Uygulanan eğitim modeli ait olduğumuz toplumun yapısına uygun mu değil. Peki buna kim karar vermektedir. Bu ülkede toplumun inancı, geçmişi, örfü, kültürüyle hiç uyuşmayan bu sistemi kim, niçin belirledi. Niyet iyi olsa, böyle bir model seçilir miydi? B ulundu…
Uygulanan eğitim modeli ait olduğumuz toplumun yapısına uygun mu değil. Peki buna kim karar vermektedir. Bu ülkede toplumun inancı, geçmişi, örfü, kültürüyle hiç uyuşmayan bu sistemi kim, niçin belirledi. Niyet iyi olsa, böyle bir model seçilir miydi? B ulunduğumuz coğrafyada kurallarını bizim belirlemediğimiz bir eğitim ve öğretim icra edilmektedir. Bu eğitimin üzerine biraz eğildiğimizde söz konusu uygulamaların örfümüze geleneğimize ne kadar yabancı olduğunu görmekteyiz. Öncelikle paradigma nedir? Paradigma; belli bir zaman dilimi içinde yani bir süreçte bir halkın, bir grubun ya da topluluğun düşünme biçimi ve davranışlarını belirleyen dünya görüşü, bilgi dayanağı, perspektif, model, olay ve olgularla alakalı durumdaki bakış açısı yahut dünya görüşü olarak tanımlanır. Paradigma, dünyayı anlama ve yorumlama biçimini belirleyen zihinsel modeldir denilebilir. İlk defa Paradigma kavramını Thomas Samuel Kuhn, 1962’de yayımlanan “Bilimsel Devrimlerin Yapısı” adlı kitabıyla popülerleştirmiş ve böylece literatüre geçmiştir. Her kavramın ve fikrin arka planında o fikrin ortaya koyucusu sahip olduğu inancın ve kültürün ilkelerini yansıtır bu kaçınılmazdır. Dolayısıyla Batı tandanslı kavram ve fikirleri anlamak için sahibini de iyi okumak gerekir. Pozitivist ve materyalist bir bakış açısı hakimdir. Eğitimin paradigmaları nelerdir? Bir toplumun eğitiminin o toplumun inancı, örfü, kültürü ve geleneğine uygun bir model olması gerekmez mi? Evet gerekir, ama realite öyle mi değil. Uygulanan eğitim modeli ait olduğumuz toplumun yapısına uygun mu değil. Peki buna kim karar vermektedir. Bu ülkede toplumun inancı, geçmişi, örfü, kültürüyle hiç uyuşmayan bu sistemi kim, niçin belirledi. Niyet iyi olsa, böyle bir model seçilir miydi? Hayır. Yoksa amaç farklı mıdır? Şu anki modelin fikir babaları kimlerdir? Bu ülkede 1920’lerde yapılan harf devriminin bunda payı nedir? Yoksa asıl oradan mı başladı, paradigma değişikliği? Bugün günümüzde hangi paradigmalar mevcuttur? Paradigma, yaşanan olaylara ilişkin nasıl bir yaklaşıma ve tutuma sahip olduğumuz ve olacağımızı belirler. Paradigmalar genellikle bir çağa ya da döneme aittir ve değişen koşullara göre farklılaşabilmektedir. Burada hakim ideoloji ve kültürlerin emperyal dayatmalarına karşı çağdaş güncel gelişmeleri, teknolojileri ve akımları çok dikkatli takip edip ona göre analiz ve okuma yapmalıyız ki özellikle eğitim paradigmamızı kendimize özgün bir şekilde geliştirebilelim. Yoksa başka milletlerin başka kültürlerin ve ideolojilerin taklitçisi ve temsilcisi oluruz. Bu durum da bizi biz yapan kimliğimizden uzaklaştırır. Şu an birçok toplumda şu paradigmalar hakimdir; Pozitivist, eleştirel, yorumlayıcı, yapısalcı ve postmodern paradigma vs. İşte özgün yapımız ve kültürümüze aykırı bir şekildeki kırılma 1920 li yıllarda başlamış ve 19451950 li yıllarda bize dayatılarak hala günümüzde etkisini sürdürmektedir. “Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu, ya da resmi kuruluş adıyla Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri Kültürel Mübadele Komisyonu, 1949 yılında Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye arasında imzalanan ikili anlaşma ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçen 13 Mart 1950 tarih ve 5596 sayılı kanun çerçevesinde çalışmalarına başlamıştır. Fulbright Eğitim Komisyonu, Türk ve Amerikalı öğrencileri, üniversite mezunlarını, akademisyenleri, sanatçıları ve kamu görevlilerini eğitim, yaşam ve seyahat masraflarını kapsayan burslarla desteklemekte ve ABD’de eğitim almak isteyen Türk öğrencilere danışmanlık hizmeti sunmaktadır. Türkiye Fulbright Programı, Türk ve Amerikan halkları arasında eğitim ve kültürel değişim yoluyla ortak bir anlayış geliştirmek için kurulmuştur.” Denilir. Ama asıl amacı her zaman kamufle edilmektedir. Batılı hiçbir ülke kimsey karşılıksız burs vermez. Burs alanlar eğitimlerinin sonunda kendi ülkesinin aleyhinde burs aldığı ülke lehinde icraatlara imza atarlar. Yani bursla insan satın alma operasyonunun adıdır Fullbright. Bu anlaşmalarla ilgili Merhum Oktay Sinanoğlu şöyle söylemektedir: “Bir toplumda Zihinler ve gönüller sömürgeleşirse en kötüsü budur. 1946-47 de İsmet İnönü tarafından Amerika ile yapılan gizli anlaşma ve akabinde 1949 yılında imzalanan ikili anlaşma ve 13 Mart 1950 de Mecliste kabul edilen 5596 sayılı kanunla Eğitim sistemimiz Amerika’ya teslim edilmiştir. Dünyanın en kötü en berbat eğitim sistemi Amerikanındır. Onların işi süper beyinleri satın alıp çalıştırmakla işler.“ Ogün bugündür ülkemizde eğitim politikasına yön veren zihniyet ve kurum bu olsa gerektir. Bu ülke ne zaman bize has, bağımsız eğitim prensiplerini belirler ve gençlerimiz o prensiplere göre yetişirse o zaman geleceğimiz kurtulacaktır. Pozitivist paradigma, bilginin ancak dış gerçekliğin gözlemlerine dayanması halinde geçerli olduğunu savunur, epistemolojide düalist ve nesnelcidir. Aynı zamanda ampirik ve manipülatif metodolojiyle karakterize edilen felsefi bir yaklaşım ortaya koyar. Bu bize uymaz o halde yeni bir okuma yeni bir değerlendirme yeni bir bakış açısı ortaya koymak gerekir.
Yayımlanan yazılarda ileri sürülen görüşler yazarlarına aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.