konu hakkında bildiğini anlatmak, bir işi tam ve kesin olarak bildirmek, kabul etmek manalarına gelir. Şehadet lafzını anlam içerik mana ve netice olarak söylemek, İslam dairesine girmenin parolasıdır. Kişi “Eşhedü En Lailahe İllal…
onaylamak, tastik etmek, bir konu hakkında bildiğini anlatmak, bir işi tam ve kesin olarak bildirmek, kabul etmek manalarına gelir. Şehadet lafzını anlam içerik mana ve netice olarak söylemek, İslam dairesine girmenin parolasıdır. Kişi “Eşhedü En Lailahe İllallah ve eşhedü enne Muhammeden Abdühü ve Rasülühü” dediğinde Ben İslam dairesine girmeyi kabul ediyor, onaylıyor ve tastik ediyorum ki, Allahtan başka İlah olmadığına şahitlik ediyorum ve yine Muhammed (SAV) in Allahın Kulu ve Rasülü olduğuna da şahitlik ediyorum” demiş oluyor. Şahitlik geniş kapsamlı bir tercih, kabul ve tastik durumudur. Şehadet, “Emanet şuuru” nun farkında olmaktır. Emanet Şuuru her şeyden önce insanın, ne olursa olsun kendi tasarrufuna bırakılmış olan şeyin sorumluluğunu tam bir bilinç haliyle taşıdığını ve kendisine verilmiş bu emaneti, buna ihtiyaç duyulduğu anda veya geri istendiğinde vermeye hazır olduğunu ifade eder. İşte gerektiğinde ve istendiğinde emaneti sahibine teslim edebilmenin adıdır şehadet. Ölüm gerçeği hayatta olan herkesi eşitleyen bir gerçek, kaçış yok. İşte kaçışı olmayan ölümü anlamlı kılmaktır şehadet. Hayatta iken ölümü, ölüm korkusunu, ölümün son olmadığını, bilakis başlangıç olduğunun şuurunda olmaktır. Yani , Şeb-i Arus (Düğün gecesi) olarak görebilmektir, Şehadet. Hayat bulan can bulan her canlının mutlaka tadacağı ölüm gerçeğini idraken aşmaktır, ötesine geçmek, bu gerçeklikle hayatını nihayete erdirmektir, şehadet. Peygamberlerin ümmetlerine şahitliği, mü’minlerin mü’minlere şahitliği, şehitlerin yakınlarına şahitliği nasıl olsa gerektir? Şehadet, bir çağrıdır çağlara, tüm zamanlara, Şehadet, diriliştir diri olan diri kalabilen ruhlara, Şehadet, var oluş gerekçesinin hakkını verebilmektir. Şehadet, hayata ötelerden bakabilmektir. Şehadet, oluşuna olduğuna olguya şahitlik etmektir. Şehadet “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. Zariyat:56” gerçeğinin şuurunda yaşamak, bedeni bedenin sahibine vererek ruhunun ölümsüzlüğüne şahitlik yapmaktır. Şehadet, “Emanet Bilinci”nin farkında olarak o şuurla hareket etmektir. Bedenimiz bize emanettir yani biz bize emanetiz. Emanet paradigmasının gereğini bilerek, anlayarak iman, irade ve idrakinde olarak, emaneti teslim aldığımız gibi kirletmeden sahibine teslim etmenin adıdır Şehadet. Yaratılışımızın amacına bakabilirsek şu gerçeği görürüz; Allah insanı kendisi için, eşyayı insan için yaratmıştır. Bu durum şöyle özetlenebilir. Kendim için yarattığım (insan), kendisi için yaratılan şeyler (Tüm dünya nimeti ve eşyalar) için kendisini harcamasın, eşyaya kendini adamasın. Yaratanı düşünerek yaratılış gerçeğine uygun olarak kulluğunun gereğini yapsın. Bu eylemleri nasıl ya- pacağımızı bize örnekliğiyle gösteren peygamberlerin yol ve yöntemini yaşantısıyla izlemektir şehadet. Allah bize akıl vermiş idrak vermiş irade vermiş sebepler ve sonuçlarını, ödül ve cezayı metodolojiyi elçileri vasıtasıyla insanlığa lütfetmiştir. Kur’an ve sünnetle “Yaşayan Kur’an” olan Rasülüllahın hayatı bize kadar intikal etmiş olup, bize de “Üsveyi Hasene “ olan örnekliğe uymamız emrediliyor. İşte şehadeti şahitliği iliklerine kadar hisseden, önceden şehit olmayı arzulayan insan daha yaşarken yaratılış gayesine uygun olarak asıl ahiret odaklı düşünür, yaşar ve elest bezminde verdiği söze sadık kalarak canını kendisine emanet verene iade eder. İşte bu karlı alış verişin adıdır şehadet. Dünyanın değersiz, anlamsız, para etmeyen boş bir hayalden ibaret olduğu sanal durumun farkında olmaktır. Kendi farkındalığının farkına varmaktır. Nasıl ki emanet olarak içinde bulunduğumuz bedenimizle bu dünyada varız, o halde canlı olmak, yaşamak bir hakikat ise ölüm de bir hakikattir. Bu Hakikate tam anlamıyla iman etmenin, ölüm ve ötesini görebilmenin adıdır şehadet. Şehadet bir geçiştir, bir evredir, bir aşamadır. Sun’i ve sanal olandan hakiki olana geçiş. Şehadet sürgünden vatana dönüştür, varıştır. Rahmetli Sezai Karakoç’un “Uzatma dünya sürgünümü benim” ifadesiyle dünyanın sürgün yeri, asıl vatanın ise ahiret olduğu bilincine sahip olmaktır. Şehadet şuuruyla ölen kimse şehittir. Şehit ölü değildir. Rabbimiz Ali İmran suresi 169-170. Ayetlerinde bu hakikati şöyle ifade etmektedir: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.” İslam uleması bu ayeti delil göstererek Ruhun Ölümsüz olduğunu ölüm olayının Ruhun Bedenden ayrılması olduğunu ifade ederler. Yani süreç devam etmektedir. Yine Tevbe Suresi 111. Ayetinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Verdiği söze Allahtan daha vefakar olan kim olabilir? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. Çünkü budur en büyük başarı, en büyük kurtuluş.” Bugün Filistinde Gazzede yaşayan, savaşan, ölen ve öldürülen müminlerin azmini sabrını direncini ve kararlılığını görünce şehadeti daha iyi anlıyor ve görüyoruz. Çünkü onların ölümü öldürdüklerini, dünyayı ve dünyalıkları ellerinin tersiyle ittiklerini ve cennete doğru koştuklarını görüyoruz. Rabbim bizi de bu aşkla bu şevkle şehadeti arzulayan ve şehit olanlardan eylesin.
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.